Ardından da
şehri gezmeye başladık. Nehir kenarında konuşlanmış olan şehirde açıkçası ben
fazla bişi bulamadım. Bizim sessiz sakin Anadolu kentlerimize benziyordu. Bir
kaç tane tarihi yapı ve bir kaç tane de alışveriş yapılacak dükkan dışında bişi
yoktu. Meydanda yer alan bisiklet ağacı en ilgi çekici noktalardan biriydi
diyebilirim. Halk bisiklet kullanmaya
teşvik ediliyormuş o yüzden tam merkeze böyle bir ağaç yapılmış.
Kaunas’tan
ayrıldıktan sonra Trakai’ye doğru yol almaya başladık. Trakai göl kenarında kurulmuş turistik bir şehir.
Göl üzerinde yer alan muhteşem güzellikte bir kalesi var. Şehre ilk girdiğimiz
zaman gözümüze çarpan aşağıdaki manzara oldukça etkileyiciydi.
Göl üzerinde
istenirse deniz bisikleti ile de gezilebiliyor. Biz vakit darlığından bunu
gerçekleştiremedik. Ancak göl boyunca yürüyüş yaparak manzaranın tadını bol bol
çıkardık.
Kalenin iç
kısmı da ziyarete açık. Bir çok odası yer alan kaleyi eni konu dolaştık.
Sergilenen eşyaları fotoğrafladık.
Trakai aynı
zamanda musevi Karay Türklerine ev sahipliği yapan bir yerleşim yeri. Sayıları
artık çok azalmış olan Karay Türkleri burada gelenek ve göreneklerini hala
sürdürüyor. Biz yemek molamızı göl kenarında ki bir Karay restoranında verdik.
Restoran menüsü önümüze geldiğinde türkçe yiyecek isimleri dikkat çekiciydi.
Restoranın
meşhur yiyeceği ise kıbındı(zaten restoranın adı Kybınlar). O yüzden
siparişimiz bu yönde oldu. Kıbın bizim etli böreğe benzeyen bir yiyecek. Ben
lezzetini çok beğendim. Ancak restoranın servisi epey yavaştı. Tek bir tane
kıbın için 45 dakika civarında bekledik L
Yemek
sonrası sıra geldi alışverişe J Göl kenarında sıra sıra yeralan bir sürü hediyelik
eşya tezgahı /dükkanı yer alıyor. Benim en çok ilgimi çeken ve almadan
duramadığım aşağıdaki Litvan bebekler oldu.
Vilnius’a
geri döndüğümüz zaman ise kaldığımız otelin terasından son kez Vilnuis’i
fotoğrafladık çünkü ertesi gün başka bir ülkeye yolculuk vardı.