Gezide ilk
durağımız Sırbistan’ın başkenti Belgrad oldu. Uçağımız hareket etmeden evvel
aylardan mayıs acaba yağmurlu bir hava mı bizi karşılar diye içimde bir kuşku
vardı. Ancak öğle saatlerinde vardığımız Belgrad’ da güneş iyice yüzünü
gösteriyordu. Rehberimizle tanışıp otobüse yerleşme faslından sonra turumuz
başladı.
İlk
durağımız Tito müzesi oldu. Eski Yugoslavya’nın kurucusu Tito’nun ismi ile
anılan müzenin sadece bahçesinde dolaşabildik. Paskalya nedeni ile müze
kapalıydı.İkinci olarak ise Aziz Sava Kilisesi’ne gittik. Aziz Sava Kilisesi 1500’ li yıllarda inşa edilmiş ve Sırbistan’da önemli bir kişilik olan Aziz Sava’ya ithaf edilmiş. Kilise, İstanbul’da bulunan Ayasofya Kilisesi’ne benziyordu.
Ardından
Belgrad’da kalan tek Osmanlı Camisi olan Bayraklı Camii’ye gittik. Tüm Osmanlı
Camileri tahrip edilmiş ya da ibadete kapatılmış. Bayraklı Cami ise ibadete
açık tek cami.
Daha sonra Belgrad’ın en önemli meydanı olan Kale Meydan’ a doğru yol aldık. Kale meydan, Belgrad Kalesini içinde barındıran ve Tuna Nehri’ne bakan önemli bir yerleşim yeri. Meydan girişinde çok güzel bir parkın içinden geçtik. Her taraf yemyeşildi ve börtü böcek sesleri etrafı sarıyordu. Buradaki çeşmeden su içmek için mola verdik. İstanbul’da sokaklarda, parklarda çeşmelerden su içememiz büyük şansızlık. Begrad’da bütün çeşmelerden su içilebiliyor.
Kaleden
manzara oldukça güzel. Tuna Nehiri ve Sava Nehirlerinin birleştiği nokta
gözlemlenebiliyor.
Tuna nehrini
görmek akıllara aşağıdaki dizeyi getiriyor.
Tuna
nehri akmam diyor
Kenarımı
yıkmam diyor...
Yalnız daha evvel Budapaşte seyahatimde de Tuna nehrini gördüğüm için ister istemez kıyaslama yaptım. Tuna nehri Budapeşte ‘de daha coşkulu akıyor ve manzara daha büyüleyici gözüküyor.
Kalenin
çıkışında ise Damat Ali Paşa Türbesi’ni gördük. 3 sene Osmanlı Devleti’nde
sadrazamlık yapmış Damat Ali Paşa burada şehit düşünce türbesi de buraya
yapılmış.
Kale’den ayrıldıktan
sonra Belgrad’ın meşhur caddesi Knez Mihailova’ya doğru yürümeye başladık.
Burada hediyelik eşyalar satan çeşitli tezgahlar bulunmakta. Ben de burada bir
mola verip yöreye özgü el işi çarıklardan ve magnetler aldım.
1-2 saat
Knez Mihailova caddesinde dolaştıktan sonra otele yerleşme üzere otobüse geri
döndük. Dönüş yolunda ise Mihailova Obrenovic heykeli bulunmakta. Sırp prensine
ait olan bu heykelde, prens eliyle İstanbul’u işaret ediyor. Bu da bi gün bu
topraklarda yer alan tüm Türkler İstanbul’a gönderilecek manasındaymış.