Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2017 Perşembe

Lion ve Aşkın Gözü Kördür

Bugün seyrettiğim iki tane filmden bahsetmek istiyorum. Birincisi gerçek hayat hikayesine dayanan Lion. Bu filmi vizyona girdiğinden beri merak ediyordum ve sonunda seyredebildim. Hikaye Hindistan’da başlıyor. Burada iki kardeşi ve annesi ile çok fakir bir hayat süren 5 yaşındaki Saroo, bir gün boş bir trene biner ve orada uyuyakalır. Sabah tren hareket edip uzak diyarlara doğru yola çıktığında artık Saroo için her şey çok geçtir. Evinden tam 1600 km uzağa dilini bilmediği bir bölgeye Bangladeş’e varmıştır. Burada başından bir takım olaylar geçer ve sonunda bir Avustralyalı çift tarafından evlat edinilir.  Saroo, evlat edilmesinin ardından tam 25 sene sonra ailesine bulmaya karar verir ve hikaye bu yönde gelişir. Yazımın başında da belirttiğim gibi konu gerçek yaşama dayanıyor ve Saroo Brierly’nin hayatını anlatıyor. Ben bu filmi çok beğendim. Son yıllarda seyrettiğim en iyi filmlerden biriydi diyebilirim. 6 dalda Oscar adayı olan film ödül kazanamadı ama kesinlikle izlemeye değer. Özellikle Saroo’nun çocukluğunu oynayan Sunny Pawar muhteşem ötesi. Diğer yardımcı rollerde ise Dev Patel, Nicole Kidman ve David Wenham bulunuyor.
İkinci seyrettiğim film ise Aşkın Gözü Kördür oldu. Orijinal adı Un Homme a La Hauteur olan Fransız yapımı filmi başta seyretsem mi seyretmesem mi diye tereddüt ettim. Açıkçası Fransız filmi olduğu için ön yargı ile yanaştım. Ancak şimdi iyi ki seyretmişim diyorum. Film oldukça keyifliydi. Başrollerinde Jean Dujardin ve Virgine Efira olan film romantik komedi türünde. Genç ve güzel Diane ile 1.40 cm boyundaki Alexandre’ın aşkını anlatıyor. Keyifli 1-2 saat geçirmek için ideal bir film. Ayrıca sanırım Fransızlar artık sıkıcı film yapmıyorlar J
Keyifli seyirler…

6 Ağustos 2015 Perşembe

Unutursam Fısılda...

Sizce insanın anılarını kaybetmesi güzel bir şey midir yoksa kötü müdür? Bu sanırım anıların insanda bıraktığı etkiye bağlı. Mesela bazı yaşadığımız şeyler için keşke hatırlamasak ne güzel olur deriz. Onlar, hatırladığımız zaman kendimizi kötü hissetmemize neden olan anılardır.  Bir de sıkı sıkıya sarıldığımız hatıralar vardır. Hatırlaması bile insanı mutlu eder. Aynı olayı defalarca kez anlatabiliriz . O yüzden doğum hikayeleri, askerlik anıları hiç bitmez J

Aslında konumuz bu değil; konumuz geçenlerde seyrettiğim "Unutursam Fısılda" filmi. Yönetmenliğini Çağan Irmak’ın yaptığı, başrollerini Mehmet Günsur ve Farah Zeynep Abdullah’ın paylaştığı filmi vizyondayken çok seyretmek istemiştim ama kısmet olmamıştı. Geçen haftalarda bir yakınımla seyrettim. Film, genç yaşta müzik dünyasında yükselen bir çifti ve bu çiftin aileleri ile olan ilişkilerini anlatıyor. Ayrıca filmde önemli bir konu daha var o da Alzheimer.
İzlerken Mehmet Günsur’un oyunculuğunu biraz zayıf buldum. Onun dışında Farah Zeynep Abdullah, Işıl Yücesoy ve Hümeyra harika iş çıkarmışlardı. Filmi seyretmeden önce okuduğum yorumlarda insanlar çok duygulandıklarından ve ağladıklarından bahsetmişler. Ancak ben o kadar etkilenmedim. Hani duygusal bi filmdi filan ama gözyaşı dökecek kadar gelmedi bana. Bu arada bir şey anladım ki eğer bir gün bu Alzheimer illeti ile karşılaşırsak yanımızda unuttuklarımızı fısıldayan birileri olmalı mutlaka.  

4 Haziran 2015 Perşembe

Yeni Bir Hobi, İnci Küpeli Kız ve Niyazi Gül

Çocukluğunda boyama yapmayı sevenler parmak kaldırsın? Ne güzeldi rengarenk kalemler ile boya defterlerini doldurmak, hayal gücünü çalıştırmak di mi? Peki o günler çok mu uzak? Hiç de değil JArtık yetişkinler için de boyama kitabı çıkmış. Tabi ki hiç durmadan gidip aldım ve boyamaya başladım. Stres atmak, kafa dağıtmak için bire bir tavsiye ederim.
Bu arada 2 tane de film seyrettim. Bunlardan biri  “İnci Küpeli Kız”. Hollandalı ressam Jan Vermeer’in tablosundan yola çıkılarak yapılmış olan film, 1600’lü yıllarda Hollanda’da geçiyor. Başrolleri Colin Firth ve Scarlett Johansson paylaşıyor. Film konu olarak durağan olmasına rağmen sonunu merak ettirerek ilerliyor. Oyunculuklar ise çok beğendim. Özellikle Scarlett Johansson iyi iş çıkarmış ve tablodaki kıza da şaşırtıcı derece benziyor.
İzlediğim diğer film ise Niyazi Gül Dört Nala oldu. Ata Demirer’in “Eyvah Eyvah” serisini sevdiğim için tereddüt etmeden bu filme de gittim. Film, Eyvah Eyvah’ın tadını vermese de güzeldi.

15 Mayıs 2015 Cuma

Son İzlenenler

2 yeni film seyrettim şu sıralar. Yeni dediğime bakmayın filmler vizyondan kalkmış durumda ama ben ancak seyredebildim.

Bunlardan biri Kitap Hırsızı. Film, bir kitap uyarlaması. Markus Zusak tarafından kaleme alınan hikaye 2013 yılında beyaz perdeye aktarılmış. Konu, 2.dünya savaşı esnasında geçiyor. Küçük bir yahudi kızı, ailesi ile kaçarken yolda erkek kardeşini kaybediyor ve akabinde de annesi toplama kampına alınıyor. Küçük kız ise bir alman ailenin himayesine veriliyor. Filmin devamında savaş, parasızlık gibi kavramlar ön planda. Tüm bu kötü olayların içinde ise küçük kızı mutlu eden tek bir şey var o da kitap okuma alışkanlığı. Küçük kız belediye başkanının evinden gizlice “ödünç” aldığı kitaplarla sıkıntılı günlerin üstesinden gelmeye çalışıyor. Film bazı yerlerde çok yavaş ilerlemesine rağmen güzeldi.
İzlediğim diğer film ise Benim Komşum Bir Melek. Eşinden yeni ayrılmış, iş hayatında tutunmaya çalışan bir anne, çocuğunu günün belli saatlerinde komşusuna emanet eder. Ancak komşu, alkolik ve kumarbaz bir ihtiyardır. Zamanla çocuk ile komşu arasında samimi bir ilişki doğar ve olaylar gelişir. Zaman öldürmek için ideal filmlerden biriydi anlayacağınız J
İyi seyirler...

2 Nisan 2015 Perşembe

Kasabanın Yenisi

Bu film çok soğuk bir günde seyredildi. Hani İstanbul’a yoğun kar yağışı olmuştu ya ondan 1-2 gün önce sevdiğim biri ile beraber seyrettim. Böyle patlaşmış mısır eşliğinde üzerimize battaniye alarak seyrettik.

D&R’da dolaşırken romantik komedi türünde bir film arıyordum. O esnada Kasabanın Yenisi’ne rastladım. Açıkça söylemek gerekirse resimdeki kar görüntüsü beni cezbetti. Tam kış günü seyredilecek, romantik bir film gibi duruyordu. Dolayısıyla hemen aldım.
Filmde başrolleri Renee Zellweger ve  Harry Connick, jr. paylaşıyor. Film, Renee Zellweger’in iş teklifi dolayısıyla Miami’den kalkıp Kanada sınırında bir kasabaya taşınması ile başlıyor. Taşınmanın amacı buradaki fabrikayı kalkındırmak. Bu esnada kasabanın yerlisi genç bir adam ile tanışıyor ve olaylar gelişiyor. Film, klişe Holwood filmlerinden. Yani düşmanlık ile başlayan ilişki zamanla aşka dönüşüyor..vs. Mutlaka seyredin diyemem, ama soğuk kış günlerinde 1-2 saat zaman öldürmek için ideal bir film.
İyi seyirler...

19 Şubat 2015 Perşembe

Bir Erkek Hakkında

Son zamanlarda biraz daha iyi vakit geçirebilmek için romantik komedi türünde filmler tercih ediyorum. En son "Bir Erkek Hakkında (About a Boy) " isimli bir film seyrettim. Film romantik komedi diye  geçiyordu ama valla ne komikti ne de romantik. Yine de seyretmek isteyen olursa diye burada paylaşayım dedim.

Filmin başrol oyuncusu Hugh Grant yalnız başına takılan, sorumluluk alma alışkanlığı gelişmemiş bir adamdır. Bir gün yolu küçük bir çocuk olan Marcus ile kesişir. Böylece istemeden de olsa Marcus onun hayatına girer. Tabi ki girerken bir sürü de zorluk getirir.
Filmde romantizm ya da komedi unsurları pek olmasa da oyunculuklar başarılı. Filmin akışı da hızlı sayılır.

İyi seyirler J

26 Aralık 2014 Cuma

Soğuk Algınlığı ve Bir Film

Şu sıralar ufak bir soğuk algınlığı geçiriyorum. Artık şunu iyice anladım. Hastalıklar çoğunlukla sinir sitemi ile ilgili. Duygusal açıdan ne kadar huzurlu ve mutlu iseniz hastalıklara karşı direnciniz de o kadar fazla oluyor. Sıkı giyinip üşütmemek, bol bol C vitamini almak..vs hastalığı tabi ki engelliyor ama asıl önemli olan sinir sistemi. Son bir kaç aydır özellikle son 3-4 haftadır biraz daha gergin ve olaylar karşısında biraz daha kırılganım. Bunun sonucu da bana boğaz ağrısı ve halsizlik olarak geldi. Artık yapacak bişi yok. Nane limon kabuğu bir güzel kaynasın ama ha ha ha ha ha J

Bu arada yeni bir film seyrettim. Türkçeye Aşk Tarifi  (böyle 2 tane film var, birinde Catherine Zeta Jones oynuyor, bu değil) ismi ile çevrilmiş olan The Hundred Foot Journey. Filmin başrol oyuncuları Hellen Mirren, Om Puri ve Manish Dayal. Filmde, Hindistan’da ünlü bir restoran işleten bir ailenin çeşitli sebeplerden ötürü Avrupa’ya göç etmesi ve bazı tesadüfler sonucu Fransa’nın bir köyüne yerleşmesi anlatılıyor. Burada hint yemeklerini Avrupalı halka sevdirmeye çalışan ailenin dişli bir rakibi vardır. Eğer keyifli 1-2 saat geçireyim, kafam dağılsın derseniz bir de yemek yemeyi ya da yapmayı seven biriyseniz bu filmi kesinlikle öneririm.

Benden bu kadar. Hadi iyi seyirler...