Granada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Granada etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Mayıs 2014 Pazartesi

El Hamra Sarayı ve Bahçeleri

Gitmeden evvel El Hamra sarayı hakkında bir sürü yazı okudum. Okuduğum yazılar tek noktada birleşiyordu o da Endülüs’te görülecek en önemli yer El-Hamra noktası. İspanya’ya adımımı attığım anda El-Hamra’ya gideceğim günü merakla bekler oldum. Sabah erken saatlerde kalkıp Granada turu yaptıktan sonra saraya doğru yola çıktık. Biz turla gittiğimiz için tur şirketi önceden biletleri ayarlamıştı. Yoksa buraya rezervasyonsuz girmek pek mümkün değilmiş.
Saray iki bölümden oluşuyor; bahçeler ve iç mekan. Bahçelerden bahsedecek olursak bahçeler harikulade dizayn edilmiş. Yemyeşil, bakımlı, çiçekler bir düzen dahilinde ekilmiş. Daha saraya girdiğiniz anda bahçelerin güzelliği ilginizi çekiyor.
Sarayda çok fazla sayıda havuz bulunuyor. Hemen hemen her konutun önünde bir havuz var diyebiliriz.
İç mekanların yapımında ise oldukça özenilmiş. Yapımda işinin ehli sanat ustaları çalışmış. 

Sarayın içinden http://yasamizi.blogspot.com.tr/2014/05/granadada-keyifli-bir-gun.html yazımda bahsettiğim Albaicin semti görünüyor.
El Hamra Sarayı gezisi ile Granada günümüzü noktaladık. Bir sonra ki durak Cordoba J

16 Mayıs 2014 Cuma

Granada'da Keyifli Bir Gün

Gezimizin ikinci gününün sabahı Granada’yı keşfe çıktık. Granda sırtını Nevada dağlarına dayamış bir Endülüs şehri. Şehir dağlar arasında kaldığından diğer endülüs şehirlerine göre daha serin. Musluklardan kaynak suyu akıyor dolayısıyla direk çeşmeden kana kana su içebiliyorsunuz. Şehrin bir diğer önemli özelliği ise Alhambra sarayına ev sahipliği yapması.

 Gezimizde ilk durağımız Belediye Sarayı oldu.
Ardından iki önemli kişiyi bir arada gördüğümüz heykeli fotoğrafladık. İspanya’ya bir dönem damga vurmuş Kraliçe İsabel ve ünlü kaşif Christoph Colomb’un heykeli. Christoph Colomb, Kraliçe Isabel’in önünde diz çökmüş dünya haritasını gösteriyor ve dünyayı İspanya’ya getireceğine dair ona söz veriyor.
Daha sonra Granada’nın ara sokaklarına doğru yürümeye başladık. Ara sokaklarda sayısız tarihi çeşme, kilise ve eski binalar gördük. Çok çok eski bir şehir Granada. Yapılar da günümüze kadar bozulmadan gelmiş.

Şehrin en önemli eski çarşısı da Arap Çarşısı. Dar uzun bir sokak üzerine kurulmuş bu çarşıda İspanya’ya özgü bir çok ürün bulmak mümkün. Buradan magnetler, yelpazeler, flemenko tokaları, boğa heykelleri gibi hediyelik eşyalar alınabilir.
 
Granada'nın merkezi temiz, düzenli ve tarihi idi. Ancak burada benim en çok sevdiğim semt Albaicin oldu. Yani şöyle diyebilirim Granada’ya gidin Albaicin’i görmeden dönmeyin J Bembeyaz bir semt. Arnavut kaldırımlı taş sokaklarda beyaz badanalı evler inci gibi dizilmiş durumda.
 
Şehrin en tepesindeki bu semt Alhambra sarayına tam karşıdan bakıyor. Güneş, Nevada dağlarının karlı tepelerinin ardından batmaya hazırlanırken Alhambra sarayı üzerinde son ışık oyunlarını gerçekleştiriyor.
Günün sonunda ise tapas olayına girdik. İspanyolların içecek yanında mezelik olarak sunduğu tapaslardan deneyelim dedik. Gitmeden evvel tanıştığım bir İspanyol bana “mutlaka, bir tapas çeşidi olan patatas bravas ı dene, çok lezzetli bayılacaksın” demişti. Ben de tapas bara girer girmez patatas bravas siparişi verdim. Neyse sonra başladım beklemeye...Şunu belirtmeliyim ki İspanyollar hayatı çok yavaş yaşayan bir millet. İnanılmaz ağır hareket ediyorlar, kaplumbağa hızındalar diyebiliriz. Eğer tezcanlı biriyseniz bu durum epey sıkıntı yaratıyor. Veee, sonunda patatas bravas masaya geldi. Bizim İspanyol’un anlatıp bitiremediği patatas bravas bildiğimiz ketçaplı patates kızartması çıktı :)
Devam edecek...