Saraybosna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Saraybosna etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Mayıs 2013 Cuma

Hüzünlü Bir Şehir : Saraybosna

Gezimizin ikinci gününde durağımız  Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna oldu. Belgrad’dan uzun süren bir yolculuk sonrasında Saraybosna’ya ulaştık. İki şehir arası mesafe çok uzun olmamasına rağmen otoban yokluğundan ve virajlı köy yollarında döne döne gitmemizden ötürü yolculuk 8 – 9 saat sürdü. Saraybosna’ya vardığımız anda hepimiz hüzünlü bir ruh haline girdik. Çünkü şehirde bizi ilk karşılayan 93 yılında başlayan savaştan kalmış, kurşun deliklerinin gözüktüğü binalar oldu. Bu binalardaki kurşun deliklerini özelikle kapatmamışlar.

 
Ardından Latin Köprüsü’nün yanından geçtik. Latin Köprüsü, Avusturya veliahtının bir Sırp tarafından öldürülmesi sonucu 1.Dünya Savaşı’nın başladığı yer.


Miljacka nehrinin kenarında otobüsten indik ve şehri yürüyerek dolaşmaya başladık. İlk önce Başçarşı’ya girdik. Başçarşı çeşitli el işi ürünlerinin satıldığı, cafelerin, börekçilerin olduğu bir çarşı. Çarşıdaki en önemli eser çarşı meydanında bulunan Osmanlı dönemine ait sebil.

 
 
Aynı zamanda çarşıda bir osmanlı eseri olan Hüsrev Bey Camii de bulunmakta.


 
Sonrasında ortodoks kiliselerini, yahudi sinagogunu ve katolik katedralini dolaştık.
 
Daha sonra ise Kanlı Pazar Yeri’ne gittik. Burası taze meyve, sebze ve yöresel ürünlerin satıldığı bir pazar. Bu pazar, 1994 senesinde bir katliama tanıklık etmiş. Sırp saldırısı sonucu 67 kişi ölmüş ve onlarca kişi yaralanmış.
 
Neyse tüm bu iç burkan detaylardan sonra Başçarşı’ya yeniden döndük ve buralara kadar gelmişken Boşnak böreği yemeden dönmek olmaz dedik. Çarşı içinde bir çok börekçi bulunmakta. Börekler aslında bizim bildiğimiz kol böreğine benziyor ama odun ateşi gibi bir ateşte, özel bir düzenekte pişiyor.
 
Börek seçimine bir türlü karar veremedik. En sonunda peynirli, patatesli, kabaklı, kıymalı çeşitlerin karışık olduğu bir tabak hazırlattık. Yanına da boşnak mantısı ilave ettik. Böylece karnımızı iyice doyurduk.

 
Karnımız doyduktan sonra sıra geldi alışverişe. Hatıra olarak üzerinde Başçarşı'nın simgesi sebilin olduğu bir matara aldım.
 
Gezi, yeme-içme ve alışveriş faslı bitince otelimize gitmek için yola çıktı. Yolda bir binanın önünde yanan bir ateş gördük. Bu ateş “Sönmeyen Ateş” olarak biliniyormuş. 2.Dünya savaşı sonunda Sırp, Boşnak ve Hırvatların her beraber mücadele edip özgürlüklerini kazanması ve Yugoslavya’yı kurmasını temsil ediyormuş.