16 Ağustos 2018 Perşembe

O Beklenen Gün : Fiyortlar


Sabah gözüme vuran ışıkla uyanıyorum, saat epey geç olmuş olmalı diye düşünürken aslında saatin 04:30 olduğunu farkediyorum. Beyaz geceler dedikleri bu olsa gerek. Gece 12:00 civarı batan ve 03:00 da yeniden doğan bir güneş…Bugün beklenen gün, fiyortları göreceğiz.

05:30 gibi yola çıkıyoruz. Bizi fiyort turuna çıkaracak geminin yolundayız. Öyle güzel manzaralardan geçiyoruz ki fotoğraf çekmekten yoruluyor ve makineyi bir kenara bırakarak sadece manzarayı seyre dalıyorum. Ardından mola vermek için göl kenarı bir noktada duruyoruz.
Göle doğru yürüdüğüm zaman sessizlik dikkatimi çekiyor. Neredeyse kalp atışlarımı duyacam. O sessizlik, gölün berraklığı o kadar huzur verici geliyor ki oradan ayrılmak istemiyorum. Beni bıraksınlar ve orada bir kaç gün geçireyim istiyorum. Sene boyunca yaşadığım yorgunluğu işte o anda farkediyorum.
Tabi ki böyle bir şansım olmadığı için göl kenarında park etmiş karavana son kez imrenerek bakıyorum ve otobüsün yolunu tutuyorum. Ve sonunda fiyortların başlangıç noktasındayız.
Orada küçük bir Viking köyü de kurmuşlar. Sandallar, ocaklar, Viking canlandırmaları her şey çok güzel.
Fiyort turu başlıyor ve tam 2 saat sürüyor.
Bir çok fiyort köyüne selam çakarak ilerliyoruz ve Flam kasabasında iniyoruz.
Şimdi yeni bir tur başlayacak; tren turu.
Yine çok güzel manzaralardan geçiyoruz. Gözümüz iyice yeşile, maviye doyuyor.
Şu an ismini hatırlayamadığım büyük bir şelalenin önüne gelince duruyoruz. Şelalede aynı zamanda bir de gösteri var. Kuzeyliler troll diye bir hayali varlığa inanıyorlar. Kırmızılar giymiş iki troll müzik eşliğinde dans ediyor.
Tren turu da bittikten sonra Oslo’ya doğru tekrar dönüşe geçiyoruz. Ancak bir mola noktamız daha olacak. O da çok eski bir Viking kilisesi. Onu da gördükten sonra yorgun ama mutlu bir şekilde günü tamamlıyoruz.


14 Ağustos 2018 Salı

Kuzeye En Kuzeye Doğru


Eveet sıra geldi Oslo’ya. Sabahın erken saatlerinde rotamızı Norveç’in başkenti Oslo’ya çevirdik ve bu yolculuk esnasında çok güzel manzaralardan geçtik. Şahitlik ettiğimiz manzaralardan biri aşağıdaki gibiydi…
Şehre girmeden evvel kış olimpiyatlarının ve çeşitli kayak yarışlarının yapıldığı pistlere uğradık.
Orada aynı zamanda sanal olarak kayak yarışı deneyimleyebilmek için simülatör de vardı. Denedim mi? Evet…Beğendim mi? Hayır. Hiç bir özelliği yoktu ve gerçek olmaktan çok çok uzaktı. İstanbul’da çok daha iyi simülatörler var J
Sonrasında şehrin girişinde yer alan Vigeland heykel parkını ziyaret ettik. Gustav Vigeland’ın eserlerini barındıran park devasa bir alana kurulu. Heykeltraş tüm ömrünü bu parka adamış. Aile, arkadaşlık ve ilişkiler üzerine çeşitli eserler ortaya koymuş.
Parkın en meşhur heykeli de işte bu veletti J Ağlayan çocuk isimli heykel epey popüler…
Ve Oslo… Oslo nasıl bir şehirdi diye bana soracak olsanız “zengin, yaşam standartları yüksek ve bir o  kadar da güneşli” bir şehir olarak tanımlarım. Evet güneşli...İskandinavya standartlarına göre inanılmaz güneşli bir havaya denk geldik. O yüzden Norveç aklımda hep güneşli kalacak :)
En eğlenceli bölgesi liman bölgesiydi.
Biz de zamanımızın çoğunu limanda geçirdik . Limandayken elimizde dondurmalarımızla ertesi günkü gezinin meraklı muhabbetine dalmıştık bile…

10 Ağustos 2018 Cuma

Malmö ve Goteborg


Gezimizin üçüncü gününde İsveç’in sevimli şehri Malmö’ye doğru yola çıktık. Kopenhag’dan Malmö’ye yarım saatlik bir kara yolculuğu ile ulaşılıyor. Sevimli, sakin ve bir o kadar da modern bir şehir Malmö.

Şehrin içine girmeden evvel şehir dışındaki hayvanat bahçesine uğradık. Hayvanat bahçesine doğru ilerlerken çocukluğum gözlerimin önünden geçti. Rahmetli dedem ara sıra bize gelir, zile basar ve anneme “Esra’yı (bana ailede Esra diye hitap ederler) hazırla onu gezmeye götürecem” derdi. Nasıl sevinirdim anlatamam. Bu gezilerimizin çoğu Gülhane parkındaki hayvanat bahçesine olurdu. Küçücük ellerimi dedemin kocaman avucuna bırakır seke seke yanında yürürdüm. Hayvanat bahçesine girdiğimiz zaman bana hayvanları tek tek anlatır, sonrasında da tost ve gazoz ısmarlardı. Ah dedem…Şimdi o çok uzaklarda çocukluğumun mutlu anılarında gizli. Neyse konuyu dağıttım biraz. Çocukluğumda severek gezdiğim hayvanat bahçelerine artık gitmiyorum. Hayvanların doğal yaşamlarından uzakta, kafes arkasında sergilenmesi hiç hoşuma gitmiyor. O yüzden Malmö’de de içine girmedim. Sadece dışındaki doldurulmuş bazı hayvanları fotoğrafladım.
Ardından Malmö merkeze yani Old Town’a geçtik. Old Town küçük küçük butiklerin, cafelerin sıralandığı hoş bir yer.
Burada bir de el sanatı ürünlerin satışının yapıldığı ayrı bir yer var. Oraya da uğradık. Ancak ben pek kaydadeğer bişi görmedim.
Bir de şehirde çok meşhur bir cheesecakeci varmış. Gitmeden evvel bloglarda ve tripadvisor'da cafeye dair övgü dolu yazılar okumuştum.  O yüzden gelmişken deneyelim dedik ama tam bir hayal kırıklığıydı. Türkiye’de çok daha iyi cheesecake yapan yerler var.
Öte yandan cafenin dizaynı çok sıcaktı. Zaten kitabın girdiği her yer çok sıcak :) 
Malmö’de geçirdiğimiz keyifli saatlerden sonra konaklamak üzere Goteborg’a doğru yol aldık. Goteborg deniz kenarı ve yüksek sayıda göçmen nüfus barındıran bir şehir. 1-2 saat şehir turu attıktan sonra günü noktaladık.


8 Ağustos 2018 Çarşamba

Saraydan Saraya


Gezimizin ikinci gününde Kopenhag dışına çıkarak kırsal kesimi keşfettik. Aslında pek de keşif sayılmaz. Bana göre turun en sıkıcı günüydü. Hillerod ve Helsingor şehirlerine giderek iki önemli sarayı gezdik.

İlk önce Hillerod’da Frederiksborg Sarayı’nı gördük. Frederiksborg, oldukça ihtişamlı eski bir kraliyet sarayı.
Devasa büyüklükteki sarayın sadece ziyarete açık kısmını gezdik. O kısım bile ihtişamı görmek için yeterliydi.
Saray aynı zamanda çok da güzel bir bahçeye sahip.
Ve son olarak gölette yüzen ördekleri biraz besledikten sonra Helsingor şehrine doğru yola çıktık.
Helsingor’da gördüğümüz saray ise Kronborg sarayı oldu. Kronborg, Shakespeare ile özdeşleşmiş durumda. Çünkü Shakespeare’in ünlü trajedisi Hamlet, Danimarka prensi Hamlet’in hikayesini anlatıyor ve olay bu sarayda geçiyor.
Frederiksborg Sarayı kadar ihtişamlı olmayan sarayın tavan süslemeleri  ilgi çekiciydi.


2 Ağustos 2018 Perşembe

Kuzeyde 1 Hafta


2 hafta evvel ailemle beraber İskandinav ülkeleri ve fiyortları içeren çok hoş bir seyahat gerçekleştirdim. 8 günde 3 ülke, 3 büyük şehir ve bir çok kasaba gördük.

Seyahatte ilk durağımız Danimarka’nın başkenti Kopenhag oldu. Kopenhag, tüm seyahat boyunca en sevdiğim İskandinav başkentiydi. Sıkıcı olmayacak kadar neşeli ama nefes alacak kadar da sakin bir şehir.

Kopenhag’da ilk gördüğümüz şey ise Deniz Kızı heykeliydi. Ünlü masalcı Andersen’in Küçük Deniz Kızı masalından ilham alınarak yapılan bu heykel epey popüler. Heykelin önünde onlarca kişi fotoğraf çekmek için yarışıyordu. Biz de yarışa dahil olarak heykelin birkaç fotoğrafını çektik ve ardından Kopenhag’ın kalbinin attığı bölgeye Nyhavn’a doğru yola çıktık.
Nyhavn kanal üzerine kurulmuş bir bölge. Kanalı boyunca renkli evler ardı ardına sıralanmış durumda. Cafeler ve restoranların çoğu bu bölgede yer alıyor. Kalabalık ama çok keyifli bir mahalle olarak tanımlayabiliriz.
Bir kaç saatliğine de olsa biz de buranın keyfini çıkardık. Ellerimizde dondurmalar ile  kanal kenarında oturarak gençlerin yaptığı müziği dinleyip hoş vakit geçirdik.
Kopenhag’da bir sonraki durağımız ise saraylar oldu. Christianborg, Amelienborg ve Rosenborg saraylarını gördük. Açıkçası bu tip seyahatlerde saray gezmek bana çok cazip gelmiyor. Dışardan görmek yeterli oluyor J Rosenborg hariç diğer iki sarayı dışardan görerek yetindik ve akabinde Rosenborg’a gittik. Daha önceden buraya seyahat etmiş arkadaşlarım Rosenborg sarayının mutlaka bahçesini görmem gerektiğini tavsiye etmişlerdi. O yüzden bu sarayın bahçesine de girdik. Evet, yeşil ve güzel dizayn edilmiş bir bahçeydi ama  harikaydı da diyemeyeceğim.
Saray sonrası biraz daha merkezi yerlerde dolaştık, ara sokaklara girdik çıktık. Bol bol fotoğraf çektik…
Meşhur round tower’ı da gördükten sonra günü tamamladık. 
Yarın yine Danimarka’dayız ama bu sefer  kırsal kesimini keşfedicez…

15 Temmuz 2018 Pazar

Bebek Şenliği


Uzun yıllardır her sene Bebek’te şenlik düzenleniyor. Ancak ya bir işim olduğundan ya da şehir dışında olduğumdan bu seneye kadar hiç gidememiştim. Geçtiğimiz hafta annemle beraber şenliğe gittik.

İlk kez katıldığım şenliği kalabalık dışında çok sevdim.  Ancak o kadar kalabalıktı ki 3 metrelik alanı 5 dakikada yürüdüğümüz oldu. Öte yandan çok güzel tasarım ürünlerin satıldığı standlar kurulmuştu. 

İşte bazıları…

Kapakları değişik dizaynlara sahip defterler. Her fırsatta kısa kısa notlar almayı seven biri olarak dikkatimi çeken stantlardan biriydi.
El yapımı bebekler. Nasıl bilmiş bilmiş bakıyorlar J
El yapımı takılar. Orada gözüken bir kolye benim oldu J
Seramik işçiliğinin güzel örnekleri…

Şirin rozetler…
Ponponlu terlikler…
Şenlikte belli bir kısım da yeme içme alanı olarak düzenlenmişti.

Midyeler şahane gözükse de güvenemediğim için alamadım.
Bu tip etkinliklerin olmazsa olmazı gözleme ve yaprak sarması…
İçli köfteler…
Ve nefis tatlılar…
Güzel butiklerin satış yaptığı, afiyetle yeme içmenin mümkün olduğu, yeşil alan kısmında canlı müziğin yapıldığı hoş bir şenlikti. Seneye kısmet olursa tekrarına da giderim sanırım.

Mutlu pazarlar…