Bugün seyrettiğim iki tane filmden bahsetmek istiyorum.
Birincisi gerçek hayat hikayesine dayanan Lion. Bu filmi vizyona girdiğinden
beri merak ediyordum ve sonunda seyredebildim. Hikaye Hindistan’da başlıyor.
Burada iki kardeşi ve annesi ile çok fakir bir hayat süren 5 yaşındaki Saroo,
bir gün boş bir trene biner ve orada uyuyakalır. Sabah tren hareket edip uzak
diyarlara doğru yola çıktığında artık Saroo için her şey çok geçtir. Evinden
tam 1600 km uzağa dilini bilmediği bir bölgeye Bangladeş’e varmıştır. Burada
başından bir takım olaylar geçer ve sonunda bir Avustralyalı çift tarafından
evlat edinilir. Saroo, evlat edilmesinin
ardından tam 25 sene sonra ailesine bulmaya karar verir ve hikaye bu yönde
gelişir. Yazımın başında da belirttiğim gibi konu gerçek yaşama dayanıyor ve
Saroo Brierly’nin hayatını anlatıyor. Ben bu filmi çok beğendim. Son yıllarda
seyrettiğim en iyi filmlerden biriydi diyebilirim. 6 dalda Oscar adayı olan
film ödül kazanamadı ama kesinlikle izlemeye değer. Özellikle Saroo’nun
çocukluğunu oynayan Sunny Pawar muhteşem ötesi. Diğer yardımcı rollerde ise Dev
Patel, Nicole Kidman ve David Wenham bulunuyor.
İkinci seyrettiğim film ise Aşkın Gözü Kördür oldu. Orijinal adı
Un Homme a La Hauteur olan Fransız yapımı filmi başta seyretsem mi seyretmesem
mi diye tereddüt ettim. Açıkçası Fransız filmi olduğu için ön yargı ile
yanaştım. Ancak şimdi iyi ki seyretmişim diyorum. Film oldukça keyifliydi.
Başrollerinde Jean Dujardin ve Virgine Efira olan film romantik komedi türünde.
Genç ve güzel Diane ile 1.40 cm boyundaki Alexandre’ın aşkını anlatıyor. Keyifli
1-2 saat geçirmek için ideal bir film. Ayrıca sanırım Fransızlar artık sıkıcı
film yapmıyorlar J
Keyifli seyirler…
Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Mart 2017 Perşembe
6 Ağustos 2015 Perşembe
Unutursam Fısılda...
Sizce
insanın anılarını kaybetmesi güzel bir şey midir yoksa kötü müdür? Bu sanırım
anıların insanda bıraktığı etkiye bağlı. Mesela bazı yaşadığımız şeyler için
keşke hatırlamasak ne güzel olur deriz. Onlar, hatırladığımız zaman kendimizi
kötü hissetmemize neden olan anılardır. Bir
de sıkı sıkıya sarıldığımız hatıralar vardır. Hatırlaması bile insanı mutlu
eder. Aynı olayı defalarca kez anlatabiliriz . O yüzden doğum hikayeleri,
askerlik anıları hiç bitmez J
Aslında
konumuz bu değil; konumuz geçenlerde seyrettiğim "Unutursam Fısılda" filmi.
Yönetmenliğini Çağan Irmak’ın yaptığı, başrollerini Mehmet Günsur ve Farah
Zeynep Abdullah’ın paylaştığı filmi vizyondayken çok seyretmek istemiştim ama
kısmet olmamıştı. Geçen haftalarda bir yakınımla seyrettim. Film, genç
yaşta müzik dünyasında yükselen bir çifti ve bu çiftin aileleri ile olan
ilişkilerini anlatıyor. Ayrıca filmde önemli bir konu daha var o da Alzheimer.
İzlerken Mehmet Günsur’un oyunculuğunu biraz zayıf buldum. Onun dışında Farah Zeynep
Abdullah, Işıl Yücesoy ve Hümeyra harika iş çıkarmışlardı. Filmi seyretmeden önce okuduğum yorumlarda insanlar çok duygulandıklarından ve
ağladıklarından bahsetmişler. Ancak ben o kadar etkilenmedim. Hani duygusal bi
filmdi filan ama gözyaşı dökecek kadar gelmedi bana. Bu arada bir şey anladım
ki eğer bir gün bu Alzheimer illeti ile karşılaşırsak yanımızda unuttuklarımızı
fısıldayan birileri olmalı mutlaka.
4 Haziran 2015 Perşembe
Yeni Bir Hobi, İnci Küpeli Kız ve Niyazi Gül
Çocukluğunda
boyama yapmayı sevenler parmak kaldırsın? Ne güzeldi rengarenk kalemler ile boya defterlerini doldurmak, hayal gücünü
çalıştırmak di mi? Peki o günler çok mu uzak? Hiç de değil JArtık yetişkinler için de boyama
kitabı çıkmış. Tabi ki hiç durmadan gidip aldım ve boyamaya başladım. Stres
atmak, kafa dağıtmak için bire bir tavsiye ederim.
Bu arada 2
tane de film seyrettim. Bunlardan biri
“İnci Küpeli Kız”. Hollandalı ressam Jan Vermeer’in tablosundan yola
çıkılarak yapılmış olan film, 1600’lü yıllarda Hollanda’da geçiyor. Başrolleri
Colin Firth ve Scarlett Johansson paylaşıyor. Film konu olarak durağan olmasına
rağmen sonunu merak ettirerek ilerliyor. Oyunculuklar ise çok beğendim. Özellikle
Scarlett Johansson iyi iş çıkarmış ve tablodaki kıza da şaşırtıcı derece
benziyor.
İzlediğim
diğer film ise Niyazi Gül Dört Nala oldu. Ata Demirer’in “Eyvah Eyvah” serisini
sevdiğim için tereddüt etmeden bu filme de gittim. Film, Eyvah Eyvah’ın tadını
vermese de güzeldi.
15 Mayıs 2015 Cuma
Son İzlenenler
2 yeni film
seyrettim şu sıralar. Yeni dediğime bakmayın filmler vizyondan kalkmış durumda
ama ben ancak seyredebildim.
Bunlardan
biri Kitap Hırsızı. Film, bir kitap uyarlaması. Markus Zusak tarafından kaleme
alınan hikaye 2013 yılında beyaz perdeye aktarılmış. Konu, 2.dünya savaşı
esnasında geçiyor. Küçük bir yahudi kızı, ailesi ile kaçarken yolda erkek
kardeşini kaybediyor ve akabinde de annesi toplama kampına alınıyor. Küçük kız
ise bir alman ailenin himayesine veriliyor. Filmin devamında savaş, parasızlık
gibi kavramlar ön planda. Tüm bu kötü olayların içinde ise küçük kızı mutlu
eden tek bir şey var o da kitap okuma alışkanlığı. Küçük kız belediye
başkanının evinden gizlice “ödünç” aldığı kitaplarla sıkıntılı günlerin
üstesinden gelmeye çalışıyor. Film bazı yerlerde çok yavaş ilerlemesine rağmen
güzeldi.
İzlediğim
diğer film ise Benim Komşum Bir Melek. Eşinden yeni ayrılmış, iş hayatında
tutunmaya çalışan bir anne, çocuğunu günün belli saatlerinde komşusuna emanet
eder. Ancak komşu, alkolik ve kumarbaz bir
ihtiyardır. Zamanla çocuk ile komşu arasında samimi bir ilişki doğar ve olaylar
gelişir. Zaman öldürmek için ideal
filmlerden biriydi anlayacağınız J
İyi
seyirler...
2 Nisan 2015 Perşembe
Kasabanın Yenisi
Bu film çok
soğuk bir günde seyredildi. Hani İstanbul’a yoğun kar yağışı olmuştu ya ondan
1-2 gün önce sevdiğim biri ile beraber seyrettim. Böyle patlaşmış mısır
eşliğinde üzerimize battaniye alarak seyrettik.
D&R’da
dolaşırken romantik komedi türünde bir film arıyordum. O esnada Kasabanın
Yenisi’ne rastladım. Açıkça söylemek gerekirse resimdeki kar görüntüsü beni
cezbetti. Tam kış günü seyredilecek, romantik bir film gibi duruyordu.
Dolayısıyla hemen aldım.
Filmde başrolleri
Renee Zellweger ve Harry Connick, jr. paylaşıyor.
Film, Renee Zellweger’in iş teklifi dolayısıyla Miami’den kalkıp Kanada
sınırında bir kasabaya taşınması ile başlıyor. Taşınmanın amacı buradaki
fabrikayı kalkındırmak. Bu esnada kasabanın yerlisi genç bir adam ile tanışıyor
ve olaylar gelişiyor. Film, klişe Holwood filmlerinden. Yani düşmanlık ile
başlayan ilişki zamanla aşka dönüşüyor..vs. Mutlaka seyredin diyemem, ama soğuk
kış günlerinde 1-2 saat zaman öldürmek için ideal bir film.
İyi
seyirler...
19 Şubat 2015 Perşembe
Bir Erkek Hakkında
Son
zamanlarda biraz daha iyi vakit geçirebilmek için romantik komedi türünde
filmler tercih ediyorum. En son "Bir Erkek Hakkında (About a Boy)
" isimli bir film seyrettim. Film romantik komedi diye geçiyordu ama valla ne komikti ne de romantik.
Yine de seyretmek isteyen olursa diye burada paylaşayım dedim.
Filmin
başrol oyuncusu Hugh Grant yalnız başına takılan, sorumluluk alma alışkanlığı
gelişmemiş bir adamdır. Bir gün yolu küçük bir çocuk olan Marcus ile kesişir. Böylece
istemeden de olsa Marcus onun hayatına girer. Tabi ki girerken bir sürü de zorluk
getirir.
Filmde
romantizm ya da komedi unsurları pek olmasa da oyunculuklar başarılı. Filmin
akışı da hızlı sayılır.
İyi seyirler
J
26 Aralık 2014 Cuma
Soğuk Algınlığı ve Bir Film
Şu sıralar
ufak bir soğuk algınlığı geçiriyorum. Artık şunu iyice anladım. Hastalıklar
çoğunlukla sinir sitemi ile ilgili. Duygusal açıdan ne kadar huzurlu ve mutlu
iseniz hastalıklara karşı direnciniz de o kadar fazla oluyor. Sıkı giyinip
üşütmemek, bol bol C vitamini almak..vs hastalığı tabi ki engelliyor ama asıl
önemli olan sinir sistemi. Son bir kaç aydır özellikle son 3-4 haftadır biraz
daha gergin ve olaylar karşısında biraz daha kırılganım. Bunun sonucu da bana boğaz
ağrısı ve halsizlik olarak geldi. Artık yapacak bişi yok. Nane limon
kabuğu bir güzel kaynasın ama ha ha ha ha ha J
Bu arada
yeni bir film seyrettim. Türkçeye Aşk Tarifi (böyle 2 tane film var, birinde Catherine Zeta
Jones oynuyor, bu değil) ismi ile çevrilmiş olan The Hundred Foot Journey. Filmin
başrol oyuncuları Hellen Mirren, Om Puri ve Manish Dayal. Filmde, Hindistan’da
ünlü bir restoran işleten bir ailenin çeşitli sebeplerden ötürü Avrupa’ya göç
etmesi ve bazı tesadüfler sonucu Fransa’nın bir köyüne yerleşmesi anlatılıyor.
Burada hint yemeklerini Avrupalı halka sevdirmeye çalışan ailenin dişli bir
rakibi vardır. Eğer keyifli 1-2 saat geçireyim, kafam dağılsın derseniz bir de
yemek yemeyi ya da yapmayı seven biriyseniz bu filmi kesinlikle öneririm.
Benden bu
kadar. Hadi iyi seyirler...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)









