13 Mayıs 2015 Çarşamba

Hidiv Kasrı

Aslında bu yazıyı çok önceden yazacaktım ama fırsat bulamadığımdan bugüne kaldı. Geçtiğimiz hafta sonu değil önceki hafta sonu kahvaltı için ailece Hidiv Kasrına gittik. Bu benim Hidiv Kasrına ilk gidişim oldu.

Kasır küçük bir koru içinde yer alıyor.  Koruya girdiğimiz anda burnumuza çarpan koku çok hoştu. Gece bolca yağmur yağdığı için toprak iyice ıslanmış ve etrafa yayılan toprak kokusu bilumum çiçek kokuları ile birleşmişti. Ayrıca her yer çok temiz ve sakindi.
Kasır, yaklaşık 100 sene önce Mısır’ın son hidivi Abbas Hilmi Paşa tarafından bir İtalyan mimara yaptırılmış. Görüntü itibari ile saray yavrusu dersek yanlış olmaz.
İç mekan da dış mekan gibi özenle yapılmış ve dekore edilmiş. Tavan süslemeleri, mermer sütünlar ve çeşmeler göz alıcı.
Kahvaltıda sunulan yiyecekler de fena değildi. Burayı şu an Beltur işletiyor. Dolayısıyla Yıldız Korusu, Emirgan Korusu içinde yer alan köşklerde sunulan kahvaltının hemen hemen aynısı.

7 Mayıs 2015 Perşembe

Bahar Mevsimi Enginarsız Olur mu, Zeytinyağlısının Tadına Doyulur mu?

Her bahar gelişinde bizim evde bir enginar stoklama telaşı başlar. Tabi enginarla arası pek iyi olmayan annem bu telaşa dahil olmaz. Zeytinyağlı enginarı çok seven babam ve ben; güzel, kılçıksız gözüken enginarları kaçırmadan alır derin dondurucuya atarız. O enginarlardan enfes bir zeytinyağlı yemek yapmak da dedeme düşer(di). E dedem artık yaşlandı yine elinden geldiğince bişiler yapmaya çalışıyor. Bişiler yapıp bize sunmak onu mutlu ediyor ama biz onu yormak istemiyoruz. Bu durumda bu sene iş başa düştü. Dedemden tarif alarak ilk zeytinyağlı enginar denememi yaptım. Her sene bahar aylarında soframıza konuk olan enginar bu sene ilk defa yazın yapılmış oldu. Benim enginar dedeminki kadar lezzetli olmasa da hiç  fena değildi. Hemen tarifi paylaşmak istiyorum.

Malzemeler
1) 4 adet enginar
2) 1 adet soğan

3) 1 adet büyük ya da 2 adet küçük boy patates
4) 3/4 su bardağı bezelye (ben konserve kullandım, konserve kullanılmayacaksa önceden hafif haşlanırsa daha iyi olur)

5) 1 adet havuç

6) Yarım su bardağına yakın zeytinyağ
7) 1  limon suyu (ben limonlu seviyorum, isterseniz yarım da koyabilirsiniz)

8) Kesme şeker ve tuz
Yapılışı

1) Soğanı, havucu ve patatesi zar büyüklüğünde doğruyoruz.
2) Zeytinyağda soğanları hafif pembeleşinceye kadar kavuruyoruz.

3) Ardından önce havucu sonra patatesi ekliyoruz.
4) Sebzeler hafif yumuşayınca bezelyeleri ve enginarları ilave ediyoruz. (Enginarların çukur kısmı aşağıya bakacak)

5) Enginarların üzerini geçecek kadar sıcak su ekliyoruz.
6) Şeker ve tuzu da koyup limon suyunu enginarların üzerinden gezdiriyoruz.

7) Suyunu çekinceye kadar (hafif sulu kalacak) pişiriyoruz. Su az gelirse ilave yapılabilir.
Hepsi bu kadar. Geriye afiyetle lüpletmek kalıyor :)
Hadi afiyet olsun o zaman....

4 Mayıs 2015 Pazartesi

Okuma Halleri

Son zamanlarda birbirinden güzel 3 tane kitap okudum. Her biri farklı türde yazılmış olan bu kitaplar bana ayrı ayrı keyif verdi. Şimdi okuduklarımı burada da paylaşmak istiyorum.

Amozon Kadınlar Kulübü : Kitabı internette dolaşırken gördüm ve satın aldım. Yazarı Tuğçe Özcan. Eğlenceli, samimi ve bir o kadar komik bir kitap Amazon Kadınlar Külübü. Küçük bir şehirden İstanbul’a gelen ve kendi ayakları üzerinde durarak hem iş hem de aşk hayatında başarılı olmaya çalışan bir kadının hikayesi. Kitap çok akıcı bir dille ve merak uyandıran bir anlatım ile yazılmış. Dolayısıyla  2-3 gün içinde bitirdim. Kitabı okurken bazı yerlerde attığım kahkahaların sesi hala kulağımda çınlıyor.
Son Kamelya : Bir Sarah Jio kitabı. Yazarın daha evvel Mart Menekşeleri kitabını okumuş ve sevmiştim. Dolayısıyla bu kitabı alırken de tereddüt etmedim. Kitap son kısmı hariç çok güzeldi. Bir kere inanılmaz sürükleyiciydi. Öyle ki elimden bırakamadığım için zaman zaman gözlerim yoruldu.
Yalnız Sek İçilir : Ahmet Demir’in yazdığı deneme türünde bir kitap. Deneme sevenler için tavsiye edilir. İçinde kısa deneme yazıları ve duygusal bazı hikayeler barındırıyor.
Hadi keyifli okumalar...

28 Nisan 2015 Salı

Surp Takavor Ermeni Kilisesi ve Beyaz Fırın

Kadıköy gezimde son uğradığım yer Surp Takavor Ermeni Kilisesi oldu. Cumartesi günü gitmeme rağmen paskalya haftası olması dolayısıyla kilise ziyarete açıktı.

Surp Takavor Ermeni Kilisesi 1814 yılında  inşa edilmiş bir Ermeni kilisesi. Oldukça küçük olan bu kilise ibadete açık durumda.

Avrupa yakasına geçmek için saatime baktığımda vapurun kalkmasına çok az süre kaldığını farkettim. Ancak Beyaz Fırın’ı es geçemezdim J Beyaz Fırın’ın rengarenk ve iştah açıcı lezzetlerini fotoğrafladıktan sonra vapura yetişmek üzere yola çıktım.


Aldığım macaronlar ise akşam türk kahvesine arkadaş oldu J

24 Nisan 2015 Cuma

Antikacılar Sokağı ve Kadıköy Çarşısı

Eskici dükkanlarını ya da bit pazarlarını gezmeyi sever misiniz? Ben severim ama oralardan pek bişi aldığım görülmemiştir. Yine de eski eşyalara bakmayı, onlara dokunmayı severim. Geçen sefer ki Kadıköy gezimde yolum antikacılar sokağına düştü.
Sokak boylu boyunca antikacı dükkanlarından oluşuyor. Sattıkları ürünler gerçekten antika mıdır bilmem ama geçerken bir kaç fotoğraf karesi almadan edemedim.

Antikacılar sokağından çıktıktan sonra ise istikametim Kadıköy çarşısı oldu. Çarşı olarak kastettiğim yer balık pazarınını kurulu olduğu yer. İçinde balıkçısı, fırını, manavı, şarküterisi ve hatta turşucusu ile cıvıl cıvıl bir semt pazarı. Bu tip yerler bana çok samimi geliyor.
Derya kuzusu bunlar...

Rengarenk bir manav...
Çarşının fırını...
Gezen tavuk yumurtaları J
Turşucu...
Bir sürü yiyecek dükkanının önünden geçince tabi ki karnım da acıkmış oldu. Bunun üzerine soluğu daha önce bir yakınımın tavsiye ettiği Express İnegöl Köfte’de aldım. Köfte-piyazı afiyetle yedikten sonra ise geziye devam.

21 Nisan 2015 Salı

Süt-Yumurta-Reçel ve Sanatkarlar Sokağı

Geçtiğimiz Cumartesi günü güneşli ama serin bir hava vardı İstanbul’da. Sabah uyandığım zaman önceden planladığım gibi Beşiktaş vapur iskelesine doğru yola koyuldum. Amacım Kadıköy’e geçmek ve şöyle eni konu bir Kadıköy gezisi yapmaktı. Henüz kahvaltı etmediğim için iskelede satılan çıtır çıtır simitler gözüme pek iştah açıcı gözüktü. Kahvaltı olayını da vapurda hallettim mi geriye sadece gezmek kalıyordu. Simitimi alarak vapura bindim. Ancak aldığım simit benim değil martıların kısmetiymiş J
Vapurdan indiğimde hala kahvaltı yapmamış olduğumdan kahvaltı edecek bir mekan arayışına girdim. O anda aklıma daha evvelden duyduğum Süt Yumurta Reçel geldi. Bir kaç kişiye sorarak Bahariye’deki Süt Yumurta Reçel Cafe’yi buldum. Burası, Bahariye’de Sanatkarlar Sokağı’nda yer alan, kahvaltı servis eden bir cafe.
Menüsünde Cemal Süreya’nın kahvaltıya ilişkin meşhur sözünü kullanmışlar. “Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” demiş Cemal Süreya J
 Kahvaltılık ürünler lezzetliydi ve şık bir şekilde sunulmuştu.
Kahvaltımı yaptıktan sonra gezime içinde bulunduğum Sanatkarlar Sokağı’ndan başladım. Sokağın asıl adı Ali Suavi sokak. Hatta girişinde yazar Ali Suavi’nin bir büstü de bulunuyor.
Ancak sokak içinde çeşitli sanat ve zanaat dalları ile uğraşan kişilerin dükkanları olduğu için sokak zamanla Sanatkarlar Sokağı diye anılmaya başlanmış.
Örneğin; sokakta cam sanatına ilişkin örnekleri bulmak mümkün.
Ayrıca keçe, kaligrafi, ebru, yağlı boya gibi sanatlar da başı çekiyor.
Sokakta bir tane de sahaf bulunmakta.

20 Nisan 2015 Pazartesi

Hatay Günleri (2.Bölüm)

Geçen hafta Hatay günleri ile ilgili aşağıdaki yazıyı yazmış devamı bir sonra ki yazıya demiştim. Planımda 2-3 gün içinde diğer yazıyı da yazmak vardı. Ancak evdeki hesap çarşıya uymazmış L Geçen hafta halsizlik, öksürük derken hasta oluverdim. 4 gün boyunca da evden çıkamadım. Yemek yiyecek bile takatim olmadığı için yazıyı da yazamadım.

Şimdi bakalım Hatay günlerinde başka neler varmış.

Kuru patlıcan ve kuru biber dolması sever misiniz? Ben şöyle bol acılı ve yanında yoğurt ile servis edilen bu dolmalara hayır diyemem.
Yöresel peynirler...
Ev yapımı biber salçası. Ben yemeklere çok yakıştırıyorum. Genellikle domates salçası ile karıştırıp kullanıyorum.
Bu bitkinin adı zahtermiş. Salatası filan olurmuş. Hiç bilmediğimiz ve bir yerde tatmadığımız için almadık ama keşke alsaymışız. Internette çok lezzettli tarifleri var.
Doğal nar ekşileri...
Kömbe tatlısı. Bayramlarda yapılan geleneksel Hatay tatlısıymış. Ancak öyle ballı şerbetli bir tatlı değil. Böyle kurabiye gibi bişi. Ben sevdim.
Oruk kebabı...İçli köfteye benziyor ve acayip lezzetli.
Biberli ekmek...
Ve künefe...Künefesiz Hatay günleri düşünülemez tabi. Lezzetli olduğunu söylememe gerek yok sanırım.