11 Ağustos 2023 Cuma

Münih’i Gezmeye Devam

Pazar çıkışında Juliet’in heykeline rastlıyoruz. Yıllar evvel Verona gezimizde Romeo’nun büyük aşkı Juliet’in evini ziyaret etmiştik. Bu ev ziyaretinde geleneksellemiş bir durumla karşılaşmıştık o da Juliet heykelinin sağ göğsüne dokunmaktı. Halk arasında yayılan inanca göre Juliet’in sağ göğsüne dokunmak ruh eşinizi hayatınıza çekmenize yardımcı oluyordu:) Buradaki Juliet heykeline baktığımızda aynı inanışın burada da olduğunu fark ettik. Demek ki kendine hayrı olmayan Juliet’ten halk çok şey bekliyor:)

Juliet’i selamladıktan sonra gezmeye devam ediyoruz. Almanya’da en çok tüketilen atıştırmalıklardan biri bretzel. Bizim simide benzer bir tür yiyecek. Daha önce Strasbourg’da denemiş ve pek de sevmemiştim. Bu sefer anavatanında bir kez daha şans vermek istedim. Daha önce denediğim bretzele göre daha iyiydi ama günün sonunda bir sokak simiti değildi:)

Almanya denince ve özellikle Münih denince aklan ilk gelen şeylerden biri de tabii ki bira. Adım başı bir bira evi bulmak mümkün. Hepimizin bildiği gibi bira bardakları büyük olur ama buradaki bardaklar damacana gibiydi desem abartmış olmam. Halk su yerine bira tüketiyor diyebiliriz. En ünlü ve en eski bira evi de Hofbrauhaus.

Tavan süslemleri ve bavyera sembolleri ile geleneksel ve uğrak bir bira evi.

Münih’te duvar süslemeleri oldukça ön planda. Bu da bir alışveriş binasının duvar süslemesi. Çok şirin değil mi?

Yarın Almanya’nın başka bir şehrine yolculuk var, şimdilik hoşçalın…

8 Ağustos 2023 Salı

Bavyera’nın Güzel Şehri : Münih

Emniyet kemerimden gelen klik sesi ile dört gün sürecek olan seyahatim başlıyor. Bu sefer istikamet Almanya’nın nezih şehri Münih. Bu şehrin aslında benim için özel bir anlamı var. 15 yaşımdayken ilk yurtdışı seyahatimi bu kente gerçekleştirmiştim. Münih havalimanına inmiş ardından buraya yakın küçük bir yerleşkede oturan halamı ziyaret etmiştim. Çook uzun yıllar sonra yeniden Münih’e uçmak için emniyet kemerimi bağlıyorum ve yolculuğum başlıyor.

Münih, Bavyera bölgesinin en büyük şehri. Aynı zamanda Almanya’da kültür seviyesinin en yüksek olduğu şehirmiş. Bavulumuzu otele bırakmamızın akabinde hızla şehir merkezine doğru yürüyüşe geçiyoruz. Kaldığımız otelin merkeze çok yakın olması bize epey zaman kazandırıyor. 15 dakikalık bir yürüyüşten sonra old town denilen bölgenin kapısındayız.

Kapıdan giriyoruz ve hafif çiseleyen yağmur eşliğinde keşfimiz başlıyor. Meraklı gözlerle çevreyi süzüyor ve Münih’in beklentimin çok üzerinde olan hareketliliği karşısında şaşırıyorum. Sakin ve ıssız bir emekli şehri beklerken genç nüfusun yoğun olduğu eğlenceli bir şehir çıkıyor karşımıza.

İlk durağımız görkemli belediye binası.

Belediye binasının çevresinde biraz dolaştıktan ve bol bol fotoğraf çektikten sonra ailemden ayrılıyor ve St.Peter kilisesine geçiyorum. Buraya gitme amacım aslında kiliseyi gezmek değil kulesine çıkıp Münih’i eni konu gezmeden evvel yukarıdan seyretmek.

Kilisenin içine şöyle bir göz atıp merdivenlere yöneliyorum ve 306 basamağı tırmanmaya başlıyorum.

Kulenin tepesine çıktığım zaman karşılaştığım Münih manzarası tüm yorgunluğumu alıyor.

Belediye binasının yukarıdan görünümü.

Kuleye çıkarken hafif zorlansam da inerken bir çırpıda iniyorum ve ailemle yeniden buluşuyorum. Ben yokken Viktualmarkt denilen açık hava pazarını gezmişler. “Aaa ben orayı da gezmek istiyorum hadi gidelim” deyince bir kez de benimle geziyorlar :)

Pazarın ortasında yer alan mavi beyaz direk ve üzerindeki levhalar Bavyera kültürünü anlatıyor.

Pazarda çok şirin hediyelik eşya ve yiyecek dükkanları var. Gördüğüm ilk dükkandaki kurabiyelere bayılıyor ve satın alıyorum. Böylece ilerleyen günlerde farklı noktalarda dörtte bir fiyatına göreceğim kurabiyeleri oldukça pahalıya almış oluyorum 😊 Evet evet kadınlarda alışveriş zaafı denen bir şey var:)

Bir peynirci…

Pazar çıkışında Münih sokaklarını arşınlamaya devam ediyoruz. Bu sokaklarda neler varmış diye bir sonraki yazıda görüşelim mi?

6 Temmuz 2023 Perşembe

İstanbul'da Turistçilik

İstanbul benim için hiç tükenmeyen ve her zaman ilgili çekici şeyler sunan bir şehir. Her daim keşfedilecek bir noktası var. Bazen bir tarihi eser, bazen bir restoran bazen de bir etkinlik ile sakinlerini cezbedebiliyor.

Geçtiğimiz hafta sonlarından birinde bugün İstanbul’da acaba ne keşfedebilirim diyerek turist oldum. Tercihim keşif konusunda her zaman cömert olan tarihi yarımadaydı. İlk durağım ise Çemberlitaş…

Çemberlitaş sütunü ya da diğer adı ile Konstantin sütunu tüm heybeti ile misafirlerini karşılıyordu. Neredeyse 1700 yıl önce 1.Konstantin onuruna dikilmiş olan bu sütun hayatın telaşına kapılmış olan birçok insanın gözüne takılmadan orada sessizce duruyor.

Hemen arkasında ise Nuriosmaniye Camii tüm görkemi ile yükseliyor.

Her iki tarihi eserin de fotoğrafını çektikten sonra asıl hedefim olan Şerefiye Sarnıcı’na yöneldim. Şerifiye Sarnıcı, Roma döneminden kalma 1600 yıllık bir miras. Ancak maalesef daha büyük ve gösterişli olan Yerbatan Sarnıcı’nın gölgesinde kalmış durumda.

Az evvel bahsettiğim gibi sarnıç, Yerabatan’a göre oldukça küçük. Bu biraz hayal kırıklığı yaratsa da binlerce yıllık bir eserin içinde olmak insanda farklı duygular uyandırıyor.

Sarnıçta belli saatlerde ışık gösterisi gerçekleşiyor. Roma döneminden cumhuriyetin ilk yıllarına kadar olan İstanbul süreci bu ışıklı gösteride anlatılmış durumda.

Sarnıcı gezdikten sonra Sultanahmet’e doğru yürümeye başladım. Amacım daha önce birkaç kez gezdiğim ve burada da anlattığım İstanbul Arkeoloji müzesini gezmekti. Ancak çok acıkınca kısa bir yemek molası verdim.

Mola yerim Matbah restoran oldu. Matbah bu sene yayınlanan Michelin Guide listesinde de yer alan bir restoran ve Osmanlı yemekleri yapıyor.

Ben ballı gemici böreği ile kavun dolmasını tercih ettim. Her ikisini de çok beğendim. Farklı tatlara açık biryseniz mutlaka tavsiye ederim. Ancak restoran Michelin Guide’a a girdiği için fiyatları da çok yükselmiş. Bunu da söylemeden geçemeyeceğim.

Yemek sonrasında restoranın minik bir de hediyesi oldu. Eskiden ramazanlarda misafirliğe gelenler uğurlanırken diş kirası adı altında bir hediye verilirmiş. Burası da hala bu geleneği sürdürmeye çalışıyor😊

Akabinde Sultanahmet meydanında kısa bir fotoğraf molası verip, sırada arkeoloji müzesi dedim. O da bir sonraki yazının konusu olsun.

16 Haziran 2023 Cuma

İstanbul Modern

İstanbul Modern bilindiği üzere uzun süredir Tepebaşı’nda ziyaretçilerini ağırlıyordu. Galataport’un tamamlanmasının ve binasının yeniden inşa edilmesinin ardından geçtiğimiz ay ise eski yerine kavuştu.

Arkadaşım Melek ve ben hem Galataport’da kahvaltı yapalım hem de akabinde sanata doyalım diyerek hafta sonu buluştuk.

Sanat müzesi çok büyük ve adına yakışır modern bir bina olarak ziyaretçilerine kapısını açmış durumda. Ücretli olarak ziyaret edilen müzede günümüzden ve geçmişten çok fazla sanatçının eseri sergileniyor.


Bunlardan bazıları şöyle…

Nuri Bilge Ceylan’ın seyahatlerinde çektiği fotoğrafların sergilendiği Başka Bir Yerde sergisi…

Ara Güler fotoğrafları…

Semiha Berksoy resimleri… Aşağıdaki resimden Semiha Berksoy’u bulmak zor değil sanırım :)

Bedri Rahmi’den, Aliye Berger’e, Fahrünnisa Zeyd’e kadar birçok sanatçının eserini görmek mümkün.

Seyahatseverlere :)

Yıllar evvel hayatını okuduğum zaman çok etkilendiğim Cahide Sonku da Nur Koçak tarafından resmedilmiş. Cahide Sonku’yu en parlak döneminden en bitap düşmüş dönemine kadar görebiliyoruz.

Cihat Burak ise Nazım Hikmet’e Şairin Ölümü isimli tablosunda yer vermiş.

Galeride ayrıca kısa film gösterilerinin ve ışık oyunlarının olduğu bölümler de var.

Tüm sergi odalarını gezip, her bir sanat eserini anladığımız kadar inceleyerek - sonuçta sanat eğitimi almadığımız için bizim gezimiz biraz daha yüzeysel oluyor – İstanbul Modern’in keyfini çıkardık. Çıkışta da müzenin alışveriş dükkanına uğradık. Dükkanda sanatçıların eserlerini kalem, defter, fincan gibi çeşitli formlara bürünmüş eşyalar olarak bulmak mümkün.

O zaman sanatla ve gezerek kalın 😊

5 Haziran 2023 Pazartesi

Aşçılığa İlk Adım

Ezelden beri mufağa ilgi duymuşumdur. Pandemi esnasında bu ilgimi pratiğe çevirme fırsatı da yakaladım. Mutfağa girip ortaya bir şeyler çıkardıkça bu işten ne kadar keyif aldığımı, mutfakta kafamdaki birçok şeyden uzaklaşıp sadece yaptığım yemeğe odaklandığımı ve bunun bana çok iyi geldiğini fark ettim.

Hayatım boyunca ne iş yaparsam yapayıp hep hakkını vererek yapmaya çalışmışımdır. Bu yüzden mutfakta da daha iyi işler çıkarabilmek adına eğitim almaya karar verdim ve bir aşçılık kursuna yazıldım. 

Aşçılığa ilk adım niteliğinde 8 hafta sürecek bu eğitimde bıçak kullanma tekniklerinden, et, tavuk, balık pişirme usullerine, soğuk salatalardan pizza/makarna yapmaya kadar birçok şey öğrenmeye başladım.

Kursta ortaya çıkardığımız ilk ürün; Minestrone çorba 😊

Son birkaç haftadır evde yaptığım şeyler ise şöyle;

Lübnan mutfağından Tabule…

Kırpma börek…

Kakaolu muhallebili bir tatlı gibi gibi…

Umarım kurs bitiminde daha donanımlı ve daha teknik yemekler ortaya çıkaracak duruma gelirim :) 

O zaman afiyetle kalın...

26 Mayıs 2023 Cuma

Casa Botter

İstiklal Caddesi’nde yer alan Casa Botter ya da diğer adıyla Botter Apartmanı geçirdiği tadilat sürecinin ardından geçtiğimiz haftalarda ziyarete açıldı. Jean Botter, 2.Abdülhamid döneminde sarayın resmi terzisiymiş ve adına inşa edilmiş olan bu apartmanda yaşıyormuş. Bu apartmanı bir nevi ülkemizin ilk modaevi olarak düşünebiliriz 😊 Tadilat süreci birkaç kez sosyal medyada gündeme gelmişti ve biter bitmez gitmeyi planlıyordum. Nihayet geçtiğimiz haftalarda gitme şansı elde ettim.

Bina aynı zamanda Türkiye’de Art Nouveau tarzında yapılan ilk binaymış. Mimari tarzlardan çok anlamasam da bunu da ek bilgi olarak vermeden geçmeyeyim.

Binanın fotoğrafını çektikten sonra içeri giriyorum. Aman Allahım bu nasıl bir kalabalık? Meğer tüm İstanbul Casa Botter’in ziyarete açılmasını bekliyormuş :)

Giriş katta bir sergi bulunmakta.

Sergiyi gezdikten sonra üst kata çıkıyorum. Üst kata çıkarken terzi Botter ve binanın mimarı D’Aronco’nun heykelleri ile karşılaşıyorum.

Üst kat, alt kata oranla daha da kalabalık:) İnsanların çoğu maalesef nereyi gezdiğini bilmeden instagramda paylaşım yapmak için her köşede fotoğraf çekiliyor. Keşke biraz daha bilinçli gezilse diye içimden geçiriyorum ama yapacak bir şey yok.

Üst katta da birkaç sanat eseri bulunmakta.

Balkondan bir de İstiklal Caddesi fotoğrafı aldıktan sonra binadan ayrılıyorum. Ayrılırken de İstiklal’deki tüm binaların restorasyondan geçmesini ve caddenin güzel bir çehreye kavuşmasını umut ediyorum.


2 Nisan 2023 Pazar

İçimdeki Tezatlar

Bazen düşünüyorum da yaşam şeklim hiçbir zaman tek bir kalıbın içine sığmıyor. Hayatımı hep içimdeki tezatlarla beraber idame ettiyorum. Galiba bu durumdan da gayet hoşnutum.

Örneğin; seyahat etmeyi çok seviyorum. Beni tanıyıp da bunu bilmeyen yoktur sanırım. Havalimanına ayak bastığım an heyecan duyuyorum. Bavulumun tekerleklerinden gelen o tıngır mıngır ses, ışıklı panolar, uçağın havalanıp gökyüzünde süzülmesi beni mutlu etmeye yetiyor. Varış noktasına ulaştıktan sonra ise tatilimin her anının tadını çıkarmaya çalışıyorum. Öte yandan çok gariptir ki dönüş yoluna geçince içimde pek bir hüzün hissetmiyorum yani aklım tatilde kalmıyor. Keyifle geçmiş bir tatili güzel anılarımın arasına yolluyorum ve çalışma haftama odaklanıyorum. Henüz dönüş yolunda iken çalışma planımını çıkarıyor ve yeni haftada gelecek işleri bir an önce halletmek için sabırsızlanıyorum.

Bir kova burcu olarak sosyalleşmeyi, arkadaşlarımla vakit geçirmeyi seviyorum. Ancak üç gün üst üste arkadaşlarımla vakit geçirsem dördüncü gün yalnız kalma ihtiyacı duyuyorum.

Çok iyi otellerde kalabilmenin yanısıra temiz butik bir pansiyonlarda da rahat edebiliyorum. Bir gün şık bir restoranda kaliteli bir yemek yerken ertesi gün bir sokak lezzetinin peşine düşebiliyorum. Bu liste böyle uzuyor gidiyor…

Yazımın başında da dediğim gibi bu halimden memnunum. Eğer sürekli tatil yapmayı seven ve çalışmanın külfet olarak geldiği biri olsaydım ya da işkolik olsaydım iki durumda da mutsuz olurdum sanırım. Aynı şekilde kendimi hiç vakit ayırmadan sürekli sosyalleşsem ya da sürekli yalnız kalsam bu da beni keyifsiz bir insan haline getirirdi. Bence hayat zıtlıklardan oluşan bir denge üzerine kurulmuş durumda. Dengeyi tutturduktan sonra ise yaşam çok güzel…