16 Haziran 2023 Cuma

İstanbul Modern

İstanbul Modern bilindiği üzere uzun süredir Tepebaşı’nda ziyaretçilerini ağırlıyordu. Galataport’un tamamlanmasının ve binasının yeniden inşa edilmesinin ardından geçtiğimiz ay ise eski yerine kavuştu.

Arkadaşım Melek ve ben hem Galataport’da kahvaltı yapalım hem de akabinde sanata doyalım diyerek hafta sonu buluştuk.

Sanat müzesi çok büyük ve adına yakışır modern bir bina olarak ziyaretçilerine kapısını açmış durumda. Ücretli olarak ziyaret edilen müzede günümüzden ve geçmişten çok fazla sanatçının eseri sergileniyor.


Bunlardan bazıları şöyle…

Nuri Bilge Ceylan’ın seyahatlerinde çektiği fotoğrafların sergilendiği Başka Bir Yerde sergisi…

Ara Güler fotoğrafları…

Semiha Berksoy resimleri… Aşağıdaki resimden Semiha Berksoy’u bulmak zor değil sanırım :)

Bedri Rahmi’den, Aliye Berger’e, Fahrünnisa Zeyd’e kadar birçok sanatçının eserini görmek mümkün.

Seyahatseverlere :)

Yıllar evvel hayatını okuduğum zaman çok etkilendiğim Cahide Sonku da Nur Koçak tarafından resmedilmiş. Cahide Sonku’yu en parlak döneminden en bitap düşmüş dönemine kadar görebiliyoruz.

Cihat Burak ise Nazım Hikmet’e Şairin Ölümü isimli tablosunda yer vermiş.

Galeride ayrıca kısa film gösterilerinin ve ışık oyunlarının olduğu bölümler de var.

Tüm sergi odalarını gezip, her bir sanat eserini anladığımız kadar inceleyerek - sonuçta sanat eğitimi almadığımız için bizim gezimiz biraz daha yüzeysel oluyor – İstanbul Modern’in keyfini çıkardık. Çıkışta da müzenin alışveriş dükkanına uğradık. Dükkanda sanatçıların eserlerini kalem, defter, fincan gibi çeşitli formlara bürünmüş eşyalar olarak bulmak mümkün.

O zaman sanatla ve gezerek kalın 😊

5 Haziran 2023 Pazartesi

Aşçılığa İlk Adım

Ezelden beri mufağa ilgi duymuşumdur. Pandemi esnasında bu ilgimi pratiğe çevirme fırsatı da yakaladım. Mutfağa girip ortaya bir şeyler çıkardıkça bu işten ne kadar keyif aldığımı, mutfakta kafamdaki birçok şeyden uzaklaşıp sadece yaptığım yemeğe odaklandığımı ve bunun bana çok iyi geldiğini fark ettim.

Hayatım boyunca ne iş yaparsam yapayıp hep hakkını vererek yapmaya çalışmışımdır. Bu yüzden mutfakta da daha iyi işler çıkarabilmek adına eğitim almaya karar verdim ve bir aşçılık kursuna yazıldım. 

Aşçılığa ilk adım niteliğinde 8 hafta sürecek bu eğitimde bıçak kullanma tekniklerinden, et, tavuk, balık pişirme usullerine, soğuk salatalardan pizza/makarna yapmaya kadar birçok şey öğrenmeye başladım.

Kursta ortaya çıkardığımız ilk ürün; Minestrone çorba 😊

Son birkaç haftadır evde yaptığım şeyler ise şöyle;

Lübnan mutfağından Tabule…

Kırpma börek…

Kakaolu muhallebili bir tatlı gibi gibi…

Umarım kurs bitiminde daha donanımlı ve daha teknik yemekler ortaya çıkaracak duruma gelirim :) 

O zaman afiyetle kalın...

26 Mayıs 2023 Cuma

Casa Botter

İstiklal Caddesi’nde yer alan Casa Botter ya da diğer adıyla Botter Apartmanı geçirdiği tadilat sürecinin ardından geçtiğimiz haftalarda ziyarete açıldı. Jean Botter, 2.Abdülhamid döneminde sarayın resmi terzisiymiş ve adına inşa edilmiş olan bu apartmanda yaşıyormuş. Bu apartmanı bir nevi ülkemizin ilk modaevi olarak düşünebiliriz 😊 Tadilat süreci birkaç kez sosyal medyada gündeme gelmişti ve biter bitmez gitmeyi planlıyordum. Nihayet geçtiğimiz haftalarda gitme şansı elde ettim.

Bina aynı zamanda Türkiye’de Art Nouveau tarzında yapılan ilk binaymış. Mimari tarzlardan çok anlamasam da bunu da ek bilgi olarak vermeden geçmeyeyim.

Binanın fotoğrafını çektikten sonra içeri giriyorum. Aman Allahım bu nasıl bir kalabalık? Meğer tüm İstanbul Casa Botter’in ziyarete açılmasını bekliyormuş :)

Giriş katta bir sergi bulunmakta.

Sergiyi gezdikten sonra üst kata çıkıyorum. Üst kata çıkarken terzi Botter ve binanın mimarı D’Aronco’nun heykelleri ile karşılaşıyorum.

Üst kat, alt kata oranla daha da kalabalık:) İnsanların çoğu maalesef nereyi gezdiğini bilmeden instagramda paylaşım yapmak için her köşede fotoğraf çekiliyor. Keşke biraz daha bilinçli gezilse diye içimden geçiriyorum ama yapacak bir şey yok.

Üst katta da birkaç sanat eseri bulunmakta.

Balkondan bir de İstiklal Caddesi fotoğrafı aldıktan sonra binadan ayrılıyorum. Ayrılırken de İstiklal’deki tüm binaların restorasyondan geçmesini ve caddenin güzel bir çehreye kavuşmasını umut ediyorum.


2 Nisan 2023 Pazar

İçimdeki Tezatlar

Bazen düşünüyorum da yaşam şeklim hiçbir zaman tek bir kalıbın içine sığmıyor. Hayatımı hep içimdeki tezatlarla beraber idame ettiyorum. Galiba bu durumdan da gayet hoşnutum.

Örneğin; seyahat etmeyi çok seviyorum. Beni tanıyıp da bunu bilmeyen yoktur sanırım. Havalimanına ayak bastığım an heyecan duyuyorum. Bavulumun tekerleklerinden gelen o tıngır mıngır ses, ışıklı panolar, uçağın havalanıp gökyüzünde süzülmesi beni mutlu etmeye yetiyor. Varış noktasına ulaştıktan sonra ise tatilimin her anının tadını çıkarmaya çalışıyorum. Öte yandan çok gariptir ki dönüş yoluna geçince içimde pek bir hüzün hissetmiyorum yani aklım tatilde kalmıyor. Keyifle geçmiş bir tatili güzel anılarımın arasına yolluyorum ve çalışma haftama odaklanıyorum. Henüz dönüş yolunda iken çalışma planımını çıkarıyor ve yeni haftada gelecek işleri bir an önce halletmek için sabırsızlanıyorum.

Bir kova burcu olarak sosyalleşmeyi, arkadaşlarımla vakit geçirmeyi seviyorum. Ancak üç gün üst üste arkadaşlarımla vakit geçirsem dördüncü gün yalnız kalma ihtiyacı duyuyorum.

Çok iyi otellerde kalabilmenin yanısıra temiz butik bir pansiyonlarda da rahat edebiliyorum. Bir gün şık bir restoranda kaliteli bir yemek yerken ertesi gün bir sokak lezzetinin peşine düşebiliyorum. Bu liste böyle uzuyor gidiyor…

Yazımın başında da dediğim gibi bu halimden memnunum. Eğer sürekli tatil yapmayı seven ve çalışmanın külfet olarak geldiği biri olsaydım ya da işkolik olsaydım iki durumda da mutsuz olurdum sanırım. Aynı şekilde kendimi hiç vakit ayırmadan sürekli sosyalleşsem ya da sürekli yalnız kalsam bu da beni keyifsiz bir insan haline getirirdi. Bence hayat zıtlıklardan oluşan bir denge üzerine kurulmuş durumda. Dengeyi tutturduktan sonra ise yaşam çok güzel…


21 Mart 2023 Salı

Kuzguncuk'ta Bir Gün

Cumartesi sabahı erken saatlerde uyanıyorum. Camdan kafamı uzattığımda beni hafif yağmurlu bir hava karşılıyor. Oysa o günkü planımda vapurla karşıya geçmek, Kuzguncuk’a yürümek, açık havada fotoğraflar çekmek gibi planlarım var. Planımı bozuyor muyum? Tabii ki hayır çünkü soğuk havada da, yağmurda da karda da dışarı çıkmayı seviyorum. Hava şartlarına göre giyindikten sonra gerisi ortamın tadını çıkarmaya kalıyor.

Kahvaltı yaptığım esnada telefonuma bir arkadaşımdan “planın yoksa görüşelim mi” şeklinde bir mesaj geliyor. Ona Kuzguncuk planımdan bahsediyorum ve bana eşlik edip edemeyeceğini soruyorum. “Gamze hava çok kötü” şeklinde şaşırmadığım bir yanıt veriyor 😊 Hava şartlarının birçok insanın programını etkilediğini artık bildiğimden ısrarcı olmuyorum ve akşam yemeği için sözleşiyoruz.  Kahvaltımı yapmamın ardından vapura binmek üzere yola çıkıyorum.

Üsküdar'a geldikten sonra ise Kuzguncuk’a doğru yürüyüşe başlıyorum.  Yürüyüş esnasında boğazın iki tarafına bakarak bir kez daha İstanbul’da yaşadığım için kendimi şanslı hissediyorum.

Kuzguncuk’ta beni önce süslü püslü bir Kuzguncuk arabası karşılıyor.

Hemen karşısında da Tarihi Kuzguncuk fırınını görüyorum.

Vitrinde sergilenen ve birbirindem lezzetli görünen mamulleri bir dahaki sefere denemek üzere pas geçiyorum.

Biraz ilerleyince bu sefer Nail Kitabevi karşıma çıkıyor. Eski bir Kuzguncuk evi kitap-cafeye dönüştürülmüş durumda. Daha önce methini çok duyduğum kitabevini bu sefer ziyaret etme şansı yakalıyorum. Kitap çeşitliliği biraz hayal kırıklığı yaratsa da gayet hoş ve sıcak bir ortam ile karşılaşıyorum.


Veee Kuzguncuk evleri. Evet evet kaç kez yazdım burada bilmiyorum ama ben cumbalı evleri çok seviyorum:)

Sonrasında kısa bir yemek molası veriyorum. Tercihim “Pita” oluyor. Mekana ismini veren pitayı deniyor ve seviyorum.

Yemek sonrası sokaklarda spontane dolaşırken Perihan Abla sokağına denk geliyorum. Hayal meyal hatırladığım çocukluğumun dizisine ev sahipliği yapmış sokağı baştan sona geziyorum.

Biraz daha ilerleyince ise Kuzguncuk Bostanı’nı görüyorum.

Yine tarihi Kuzguncuk evleri…

Buraya kadar gelmişken bi de kahve tatlı molası vereyim diyerek Kuzguncuk Çikolata ve Kahve isimli cafeye uğruyorum. İnanılmaz lezzetli bir pasta ile günümü şenlendiriyorum.

Artık dönüşe geçmenin zamanı. Son olarak Ekmek Teknesi dizisinde kullanılan fırını görüyorum. Bu diziyi seyretmediğim için ben de pek bir çağrışım yapmıyor ama fotoğraflamadan da geçmiyorum.

Gelirken vapuru tercih etmeme karşın dönüşte Marmaray’ı kullanarak arkadaşımla sözleştiğimiz yere doğru hareket ediyorum. Böylece Kuzguncuk günü sona eriyor:)

5 Şubat 2023 Pazar

Fener – Balat (2.Bölüm)

Balat’ın içlerine doğru ilerlerken caddeye çıkıyoruz ve birkaç sene evvel restorasyonu tamamlanmış olan Sveti Stefan kilisesine uğruyoruz.

Dışı kadar içi de gösterişli olan kiliseyi gördükten sonra tekrar Balat’ın sokaklarında ilerleme vakti.

İlk durağımız renkli evleri ile ünlü yokuş. Bir önceki yazımda da belirttiğim gibi Fener- Balat civarında her köşeyi rengarenk boyamışlar. Ancak sırf boya yapmak maalesef o bölgeyi güzelleştirmeye yetmiyor. Binaların ciddi bir restorasyona ihtiyacı var. Bu sokaktaki evler diğerlerinden farklı olarak restore edilmiş durumda ve çok güzel duruyor.

Çıfıt çarşısı ise Balat’ın en meşhur çarşılarından biri.

Ara sokakların birinde yüze senelik bir meyhaneye rastlıyoruz. “Burası Agora Meyhanesi, burada yaşanır aşkların en şahanesi” şiirine /şarkısına konu olmuş bir yer…

Az ileride Sevda Gazozcusu…Envai çeşit gazoz bulmak mümkün.

Balat’ın kalabalığını seyreden bir minnoş.

Sokaklarda dolaşırken hadi bir kahve içelim diyoruz ve kahve çeşitleri ile ünlü olan Mare Mosso’ya uğruyoruz.

Seçtiğim menengiç kahvesinden oldukça memnun kalıyorum. Biraz daha sohbet ederek günü sonlandırıyor ve Balat’a veda ediyoruz.

31 Ocak 2023 Salı

Fener – Balat (1.Bölüm)

Pazar sabahı Fener’in henüz kalabalıklaşmamış sokaklarında yürüyorum. Dükkanlar bile kepenklerini kaldırmamış. Üzerimde Fener’i daha önce hiç bu kadar sessiz görmemenin verdiği şaşkınlık var.

Kahvaltı yapacağımız mekana varıyorum ve henüz oranın da açılmadığını farkediyorum.  

Kapı önünde beklerken arkadaşım geliyor ve cafenin de açılması ile içeri süzülüyoruz. Velvet Cafe, bir anneanne, bir babaanne evi gibi. Dantel masa örtüleri, fincanlar, duvardaki resimler bu durumu destekler nitelikte.

Sonra kahvaltıya başlıyoruz. Sabahın erken saatinde uyanıp sokaklarda dolaşmak epey acıktırmış :)

Muhabbete yavaş yavaş doymaya başladığımız noktada ise hadi kalkalım diyoruz. Fener’de ve Balat’da gezilecek çok yerimiz var. İlk durağımız Fener Rum Patrikhanesi…Patrikhane; kilise, kütüphane ve idari binalardan oluşuyor.

Patrikhaneden çıktıktan sonra renkli merdivanlere doğru ilerliyoruz. Fener ve Balat semtlerinin en önemli olayı zaten bu renk cümbüşü. Boyayı fırçayı kapan gelmiş buralara:)

Akabinde biraz daha yukarılara tırmanmaya başlıyoruz. Fotoğrafta görünen bina Fener’in simgelerinden biri.

Sıra geldi Kızıl Mehtep’e… Okul maalesef ziyarete açık değil.

Kiremit Caddesi ise en bilindik sokaklarından biri…

Vee merkezde yer alan, semtin eskilerinden Tarihi Taşfırın...

Galetaleri ile ünlü fırından galeta almadan olmazdı.

Artık Balat’a geçme vakti. O da bir sonraki yazıya 😊