Ayasofya Müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ayasofya Müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2014 Salı

Ey Süleyman Seni Geçtim (3.ve Son Bölüm)

Son iki yazımda Ayasofya’nın iç mekanından bahsetmiştim. Şimdi de biraz dış mekandan bahsetmek istiyorum. İstanbul’un fethinin ardından Ayasofya, yeni eklenen yapılarla beraber bir külliye haline getirilmiş. Bu külliye;  şadırvan, sıbyan mektebi, padişah türbeleri, muvakkithane gibi yapılar içermekte.

Ayasofya’da iç mekanı eni konu gezdikten, fotoğraflarımı çektikten sonra bahçeye çıktım. Bahçede yüzüme çarpan sert rüzgarla içerdeyken havanın epey soğuduğunu farkettim. Hemen atkı, bere ikilisini eldivenlerle tamamladım. Fakat bu tamamlama çok kısa sürdü. Çünkü eldivenle fotoğraf çekmek gerçekten çok zormuş o yüzden eldivenleri çıkardım ve soğuktan kızarmış ellerle gezime devam ettim.
Ana giriş kapısının önünde ilk göze çarpan Bizans döneminden kalma eserler oluyor.
Bahçenin arka tarafına doğru ilerledikçe bu eserler için ayrılmış ayrı bir bölümle daha karşılaşıyoruz.
Bizans eserlerinin ters tarafında ise çok güzel bir şadırvan görüyoruz. Sultan 1.Mahmut döneminde eklenmiş bu şadırvan 16 dilimli olup her dilimin ortasında tunç musluklar ihtiva ediyor.
Şadırvanın hemen arkasında ise Sıbyan Mektebi yer alıyor. Yine 1.Mahmut döneminde yapılmış bu eser kilise müzeye çevrilinceye kadar mektep olarak kullanılmış.
Bahçedeki diğer bir yapı is muvakkithane. Muvakkithane halkın namaz vakitlerini öğrenmesi için yapılmış bir yapı.
Bahçenin en arka tarafında ise padişah türbeleri yer alıyor. Ancak türbelerin girişi farklı bir kapıdan yapılıyor. Burada Sultan 2.Selim, Sultan 3.Murat, Sultan 3.Mehmet, Sultan 1.Mustafa ve Sultan İbrahim türbeleri bulunuyor.

2.Selim Türbesi....
 
Bahçenin en sonunda yer alan Sultan 1.Mustafa ve Sultan İbrahim türbesi olarak bilinen son yapı ise Bizans döneminde vaftizhane olarak kullanılmış en eski yapılardan biridir.
İşte bir Ayasofya gezisi de böyle bitti. Ben at meydanına doğru yol alırken Ayasofya yeni misafirlerini ağırlamaya çoktan başlamıştı.

28 Şubat 2014 Cuma

Ey Süleyman Seni Geçtim (2.Bölüm)

Ayasofya Müzesi’ndeki yolculuğumuza üst kata geçerek devam ediyoruz. Terleyen sütunu görüp koridora çıktığımız zaman üste kata doğru uzanan bir rampa ile karşılaşıyoruz. Arnavut kaldırımı tarzında taşlarla döşenmiş bu rampada kıvrıla kıvrıla üst kata doğru yol alınıyor. Yalnız burada dikkat edilmesi gereken bir nokta var o da giydiğiniz ayakkabı. Ne zaman Sultanahmet tarafına gitsem hep düz tabanlı bir ayakkabı tercih ediyorum buna rağmen Ayasofya’nın rampasını çıkarken mutlaka kayıyorum. O yüzden topuklu ayakkabı giymemenizi özellikle öneririm. Buranın merdiven yerine rampa olarak yapılmasının nedeni ise imparatoriçenin tahtı ile beraber rahatça taşınabilmesini sağlamakmış J
İmparatoriçe üst kata getirildiği zaman törenleri kendi locasından seyredermiş.  Aşağıdaki fotoğraf imparatoriçenin locasını gösteriyor.
Üst katın en önemli özelliği sahip olduğu mozaikler. Mozaiklerin yapımında tonlarca altın, gümüş gibi değerli madenler kullanılmış. İstanbul’un fethinin ardından mozaikler ince bir sıvı ile kaplanmış böylece herhangi bir tahribata uğramadan günümüze kadar gelmesi sağlanmış. Mozaiklerin hepsinin tasvir ettiği bir hikaye var.
İşte bunlardan bazıları...
Deisis Kompozisyonu:
Kilisede bulunan en önemli mozaiklerden biri. Rönesansın’ın başlangıcı kabul edilen Deisis sahnesini içeriyor. Tasvirde sağda Vaftizci Yahya, solda Meyem ortada ise Pantakrator İsa yer almaktadır. Mozaikte kıyamet gününde insanların affedilmesi için Vaftizci Yahya ve Hz.Meryem’in Haz İsa’ya yalvarmaları tasvir edilir.
Komnenos’lar Mozaği:
İmparator Komnenos kilisenin onarımına yardım etmiş. Mozaikte yardım sahnesi tasvir edilmekte. Hz.Meryem,kucağında Hz.İsa, imparator Komnenos,eşi ve oğlu mozaikte yer almakta.
Zoe Mozaği:
Bu mozaikte ortada Hz.İsa, sağda İmaparatoriçe Zoe ve solda da eşi yer alır. Yalnız bu mozağin ilginç bir yanı var. İmparatoriçe Zoe, eşlerinin ölümüden dolayı 3 kez evlenmiş. Dolayısıyla her evlenişinden sonra mozaik yenilenmiş. Mozaiği yapan sanatçı mozaikte yer alan adamı tamamen değiştirmek yerine bedeni sabit bırakarak her evlilikten sonra kafayı değiştirme yoluna gitmiş J
Kilisede ayrıca bir de önemli mezar bulunmakta. 4.Haçlı seferi esnasında İstanbul’a gelen ordunun komutanı Dandolo kilise içerisinde gömülü.
Üst katı gezmeyi de tamamladıktan sonra inişe geçiyoruz. İniş rampası çıkış rampasına göre dahat rahat.
Devam edecek...

25 Şubat 2014 Salı

Ey Süleyman Seni Geçtim

Nice savaşlara, afetlere meydan okumuş, kızıl çehresi ile asırlardır dimdik ayakta.

Sultanahmet’te her gün binlerce kişinin ziyaret ettiği, muhteşem mimarisi ile dikkat çeken Ayasofya Kilisesi’nden bahsediyorum. Pazar günü elimde fotoğraf makinem, başımda berem, boynumda atkım Sultanahmet yoluna düştüm. İlk durağım daha evvel defalarca kez ziyaret ettiğim Ayasofya Müzesi oldu.
Ayasofya Kilisesi tam 3 kez inşa edilmiş bir kilise. 2.inşasından sonra “Nika İsyanı” olarak bilinen büyük halk ayaklanması ile yıkılmış. Daha sonra dönemin imparatoru Justinianos, çok büyük, görkemli bir kilise yapımı emrini vermiş ve ünlü mimarların projesi sonucu 5 yıl gibi kısa bir sürede mimarlık harikası günümüz Ayasofya’sı ortaya çıkmış. Justinianos kilisenin açılışını Kudüs’teki Hz.Süleyman mabedeni kastederek “Ey Süleyman Seni Geçtim” diyerek yapmış.
1453 yılına kadar kilise olarak hizmet veren yapı 1453 İstanbul’un fethi ile beraber camiye çevrilmiş ve minareler, müezzin mahvili, hünkar mahvili, mihrap, minber..vb kısımlar eklenmiş.
Ayasofya kubbe ihtişamı ve geçişleri ile mimarlık tarihinde bir ilk. Kapıdan girdiğimiz zaman mekana geçebilmek için iki koridordan geçiyoruz. (dış narteks ve iç narteks).İç koridorun tavanı mozaiklerle bezenmiş durumda.
Kilisenin ana salonuna açılan tam 9 kapı var. Ancak bu kapılardan en önemlisi  “İmparator Kapısı” olarak bilinen sadece imparatorun geçiş yaptığı kapı. Sütun başlıklarında ise Justinianos ve eşi Theodora’nın baş harflari yer alıyor. Justinianos eşine sonsuz bir sevgi ile bağlıymış. Onların aşkı tarihteki Kanuni Sultan Süleyman ve Haseki Hürrem Sultan aşkına benzetiliyor. (Bu bende merak konusu uyandırdı eğer bir kitap bulursam alıp okumak istiyorum).

Ana mekana geçince (güney nef) ilk önce 1.Mahmut Kütüphanesini görüyoruz. Burası Osmanlı döneminde eklenen bir bölüm. Aynı zamanda Osmanlı sultanının namazdan evvel Kuran okuduğu yer. Şu an tadilatta olduğu için içeri giriş yasak.
Mekanda ayrıca 2 tane mermer küp bulunmakta. Bu küpler Bergama antik şehrinden getirilmiş.
Ana mekanın tam ortasında ise “Omphalion” yer alıyor. Omphalion, Doğru Roma imparatorlarının taç giydikleri yer. Aynı zamanda Bizanslılar tarafından dünyanın merkezi olarak kabul ediliyor.
Omphalion’un hemen arkasında Osmanlı döneminde eklenen müezzin mahfili ve minber bulunuyor.
Tam ortada ise Apsis (kiliselerde yarım daire şeklinde kavisli yapı) var. Burası, Osmanlı döneminde apsisin yönü değiştirilerek mihrap haline getirilmiş. Mihrabın iki tarafında Kanuni Sultan Süleyman’ın Budin’in fethi sırasında getirdiği şamdanlar bulunmakta.
Kilise duvarlarında  yer alan Cebrail ve Mikail meleklerini simgeleyen mozaikler Bizans’tan günümüze kadar gelmiş.
Ayrıca Allah ve  Hz.Muhammed yazıları ile  4 Halife, Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin’in isimlerini taşıyan hat sanatı ile yazılmış kitabelerde duvarlarda yer alan önemli unsurlar  arasında.
Kilisenin arka tarafında ise Terleyen Sütun bir diğer adı ile Dilek Sütunu bulunuyor. Bu sütunla ilgili çeşitli rivayetler var. İmparator Justinianos baş ağrısı ile dolaşırken kiliseye geliyor ve başını bu sütuna yaslıyor. Akabinde baş ağrısı geçiyor. Bunun üzerine sütun halk arasında şifalı kabul ediliyor. Sütundaki ıslaklık ayrıca Hz.Meryem’in gözyaşlarına da yoruluyor. Sütun hakkındaki bir diğer rivayet ise şu şekilde: Fatih Sultan Mehmet ve hocası Akşemsettin Efendi burada ilk namazlarını kılacakları esnada kilisenin kabeye dönük olmadıklarını farketmişler. Bu esnada Hızır Aleyhisselam gelmiş ve bu sütundan güç olarak kiliseyi kabeye çevirmeye başlamış fakat halktan birisinin görmesi üzerine kaybolumuş. Şu an insanlar baş parmağını sütundaki bir oyuğa sokup dilek tuttuktan sonra 360 derece çeviriyorlar ve bu şekilde dileklerinin gerçekleşeceklerine inanıyorlar.
Devam edecek... J