13 Eylül 2019 Cuma

Dolu Dolu Bir Budapeşte Günü Daha


Günün rotası Kahramanlar Meydanı ile başladı. Budapeşte’nin heykellerle çevrili, opera binasına yakın bu meydanı turistler açısından epey popüler. O yüzden erken saatlerde orada olmayı tercih ettik.
Kahramanlar meydanının hemen arkasında ise Varosliget parkı bulunuyor. Parkın içinde Vajdahunyad kalesi ve termal tesisler de yer alıyor.
Önce girişteki tarihi yapılar arasında biraz gezdik.
Ardından parkın iç kısımlarına doğru yol aldık. Park; içindeki gölü, şatosu ve bol yeşilliği ile çok hoştu.
Park sonrası ise metroya atladık ve New York Cafe’ye gittik. Evet, sadece bir cafeye gidebilmek için uzun uzun yürüdük, metrolara filan bindik :) Nedeni ise bu cafeyi o kadar çok övdüler ki görmeden dönmek istemedik.
Cafe çok şaşalı olmasına rağmen ortamı kasıcı değildi.
Tavan süslemeleri…
Kahve sonrası tekrar yürüyüşe geçtik. Bu sefer ki durağımız kapalı pazar oldu. Avrupa’da sıkça karşılaştığımız kapalı pazarlardan Budapeşte’de de var.
Pazarın birinci katı sebze, meyve ve Budapeşte’nin favori ürünü kırmızı biberlere ayrılmış durumda.
İkinci katında ise daha çok hediyelik eşyalar bulunuyor.
İkinci katında bir de yemek bölümü yer alıyor. Daha doğrusu Langoş alınabilecek büfeler yan yana sıralanmış durumda. Langoş, bizim pişinin, üzerine çeşitli malzemeler konmuş hali. Gittiğim her yeni yerde oralara özgü yiyecekleri mutlaka tatmak istediğim için Langoş’u denedim ama söylemeliyim ki büfeler hijyenden oldukça uzaktı
Karnımızı doyurduktan sonra tekne turu yapmak üzere Tuna nehri kenarına indik. Böylece bu sefer Budapeşte'yi nehir üzerinden seyrettik.
Tekneden inince de Küçük Prenses heykeline uğradık. Eğer bu heykelin dizine dokunulursa yollar yeniden Budapeşte’ye düşermiş. Bakalım bizim yolumuz yeniden Budapeşte’ye düşecek mi?

10 Eylül 2019 Salı

Yorucu ama Güzel Bir Budapeşte Günü

Budapeşte’de ikinci günümüz erken saatlerde yola düşerek başladı. İlk ziyaret noktamız Balıkçı Tabyası ismi ile bilinen nokta oldu. Buraya balıkçı tabyası denmesinin nedeni ortaçağda buraya yakın bir balık pazarı kurulmasından kaynaklanıyormuş.
Kuleli şatolardan oluşan yapının masalsı bir görüntüsü vardı. İçinde gezerken pencerelerin birinden her an Rapunzel çıkacakmış gibi hissettim.
İçerde aynı zamanda şahane bir manzara seyretmek de mümkün. Meclis binasının en güzel göründüğü yerlerden biri diyebilirim.
Balıkçı tabyasının çıkışında ise Matthias kilisesi yer alıyor.
Buradan ayrılmadan hemen evvel tarihi pastane Ruszwurm’a uğradık ve nefis tatlıları midemize indirdik.
Akabinde ise Buda Kalesi’ne doğru yol aldık. Kale, geniş bir sit alandan oluşuyor. Önce sit alan çevresinde gezdik sonra da manzara noktasına ilerledik.
Kaleden Budapeşte’nin ünlü köprüsü Zincir Köprü ya da bir diğer adı ile Aslanlı Köprü görülebiliyor.
Manzaranın keyfini çıkardıktan sonra yürüyerek köprünün yanına indik.
Sonrasında ise Tuna nehri boyunca ilerleyerek Tuna’nın Ayakkabılarına ulaştık. Bu ayakkabılar 2.dünya savaşında Macaristan’da ölen Yahudilerin anısına yapılmış.
Son olarak da St.Stephen Bazilikası’nın gördük. Yapı hem tarihi olması nedeni ile hem de önündeki geniş meydandan ötürü turistlerin uğrak noktalarından biri.
Bu meydanın diğer bir önemli noktası ise Gelarto Rosa isimli dondurmacı 😊 Gül şeklinde dondurmaları ile ünlü bu dondurmacının önünde uzun bir kuyruk vardı. Tabi ki her turist gibi bu kuyruğa girip dondurmayı kaptık.
Böylece yorucu ama güzel bir Budapeşte gününü sonlandırdık.

5 Eylül 2019 Perşembe

Budapeşte’de 4 Gün


Geçtiğimiz bayram tatilinde ailece Budapeşte’ye 4 günlük bir seyahat gerçekleştirdik. Yıllar evvel 1 haftalık Orta Avrupa turu yapmış, Budapeşte’yi görmüştük. Ancak o gezi çok yüzeyseldi. Bu yüzden tatili fırsat bilerek ikinci kez Budapeşte’yi görmeye karar verdik.

Şehirdeki ilk durağımız Gellert Tepesi oldu. Tepeye meşakkatli bir yokuşu tırmanarak çıkmış olsak da gördüğümüz manzara çekmiş olduğumuz zahmeti unutturdu.
Gellert tepesinin ilginç bir hikayesi var. Vakti zamanında Macaristan halkı pagan iken Hristiyanlığı yaymak isteyen Gellert isimli psikoposu bir varil içine koyup tepeden yuvarlayarak ölümüne sebep olmuşlar. Daha sonra ki yıllarda ise Hristiyanlığın kabul edilmesi ile beraber psikoposun öldürüldüğü tepeye Gellert tepesi ismi verilmiş.
Tepede uzun uzun Tuna nehrini seyredip manzaraya doyduktan sonra aşağıya yürüdük. Neyse ki yokuş inmek daha kolaydı 😊
Ardından Budapeşte’nin kalbin attığı caddeyi yani Vaci caddesini adımlamaya başladık. Tabi ki cadde boyunca yan yana sıralanmış butiklere, hediyelik eşya dükkanlarına bakmayı da ihmal etmedik.
Amacımız Vörosmarty meydanına ulaşmaktı. Ancak ulaştığımız esnada meydanın tadilatta olduğunu ve çevrildiğini gördük. Dolayısıyla meydanda fazla oyalanmadan Budapeşte’nin çok eski bir pastanesine Gerberaud Pastanesi’ne yöneldik.
Burada mekana da ismini veren Macaristan’ın yöresel tatlısı gerbeaud cake sipariş verdik. Açıkça söylemek gerekirse kekin çok da bir numarası yoktu. Öte yandan yüzyılı aşkın bir süredir hizmet veren tarihi bir mekanda mola vermek güzeldi.
Son olarak da şehrin yine önemli noktalarından biri olan Deak Ferenc meydanına uğradık.
Böylece ilk günümüzü bitirmiş olduk.

3 Eylül 2019 Salı

Geçip Giden Günler


Rusya’dan döndükten sonra yine yoğun bir koşturmacanın içine girdim. Biriken işleri toparladım, yeni gelen işlere yoğunlaştım, arkadaşlarımla ve ailemle çeşitli programlar yaptım..vs. Bu arada araya bir de bayram tatili girdi. Bayram tatilinde küçük bir seyahat gerçekleştirdim. Ondan önümüzdeki yazımda bahsetmeyi planlıyorum ama önce burada neler yapmışım.

İş yeri arkadaşlarımdan birinin doğum gününü kutlamak için bir akşam Suvla’da happy hour tadında zaman geçirdik.
Bir hafta sonu ailece Sapanca’ya giderek İstanbuldere köyünde şahane bir kahvaltı yaptık.
Mis gibi doğanın içinde olmak, şırıl şırıl akan derenin sesini dinlemek üzerimizde doping etkisi yarattı diyebilirim.
Tabi ki İstanbul’un karmaşışında ve iş yoğunluğunda doping etkisi fazla sürmüyor. Bu etki Pazartesi gününün ilk saatlerinden itibaren uçuyor 😊 Dolayısıyla ikinci bir dopinge ihtiyaç duyarak kendimi en sevdiğim yere tarihi yarımadaya attım.
Öncelikle Mısır Çarşısı’nın içinden geçerek Coffee Topia’ya uğradım.
Burada çilek aromalı leziz kahvemi içerek güne başladım.
Daha sonra Eminönü’nün ara sokaklarında, on yüz bin tane mağazaya girip çıkarak Kapalıçarşı’ya ulaştım.
Kapalıçarşı’yı da eni konu gezdikten sonra benim için bir Eminönü klasiği olan Şahin Döner’de soluklandım. Soluklandım dediğime bakmayın Şahin Döner’in oturacak masası sandalyesi bulunmuyor. Yarım saat kadar sırada bekledikten sonra alınan döner ayakta yeniyor. Ancak o lezzete değer derim 😊
Akabinde tekrar kendimi yokuş aşağı salarak deniz kıyısına ulaştım. Bu arada Berliner tatlısı ile meşhur Gurmania’ya da uğramadan edemedim.
İşte böyle böyle.. İstanbul’da günler çok çalışarak ve çok gezerek geçti.

29 Ağustos 2019 Perşembe

Yeni Yazarlar, Yeni Hikayeler


Bu sene bildiğim, okuduğum yazarların dışına çıkıp yeni yazarlar keşfetmeye çalışıyorum. Bu doğrultuda geçtiğimiz ay Ayla Kutlu’nun “Bir Göçmen Kuştu O” isimli eserini okudum. Hikaye, Kafkaslar’dan göç ile başlıyor sonrasında Urfa’ya akabinde de İstanbul’a uzanıyor. Yazarın cümlelerini, anlatışını sevdim. Yalnızca sürekli isyan halindeki, umutsuz tavrı hoşuma gitmedi. Kitabın devamı da varmış.İlk fırsatta edinmeye çalışacağım.
Diğer okuduğum kitap ise Dostoyevski’nin Beyaz Geceler isimli klasiği oldu. Rusya seyahati öncesi oralara dair bir hikaye okumak istediğim için bu kitabı seçtim. Yalnız ve hayalperest bir adamın Saint Petersburg sokaklarında bir kadına rastlaması ve ona karşı platonik ilgi duymasını anlatan bir kitap. Söz konusu Dostoyevski olunca fazla yorum yapmaya gerek yok sanırım.
Ve son olarak Nermin Yıldırım’ın Dokunmadan isimli kitabını okudum. Bu kitap için 2019 yılı başından beri okuduğum en iyi kitap diyebilirim. Çok zekice yazılmış, bir solukta okunan bir hikaye. Kitabın baş kahramanları Adalet ve bir pelüş ayı 😊Kitap,adalet isimli kadının çocukluğunda yaptığı bir hatayı telafi edebilmek adına yollara düşmesini konu ediyor. Çok severek ve merakla okudum. Fırsatı olanlara mutlaka tavsiye ederim.

27 Ağustos 2019 Salı

Kuğu Gölü, Nazım ve Rusya’ya Veda


Bugün Rusya’daki son günümüz. Erken saatlerde kalkıp Moskova nehri kenarına iniyoruz ve 1 saat süren bir tekne turu yapıyoruz.
İkinci durağımız ise Kuğu Gölü oluyor. Çaykovski’nin ünlü balesi Kuğu Gölü’ne ismini veren bu gölü görmek bizi mutlu ediyor. Yemyeşil bir korunun içinde yer alan göl, tam bir huzur yuvası.
Ardından Nazım Hikmet’in mezarını ziyaret etmek için Novodeviçi mezarlığındayız. Mezarının başında başka türklere de rastlıyoruz. Sonradan öğreniyoruz ki burası mezarlığın en çok ziyaretçi alan mezarıymış.
Veee tekrar şehir merkezine geçiyoruz. Moskova tarihi bir şehir. Dolayısıyla adım başı tarihi bir yapıya rastlamak mümkün. Örneğin; sadece su almak için girdiğiniz bir market, duvarları ve tavanı ile sizi şaşırtabilir 😊
Moskova’da en sevdiğim caddelerden biri de trafiğe kapalı bir cadde olan Arbat caddesi oluyor. Burada uzun uzun yürüyüp cafelerde konaklıyoruz ve butiklerden alışveriş yapıyoruz.
Alışveriş deyince tabi ki matruşkalar ilk göze çarpan objeler oluyor.
Son olarak da metro istasyonlarını geziyoruz. Moskova’da bir çok metro istasyonu, sanat eserleri barındırıyor ve görsel şölen yaşatıyor. Maalesef hepsini gezemeyeceğimiz için önemli bir kaç noktayı ziyaret ediyoruz.
Böylece dolu dolu geçen, binlerce adım attığımız, yeni lezzetler deneyip, yeni yerler gördüğümüz bir seyahat daha sona eriyor.

Rusya’ya Yolu Düşeceklere Notlar:

1) Para birimi ruble. Bir çok noktada Euro geçiyor ama kur farkından ötürü zarar edebilirsiniz. O yüzden gitmeden evvel ruble almak da fayda var. (Kapalıçarşı’daki dövizcilerde ruble satılıyor)
2) Rusların büyük çoğunluğu maalesef İngilizce konuşamıyor ve yardım etmeyi de pek sevmiyor. Dolayısıyla seyahat öncesi tüm araştırmalarınızı yapıp, yol haritalarını..vs indirip giderseniz daha iyi olur.
3)Biz Novgorod,Tver gibi şehirlere de gittik. Ancak bu şehirlerde çok da kaydadeğer bir şey yok. Gezinin yalnızca Saint Petersburg ve Moskova’yı kapsaması daha doyurucu olur.
4) Saint Petersburg da, Moskova da çok güzel şehirler. Ancak hem şehir yapıları hem de kültür yapıları birbirinden çok farklı. O yüzden ikisinden de ayrı tat alınıyor.
5) Ulaşım aracı olarak taksi kullanacaksanız mutlaka binmeden ücreti sorun ve pazarlık yapın. Belli bir noktaya gitmek için bir taksici 2000 ruble (Yaklaşık 200 tl) istemişken biz başka bir taksi ile 250 rubleye yani 25 tl’ye gittik 😊
6) Alfabenin kiril alfabesi olması sizi korkutmasın. Belli bir süre sonra restoran, cafe gibi kelimleri ayırt edebiliyorsunuz. Ayrıca Moskova metrosunda latince isimler de yer alıyor. Metro ulaşımı oldukça kolay.
7)Biz Temmuz ayında gittik. Ortalama sıcaklık 19-20 derece civarındaydı. Ancak gün içinde yağmur geçişleri mutlaka oluyor. Çantada şemsiye ya da daha pratiği naylon yağmurluk bulundurmakta fayda var.