Sintra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sintra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2014 Perşembe

Aklım Sende Kaldı Sintra

Küçücük bir şehir düşünün. Yemyeşil ormanların içinde, tarihi evlere sahip, arnavut kaldırımı yolları olan bir şehir. İşte düşündüğünüz şehir Sintra. Gezimizin son gününde Lizbon’a çok yakın olan Sintra’ya gittik.
Sabah saatlerinde Sintra’ya vardığımızda hava sıcaklığı 19 C yi gösteriyordu. Tatil başından beri 35-40 C hava sıcaklığına alıştığımız için epey üşüdük J
Önce merkezde biraz gezerek eski sarayı gördük.
Ardından ara sokaklara girerek yukarı doğru yürümeye başladık. Burada en dikkat çekici nokta Lord Byron’un yaşamını geçirdiği evdi.
Daha sonra Pena Sarayı’na gitmeye karar verdik. Ah Pena Sarayı ... Şu ana kadar gördüğüm en güzel saraydı diyebilirim. Masallarda betimlenen saraylara benziyordu.
Saraya girdiğim anda garip duygulara kapıldım. Sanki pencerelerin birinden Rapunzel saçlarını uzatacak ya da Pamuk Prenses’in üvey annesini bir ayna karşısında görecekmişim gibi J
 
Sarayın içini ise vakit yetersizliğinden maalesef gezemedik. Ancak kapı girişinden fotoğraflayabildim.
Sonra puslu orman yolundan yürüyerek aşağıya inmeye başladık.
Merkeze vardığımız zaman çok hoş dekore edilmiş bir pastaneye uğrayarak Sintra’ya özgü bir tatlı çeşidi olan Queijada aldık. Bu tatlı Belem pastasına benziyor ancak belem pastası kadar lezzetli olduğu söylenemez.
 
 
Tatlımızı yedikten sonra maalesef Sintra’da daha fazla vaktimiz kalmamıştı. Avrupa’nın en batı ucu olan Cabo de Roca’ya gitmek üzere yola çıkmalıydık L Sintra’da bir çok yeri göremedik. Kocaman bir botanik bahçesi, manzaralı bir kale, Pena Sarayı’nın içi, bir sürü sokak, cafe maalesef görülemedi L O yüzden aklım Sintra’da kaldı diyebilirim. Bir daha gitmek ve Sintra’da 1 tam gün geçirmek çok isterim.