Herkes Barcolona’yı o kadar övüyordu
ki gitmeden beni bi merak sarmıştı. Gittim, gördüm, gezdim. Beğendim
mi? Evet..Övülecek kadar mı? Hayır.. Barcelona hakkında yapılan söylemlerin
biraz abartılı olduğunu düşünüyorum. Deniz kenarı, canlı, neşeli, mimari
harikalar barındıran güzel bir şehir ama bir rüya şehri değil. Tabi herkesin
rüyası farklı J
Şimdi gelelim şehre… Gaudi
Barcelona’ya imzasını atmış desek yeridir. Önce ki yazımda Guell Park’tan
bahsetmiştim. Şehir içinde de mimarın önemli eserleri var. Casa Battlo bunlardan biri.
Casa Battlo, süslü püslü sanki böyle şeker kaplamalı bir bina. Ben çok
beğendim. İçini gezecek vaktimiz yoktu ancak içi de çok hoşmuş. Pencere
dizaynından, odalara ışık giriş alanlarına kadar incelikle tasarlanmış.
Diğer Gaudi eseri ise Casa Amattler…Ve Sagrada Familia…Gaudi’nin ömrü yetmediği için bitiremediği kilise…Bitmeyen kilise söylemi sanırım turist çektiği için hala kilisenin inşaatı devam ediyor. Ancak böyle bir muhteşem eserin tepesinde vinç görmek bence çok da hoş değil.
Sagrada Familia’ya ev sahipliği yapan Catalonya Meydanı…
Sagrada Familia’yı da gördükten sonra Barcelona’nın meşhur caddesi La Ramblas üzerinde yürüyüşe geçtik. Geniş geniş kaldırımlara sahip, hareketli, neşeli bir cadde. Cadde üzerinde Miro Mozaği bulunuyor. İspanya’nın ünlü sanatçılarından Miro’nun Rüzgar Gülü ismini verdiği mozaikten bir parça aşağıda yer almakta. Ünlü evlerden bir tanesi de Casa Quadros…Bir diğer adıyla şemsiyeli ev. Benim beğendiğim yapılardan biriydi. Ve… Boqueria..Sadece yiyecek ve içecek satılan kapalı bir pazar. Buraya uğrayıp da aç kalmak mümkün değil. Biz de karnımız burada doyurduk. Caddenin sonu limana çıkıyor. Iyot kokusunu içimize çekmeden önce Christoph Colomb’un heykelini fotoğrafladık Sonrasında ise liman…
