Senelerdir önünden gelip geçmeme rağmen yenilen
Yapı Kredi Kültür ve Sanat merkezini bir kez olsun gezmemiştim. Pera Müzesi
sonrası günü, kültür ve sanat günü ilan ederek buraya girip öncelikle kitap
bölümünü gezdim.Yayınevinin çıkarmış olduğu kitapları tek tek inceledim. Ancak
evde oldukça fazla kitabım olduğu için her hangi bir şey satın almadan müze
bölümüne geçtim.
Ücretsiz giriş yapılan müzenin 1.katı tombak
sergisine ayrılmış durumda. Burada bakırın altınla yaldızlanma sanatının en
güzel örnekleri sergileniyor.
Eskiden tombak sanatına çok önem verilirmiş. Bu
sanatı daha çok ermeni ustalar ve aile büyüklerinden öğrenmiş türk ustalar icra
edermiş. Ustaların çoğunun ismi günümüze ulaşmamış durumda. Ulaşanlar ise özel
plakalara ismini yazdırmayı başarmış.
Sergide tombak işçiliğinin çeşitli araçlara
yansımasını görebiliyoruz.
1.katı gezdikten sonra ise bir başka sergiye Orhan
Pamuk’un Balkon sergisine geçtim. Orhan Pamuk’un balkonunda neler mi var? O da bir sonraki yazıda...5 Nisan 2019 Cuma
3 Nisan 2019 Çarşamba
Pera Müzesi
Evet müzeyi anlatmaya başlayalım.
Aslında Pera Müzesi’ni daha önce gezmiş ve burada paylaşmıştım. Geçtiğimiz
hafta sonu ise müzeyi gezmek için değil müzedeki bir kolaj sergisini görmek
için oradaydım. Ancak gitmeden evvel serginin tarihlerine dikkat etmediğim üstüne
bir de bilet alırken de son derece dikkatsiz davrandığım için bitmiş olan
sergiyi gezmek için içeri girdim 😊Tabi ki ortalıkta
sergi mergi olmayınca ben de bir kez daha müzeyi ziyaret etmiş oldum.
Müzede 365 gün sergilenen bir “kahve molası”
koleksiyonu bulunmakta. Geçmişten günümüze kahve kültürü ile özdeşleşmiş
eşyalar sergileniyor.
Müzenin bir diğer önemli bölümü ise dünyaca ünlü
ressamların eserlerinin sergilendiği bölüm..
Tabi ki Osman Hamdi Bey’in eserlerini de bir kez
daha görmeden çıkmak olmazdı.
Müze sonrası ise “Önce Kahve” isimli yeni açılan
bir cafeye uğradım. Burası 3-4 masalık küçük bir cafe. Ancak içeri girdiğiniz
anda sıcak ve samimi ortamı farkediyorsunuz. Dekorasyonda kullanılan kitaplar bile insanı
mutlu etmeye yetiyor.
Mekanın sahibesi tarafından son derece güler
yüzlü bir şekilde karşılandım. Biraz sohbet ettikten sonra da lezzetli bir brownie ve kahve ile günümü
güzelleştirdim.28 Mart 2019 Perşembe
Doğru Zaman
Yavaş yavaş müzeye doğru yürüyorum.
Yürürken yeni açılan bir kafe gözüme çarpıyor. Durup bi kahve molası versem mi
diye düşünürken dönüşte uğramaya karar veriyorum. Önce o büyük oteli geçiyorum
sonrasında ise önünde bayraklar dalgalanan binanın önünde öylece kalıveriyorum.
Bina çoktan terkedilmiş… Belki içerde tanıdık birileri vardır diye zile basıyorum.
Yok hiç kimse yok. Ne kapı açılıyor ne de o duymaya alıştığım ciao sesi
kulağıma çalınıyor. Giden gitmiş, anılar artık geçmişte kalmış. Oysa 3 sene
önce böyle miydi?
3 sene önce…
Bir Ağustos sabahı, güneşin yakıcı ve
kavurucu etkisinin hissedilmediği erken saatler… Elimde bir kitap, üzerimde
salaş bir elbise metronun Şişhane çıkışından çıkmış yürüyorum. Mutlu hissediyorum.
Oysa mutlu hissetmeme neden olacak belirgin bir şey yok. İşimden ayrılmışım,
özel hayatımda heyecan hissedeceğim bir durum yok. Ancak keyfim oldukça yerinde,
belki de kafamın boş olması böyle sebepsiz mutlu olmama neden oluyor. Stres
yok, kafamı taktığım bişiler yok… Yürürken dersin başlamasına daha çok zaman
olduğunu farkederek yol üzerinde ki o butik kahveciye uğruyorum. Tazecik
bir kruvasan ve türk kahvesi söylüyorum. Kruvasanı kemirirken masanın üzerinde
duran ve üzerinde Parlo Italiano yazan kitabım gözüme ilişiyor. O anda yüzümde
kocaman bir gülümseme beliriyor. Uzak bir hayaldi benim için Italyanca öğrenmek
oysa şimdi bir ucundan tutmuştum bu hayalin. Demek ki her şeyin bir zamanı vardı
ve doğru zaman bu zamandı. Biraz daha oyalandıktan sonra kahvemden son yudumu
alıp Italyan Kültür’e doğru hızlı adımlarla yürümeye başlıyorum. Binanın o ağır kapısını itip içeri girdiğim anda her yerden neşeli italyanca kelimeler yükseliyor, minik selamlaşmalar ve kısa sohbetler sonrası sınıfta yerimi alıyorum.
Şimdi…
Anılardan sıyrılarak terkedilmiş
binaya uzun uzun bakıyorum. 2 sene boyunca bu binanın yollarını aşındırmıştım.
Dil öğrenmek kolay değildi her ne kadar zorlansam da mezun olup sertifika
aldığım güne kadar sabırla devam etmiştim. O gün sertifikamı alırken bir de üzücü
haber almıştım. Yılların İtalyan Kültürü
kapanıyordu. Bir yandan üzülmüş bir yandan da doğru zamanda gelmişim diye
içimden geçirmiştim. Ve şimdi terkedilmiş binaya son bir kez daha bakıyor, anılarımı
beynimin uzak köşelerine yollayarak müzeye doğru yöneliyorum.
Müzeyi anlatmak da başka yazıya
kalıyor J
12 Mart 2019 Salı
Felatun Bey ve Rakım Efendi
Uzun süre olmuştu tiyatroya
gitmeyeli. Bu sene aklıma koymuş şehir tiyatrolarında bir kaç oyun seyredecektim.
Ancak şehir tiyatrolarına bilet almak o kadar da kolay değilmiş. Biletin internette satışa çıktığı ilk 10 dakika içinde salon doluyor. Dolayısıyla
satışa çıktığı saat tetikte olmak gerekiyor ya da internette satışa çıkmadan 1
saat önce gişeden almak lazım. İşte tüm bu zorlukları aşarak Felatun Bey ve
Rakım Efendi oyununa bilet aldık J
Tiyatroya bir arkadaşımla gidecektim
fakat iptal ettiği için baba kız gittik. Oyun, Ahmet Mithat Efendi’nin aynı isimli
romanının tiyatro uyarlaması. Baba parası yiyen Felatun Bey ile yoksul bir
çocukluk geçirdikten sonra çalışıp çabalayarak bir yere gelen Rakım efendinin
hikayesi anlatılıyor. Bazı müzikler hariç oyunun genelini beğenerek seyrettim.
Güzel, keyifli bir gün oldu benim için J
8 Mart 2019 Cuma
Taj Mahal ve Alman Kitabevi
Kendimi geliştimeyi çok sevmeme ve
sürekli bir geliştirme içinde olmama rağmen bazı konularda maalesef sabit fikirliyimdir
ve alışkanlıklarımdan kolay kolay vazgeçemem. Mesela her zaman aynı kuaföre
giderim, aynı kozmetik ürünlerini kullanırım, her gün içtiğim su miktarı bile
aynıdır. Buna karşın yeni tatlar denemeyi, yeni yerler görmeyi ve yeni
insanlarla tanışmayı çok severim.
Geçtiğimiz günlerde üniversite
arkadaşım Yaseminle Beyoğlu’nda buluşarak Taj Mahal isimli restoranda Hint
mutfağı deneyimledik. Daha önce Sultanahmet’te Dubb Indian’da bir denemem
olmuştu ancak kesinlikle Taj Mahal daha iyiydi.
Restoranın ortamı çok hoştu.
Yemekler de oldukça lezzetliydi.
Acıyla aranız iyiyse ki ben acılı yemekleri çok severim buradaki yemekleri bayılarak
yiyebilirsiniz.
Biraz muhabbet, biraz dedikodu
sonrası kahve içmek için Alman Kitabevi’ne geçtik. Kitlesinin büyük çoğunluğunu
öğrencilerin ve akademisyenlerin oluşturduğu Alman Kitabevi ne zaman gitsek
dolu. Bu yönünü hiç sevmiyorum. Ancak alman pastası çok güzel J
Burada biraz daha oturduktan sonra ise ayrıldık. Günden geriye kalan yeni bir restoran keşfi, yeni bir tat ve tabi ki
hoş bir muhabbet oldu.5 Mart 2019 Salı
Bir Aşk İki Hayat ve Uydurma Tatlı
Uzun süre sonra hafta sonu sinemaya
gittim. Tercihim ise Bir Aşk İki Hayat oldu. Başrollerini Bergüzar Korel ve
Engin Akyürek’in paylaştığı filmin ilginç bir konusu var. (Yazının bundan
sonrası spoiler içerir). Engin Akyürek filmin başında bir tercih yapıyor, aslında öyle
büyük bir tercih değil, evden dışarı çıkmak ve çıkmamak arasında bir
seçimi oluyor. Bu seçime göre de hayatı şekilleniyor. Filmde hem evden dışarı
çıkması ile gelişen olayları hem de çıkmaması sonucu gelişen olayları paralel
izliyoruz. Aslında benzer konular daha önce Hollywood sinemasında işlenmiş
durumda ancak ben yine de filmi beğendim. Ne kadar hayatı kontrol etmek
istersek isteyelim küçücük bir seçimin insanın yaşamını kökten
değiştirebileceğini bir kez daha görmüş oldum.
Hafta sonu vaktim bol olunca evde bir
de tatlı denemesi yaptım. Mutfağa ilk girdiğim yıllarda internetten aldığım
tariflere harfiyen bağlı kalırdım. Tarifte ki ölçülerin ve malzemelerin asla dışına
çıkmazdım. Hatta anneme bana bulgur pilavı yapmayı öğretir misin dediğimde her
şeyin ölçüsünü göz kararı verdiği için epey sitem etmiştim J Şimdilerde ise yine ölçüleri
dikkate almama rağmen tarifte epey esneyebiliyorum. İşte internetten ilham
aldığım kadayıflı pudingi de tamamen böyle yaptım. Fena da olmadı J
Keyifli haftalar…1 Mart 2019 Cuma
Süreya Kuaför Salonu, Gitme Gül Yanakların Solar ve İkigai (Uygulama Rehberi)
Yoğun tempolu iş hayatım devam
ederken bir yandan da okumaya çalışıyorum. Gönül isterdi ki her hafta bir kitap
bitireyim ama bu yoğun tempoda sene başından beri sadece 4 kitap bitirmişim.
Yani 15 güne bir kitap düşmüş.Türkiye’nin okuma ortalamasına bakınca buna da
şükür diyor ve okuduğum kitaplardan 3
tanesini paylaşmak istiyorum.
Birincisi Süreya Kuaför Salonu…Bir
Şebnem Burcuoğlu kitabı. Konu İstanbul’un eski semtlerinden biri olan Kurtuluş’ta geçiyor. Zengin bir
adamla evlenip mahalleyi terk eden bir kadının mahalleye yeniden dönüşünü ve
akabinde meydana gelen olayları anlatıyor. Aslında bu kitabı almamdaki amaç iki
kahkaha atıp kafamı dağıtmaktı. Ancak Şebnem Burcuoğlu maalesef eskisi kadar güldürmüyor.
Yine de biraz kafa dağıtmak için iyi bir kitap.
İkinci okuduğum kitap ise Gitme Gül
Yanakların Solar oldu. Kitabın yazarı İrem Uzunhasanoğlu..İlk defa bir kitabını
okuduğum yazarın anlatımını beğendim. Akıcı bir dili vardı. Kitabın konusu ise
yazarın kendi hayatından alıntılar içeriyor. Selanik ve Midilli’den Ege’ye
uzanan bir göç hikayesi.Okuduğum son kitap ise İkigai (Uygulama Rehberi) oldu. İkigai, iyi ve kaliteli yaşam üzerine kurulmuş bir japon öğretisi. Seri iki kitaptan oluşuyor; İkigai ve İkigai (Uygulama Rehberi). İlk kitabı geçen sene okumuş ve açıkçası çok faydalı bulmamıştım. Çünkü bizim kültürümüz, mutfağımız ve yaşam şeklimiz Japonlardan epey farklı. Dolayısıyla ikinci kitabı almayı düşünmüyordum. Ancak kitap bana hediye geldi J Bu kitap bir uygulama kitabı ve çeşitli egzersizler içeriyor. Ayrıca çok fazla Japon kültürü odaklı değil. Bundan dolayı severek okudum ve tavsiye ederim. Keyifli okumalar…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

