Bosna Hersek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bosna Hersek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2013 Salı

Eşsiz Manzaralar Eşliğinde Mostar Yolculuğu ve Poçitel Köyü

Turumuzun 3.günününde Bosna-Hersek’in Mostar şehrine doğru yola çıktık. Açıkçası yola çıkmadan evvel Mostar ile ilgili bildiğim tek şey ünlü köprüsüydü. Ancak oraya varınca Mostar’ın sadece köprüden ibaret olmadığını gördük.

Öncelikle yol boyunca çok güzel manzaralar seyrettik. Dağlar arasında akan nehirler, yemyeşil bir doğa, şirin köyler, üçgen çatılı evler bize keyifli bir yolculuk yaşattı.

 
Yol üzerinde meşhur Boşnak kahvesini tatmak için mola verdik. Mola verdiğimiz restaurant kuzu çevirmesi ile ünlüymüş. Ancak sabahın erken saatleri olduğu için biz sadece kahve ile yetindik.  Aslında Boşnak kahvesinin bizim türk kahvesinden tat olarak herhangi bir farkı yok. Sadece sunum farkı var. Biz kulplu fincanlara kahveyi doldurarak servis ederiz. Onlar kulpsuz fincanlar kullanıyorlar ve cezve ile beraber servis ediyorlar. Bir de biz pişirirken şekerini ayarlarız onlar çay gibi içmeden evvel şekerini ilave ediyorlar.


 

Neyse kahvemizi içip manzaraya da doyduktan sonra tekrar Mostar’a doğru yol aldık. Mostar’ a vardığımız zaman bizi yine Saraybosna gibi kurşun delikli binalar karşıladı. Biraz ilerde küçük bir dereden geçtik ve sonunda köprüye vardık.
 
Köprüye vardığımız zaman 93 savaşında köprünün nasıl yıkıldığını gösteren bir film seyrettirdiler ardından da yeniden inşasını ve açılışını gösterdiler. Ardından köprünün üzerinden geçtik,  bol bol fotoğraflar çektik, kedileri sevdik ve çarşı içine girdik.
 

 
Mostar çarşısı, güzel manzaralı bir yere konumlanmış çok sevimli bir çarşı. Buradan ufak tefek bişiler aldım. Boşnak kadınını temsil eden bir bebek, lavanta keseleri ve mostar köprüsü süsü...
 


 
E artık gezi ve alışveriş bittikten sonra sıra gelmişti karnımız doyurmaya. Çarşı içindeki bir cafeye oturduk ve  “cevapi” söyledik. Cevapi boşnak usulü köfte. Açıkçası benim şu ana kadar yediğim en iyi köftelerden biriydi. Hatta gezimizin son günü Üsküp’te yediğimiz (ki Üsküp köftesi dünyaca ünlü) köfteden bile daha lezzetliydi.

 
Karnımızı da doyurduktan sonra tekrar otobüse bindik ve kalan son Osmanlı köyü olan Poçitel’e doğru yola çıktık. Poçitel küçük, sevimli bir köydü ama Mostar’ı gördükten sonra buraya çok ilgi göstermedik J
 
Sonunda kalacağımız otelin bulunduğu Treminje’ye vardık. Burada gün batımına kadar kasabada dolaştık. Biraz parklarda oturduk ve yine bi kaç fotoğraf çektik.

17 Mayıs 2013 Cuma

Hüzünlü Bir Şehir : Saraybosna

Gezimizin ikinci gününde durağımız  Bosna Hersek’in başkenti Saraybosna oldu. Belgrad’dan uzun süren bir yolculuk sonrasında Saraybosna’ya ulaştık. İki şehir arası mesafe çok uzun olmamasına rağmen otoban yokluğundan ve virajlı köy yollarında döne döne gitmemizden ötürü yolculuk 8 – 9 saat sürdü. Saraybosna’ya vardığımız anda hepimiz hüzünlü bir ruh haline girdik. Çünkü şehirde bizi ilk karşılayan 93 yılında başlayan savaştan kalmış, kurşun deliklerinin gözüktüğü binalar oldu. Bu binalardaki kurşun deliklerini özelikle kapatmamışlar.

 
Ardından Latin Köprüsü’nün yanından geçtik. Latin Köprüsü, Avusturya veliahtının bir Sırp tarafından öldürülmesi sonucu 1.Dünya Savaşı’nın başladığı yer.


Miljacka nehrinin kenarında otobüsten indik ve şehri yürüyerek dolaşmaya başladık. İlk önce Başçarşı’ya girdik. Başçarşı çeşitli el işi ürünlerinin satıldığı, cafelerin, börekçilerin olduğu bir çarşı. Çarşıdaki en önemli eser çarşı meydanında bulunan Osmanlı dönemine ait sebil.

 
 
Aynı zamanda çarşıda bir osmanlı eseri olan Hüsrev Bey Camii de bulunmakta.


 
Sonrasında ortodoks kiliselerini, yahudi sinagogunu ve katolik katedralini dolaştık.
 
Daha sonra ise Kanlı Pazar Yeri’ne gittik. Burası taze meyve, sebze ve yöresel ürünlerin satıldığı bir pazar. Bu pazar, 1994 senesinde bir katliama tanıklık etmiş. Sırp saldırısı sonucu 67 kişi ölmüş ve onlarca kişi yaralanmış.
 
Neyse tüm bu iç burkan detaylardan sonra Başçarşı’ya yeniden döndük ve buralara kadar gelmişken Boşnak böreği yemeden dönmek olmaz dedik. Çarşı içinde bir çok börekçi bulunmakta. Börekler aslında bizim bildiğimiz kol böreğine benziyor ama odun ateşi gibi bir ateşte, özel bir düzenekte pişiyor.
 
Börek seçimine bir türlü karar veremedik. En sonunda peynirli, patatesli, kabaklı, kıymalı çeşitlerin karışık olduğu bir tabak hazırlattık. Yanına da boşnak mantısı ilave ettik. Böylece karnımızı iyice doyurduk.

 
Karnımız doyduktan sonra sıra geldi alışverişe. Hatıra olarak üzerinde Başçarşı'nın simgesi sebilin olduğu bir matara aldım.
 
Gezi, yeme-içme ve alışveriş faslı bitince otelimize gitmek için yola çıktı. Yolda bir binanın önünde yanan bir ateş gördük. Bu ateş “Sönmeyen Ateş” olarak biliniyormuş. 2.Dünya savaşı sonunda Sırp, Boşnak ve Hırvatların her beraber mücadele edip özgürlüklerini kazanması ve Yugoslavya’yı kurmasını temsil ediyormuş.