Ayasofya’da
iç mekanı eni konu gezdikten, fotoğraflarımı çektikten sonra bahçeye çıktım.
Bahçede yüzüme çarpan sert rüzgarla içerdeyken havanın epey soğuduğunu
farkettim. Hemen atkı, bere ikilisini eldivenlerle tamamladım. Fakat bu
tamamlama çok kısa sürdü. Çünkü eldivenle fotoğraf çekmek gerçekten çok zormuş
o yüzden eldivenleri çıkardım ve soğuktan kızarmış ellerle gezime devam ettim.
Ana giriş
kapısının önünde ilk göze çarpan Bizans döneminden kalma eserler oluyor.
Bahçenin
arka tarafına doğru ilerledikçe bu eserler için ayrılmış ayrı bir bölümle daha
karşılaşıyoruz.
Bizans
eserlerinin ters tarafında ise çok güzel bir şadırvan görüyoruz. Sultan
1.Mahmut döneminde eklenmiş bu şadırvan 16 dilimli olup her dilimin ortasında
tunç musluklar ihtiva ediyor.
Şadırvanın
hemen arkasında ise Sıbyan Mektebi yer alıyor. Yine 1.Mahmut döneminde yapılmış
bu eser kilise müzeye çevrilinceye kadar mektep olarak kullanılmış.
Bahçedeki
diğer bir yapı is muvakkithane. Muvakkithane halkın namaz vakitlerini öğrenmesi
için yapılmış bir yapı.
Bahçenin en
arka tarafında ise padişah türbeleri yer alıyor. Ancak türbelerin girişi farklı
bir kapıdan yapılıyor. Burada Sultan 2.Selim, Sultan 3.Murat, Sultan 3.Mehmet,
Sultan 1.Mustafa ve Sultan İbrahim türbeleri bulunuyor.
2.Selim
Türbesi....
Bahçenin en
sonunda yer alan Sultan 1.Mustafa ve Sultan İbrahim türbesi olarak bilinen son
yapı ise Bizans döneminde vaftizhane olarak kullanılmış en eski yapılardan biridir.
İşte bir
Ayasofya gezisi de böyle bitti. Ben at meydanına doğru yol alırken Ayasofya
yeni misafirlerini ağırlamaya çoktan başlamıştı.