Riga’yı
gezmeye ilk önce Art Nouveau bölgesinden başladık. Burada dış cephesi çeşitli
figürlerle süslenmiş binaları gördük. Binaların dış cephelerinde aslan, insan başı,
at, ejderha gibi figürler ilk göze çarpanlar arasında. Çok fazla emek harcanarak
yapılan bu binaların bir kısmı orjinalken diğer kısmı dış cephe tadilatı ile
şimdiki durumuna getirilmiş. Riga'da sanat çok ön planda olduğu için
mimarlar hiç işsiz kalmazmış. Şehre damga vurmuş en ünlü mimar ise Sergei
Eisenstein (biz onu Korkunç Ivan’ın yönetmeni olarak biliyoruz). Onun
eserlerinden bir aşağıda yer almakta.
Sanata doyduktan
sonra yeni keşif noktamız eski şehir oldu. Yazımın başında da belirttiğim gibi
bu kısım dünya miras listesine alınmış.
Burada ilk
göze çarpan ise Karakafalar Binası. Binanın vakti zamanında siyah bir
yöneticisi varmış (hatta o yöneticinin resmi bina üzerinde mevcut) ve o yüzden
bu isimle adlandırılmış.
Az ilerde
ise Leton Piyadeler anıtı bulunuyor. Bu anıtı ilk gördüğüm zaman Taksim meydanı
ya da Kadıköy boğa heykeli aklıma geldi. Sanırım buluşma için Rigalılar bu heyhelin çevresini tercih
ediyordur J
Meydana
bakan önemli binalardan biri de Dome Katederali. Gotik ve heybetli yapının tepesinde
bir horoz bulunuyor. Letonya kültüründe horozun kötü enerjiyi savdığı, iyi
şeylere neden olduğu kabul ediliyormuş. Bu yüzden başta bu katedral olmak üzere
iki önemli binanın kulesinde daha horoz kullanılmış durumda.
Riga’da
arnavut kaldırımlı iç sokaklara doğru ilerledikçe şehrin güzelliği açıkça
ortaya çıkıyor. Çiçeklerle bezenmiş kafeler, happy hour modunda takılan
insanlar, hafif rüzgar ve kulaklarda müzik
tınısı romantik bir dalga yaratıyor.
Burada bir
dondurma molası iyi gider dedik J
Az ilerde
ise Riga’nın simgesi haline gelmiş Kedi Ev’e rastlıyoruz. Tepesindeki siyah
kediyi bir çok hediyelik eşya üzerinde
görebilirsiniz.
Riga aynı
zamanda yemyeşil bir şehir. İçinden kanallar geçen parkları var. Biz de mola
için bu parklardan birini kısa süreliğine mesken edindik.
Riga’ya
güzellik katan bir diğer öge de şehirin ortasından geçen Daugava Nehri. Kimi
zaman sakin kimi zaman coşkulu akan su şehri eski şehir ve yeni şehir olarak
ikiye bölüyor. Bizim kaldığımız otel şehrin yeni kısmında hemen nehir kenarında
eski şehre bakan çok güzel bir oteldi. Otele doğru yol alırken Riga tüm
güzelliklerini bize sunmuş artık geceye hazırlanıyordu.