Uçaktan
indiğimiz zaman bizi kapalı ve sıcak bir hava karşıladı. Yürümeye başladığımız
anda farkettim ki Vilnius’un havası İstanbul’u aratmıyor J 5 dakika içinde terden sırılsıklam
olmak işten bile değil. Ancak yeni yerler görecek olmanın, yeni lezzetler
tadacak olmanın coşkusu ile havaya takılmamaya ve seyahatin tadını çıkarmaya
karar verdim. Böylece Vilnius eski şehir kapısından içeri girdik J
Önce ortaçağ
binaları arasından geçerek meydana doğru ilerledik.
Ardından
kehribar müzesini ziyaret ettik. Kehribar taşı diğer Baltık ülkeleri gibi
Litvanya için de çok önemli bir gelir kaynağı. Baltık ülkeleri dünya üzerindeki
kehribar rezervinin büyük bir kısmını elinde bulunduruyormuş. Dolayısıyla her
yerde bir kehribar aksesuarına ya da eşyasına rastlamak mümkün.
Müzeden çıkınca
ise Uzupis Cumhuriyeti’ne doğru yol aldık. Uzupis Cumhuriyeti şehir içinde yer
alan gayri resmi bir cumhuriyet. 41 maddeden oluşan bir anayasası var.
Anayasanın bazı maddeleri de şöyle; “Herkesin ağlamaya hakkı vardı”, “Herkesin
Aylaklık Yapma Hakkı Vardı”..vs J
Uzupis
Cumhuriyeti’ne asma bir köprüden geçerek ulaşıyoruz. Asma köprüde diğer Avrupa
ülkelerinde görülen kilit bağlama olayı mevcut. Aşıklar bir daha ayrılmamak
üzere köprü demirlerine kilitlerini asmışlar.
Köprüden
geçince karşı tarafta bir sütun bulunuyor.Bu sütuna el basarak Uzupis
Cumhuruiyeti vatandaşı olunabilir J
Bu gayri
resmi cumhuriyette gezimizi tamamladıktan sonra şehir meydanına doğru yol
almaya başladık. Yürüyüş esnasında geçtiğimiz bir parkta yer alan bu
giydirilmiş ağaç çok dikkatimi çekti. Litvanlar ağaçlar üşümesin demişJ
Şehir
meydanında 2 önemli kilise bulunuyor. Biri Saint Anne Kilisesi (maalesef bu
güzel yapının fotoğrafını çekmeyi unutmuşum) diğeri de Gediminas meydanında yer
alan beyaz katedral.
Bir de bu
meydanda kırmızı bir taş var. Bu taşın etrafında 3 kez dönüp dilek tutunca,
tutulan dilek gerçekleşirmiş dedi rehberimiz. Kaçar mı tabi 3 tur döndüm ve
dileğimi tuttum :)
Vilnius çok
küçük bir şehir yani kısa sürede her yeri gezilebilir. Biz de 1 gün içinde bir
çok yapıyı gördük, meydanlarında dolaştık sonrasında da yemek molası verdik.
Gitmeden ülke mutfağını araştırmıştım. Mutfakları bizim mutfağımızla kıyaslanamayacak
kadar küçük ve patates ağırlıklı. En meşhur yemekleri cepelinai ve patatesli
pankek.
Yemek
molasını şehrin geleneksel restoranlarından birinde (internet araştırmalarım
sonucunda bulmuştum) verdik. Cepelinai, içi doldurulmuş patates. Ben iç dolgusu
peynirli olanı tercih ettim.Gayet güzel ve doyurucuydu.
Patatesli
pankek ise şahaneydi. İlerleyen günlerde sabah kahvaltılarında da bol bol
yedim.
Ertesi günkü
durağımız muhteşem bir güzelliğe sahip Trakai oldu. O da bir sonraki yazıya...