Geçen
haftalarda – Kız Kulesi’ne gittiğimiz gün - Üsküdar’daki Mihrimah Sultan
Camisini de ziyaret etme şansımız oldu.
Mimar Sinan,
caminin her köşesinde yine yeteneğini sergilemiş. Sinan’ın eserlerinde
dikkatimi çeken bir nokta var. O da şu; eserlerinde öyle büyük şaşaa/şatafat
yok. Öte yandan akıl almaz ayrıntılar ve zerafet var. Aynı Edirnekapı’daki cami
gibi burası da çok zarif olmuş. Ancak Edirnekapı Mihrimah Sultan Camisini daha
çok beğendiğimi söyleyebilirim. Zaten Edirnekapı’daki caminin inşaatı mimarın daha fazla ustalaştığı döneme denk
geliyor.
Her iki
caminin de bir hikayesi var. Daha evvel ki yazımda bu hikayeyi paylaşmıştım.
Şimdi bir daha paylaşayım.
“Kanuni
Sultan Süleyman, kızı Mihrimah
Sultan’ı evlendirmeye karar verir.
Mihrimah Sultan’ın iki talibi vardır; Rüstem Paşa ve Mimar Sinan. Sultan
Süleyman eşi Hürrem Sultan’ın da teşvikiyle kızını Rüstem Paşa’ya verir. O
andan itibaren Mimar Sinan, Mihrimah
Sultan’ a olan aşkını kalbine gömer. Sonraları Mimar Sinan’dan, Mihrimah Sultan
adına bir cami inşa etmesini isterler ve yer seçimini kendisine bırakırlar. Büyük
mimar böylece Mihrimah Sultan adına yapılan ilk camiyi Üsküdar’a inşa eder.
Aradan belli bir süre geçince Mihrimah Sultan adına ikinci bir cami istenir ve
seçim yine kendisine bırakılır. Mimar Sinan bu kez camiyi kimselerin pek
uğramadığı Edirnekapı’ya inşa eder. Mihrimah Sultan 21 Mart günü dünyaya
gelmiştir ve isminin anlamı ay ve güneş demektir. Eğer gece ve gündüzün eşit
olduğu 21 Mart ya da 23 Eylül günleri her iki camiyi de görecek yüksek bir
tepeye çıkılırsa, Edirnekapıdaki caminin minaresinin ardından güneşin battığı
buna karşın Üsküdar’daki caminin minaresinin ardından ayın doğduğu gözlemlenir.
Kısacası Mimar Sinan, Mihrimah Sultan’a olan aşkını bu iki eserine
yansıtmıştır”