Arboretum içinde yürürken karşımıza minik bir sincap çıkıyor. Bu sene Emirgan korusunda sık sık sincaplarla karşılaştığımızdan cebimde artık fındık taşır oldum. Bu minnoş da fındıktan nasibini alıyor.
Veee büyük gölete varıyoruz.Gölet çevresi yürümek için oldukça elverişli. Biz de aheste aheste yürüyerek çevresini turluyoruz.Sanırım arboretum içinde en sevdiğim yer de aşağıdaki bankın olduğu yer oldu. Tam yayılıp kitap okuyarak sessizliğin tadının çıkarılabileceği bir yer.Çıkışa vardığımızda ise asırlık bir gürgen ağacına rastlıyoruz. Tam 250 yaşına kadar Belgrad ormanında yaşamış olan bu ağaç birkaç sene evvel doğal sebeplerden ötürü yıkılmış ve sonrasında buraya taşınmış.Böylece arboretum gezimizi tamamlamış oluyoruz.10 Aralık 2020 Perşembe
3 Aralık 2020 Perşembe
Atatürk Arboretumu
Ekim ayı başlarında Atatürk Arboretumu’na gittik. İlk defa yıllar önce gitmiştim oraya. O yıllarda pek popüler değildi. Hoş hala popüler değil ya sadece biraz daha bilindik diyebiliriz.
Atatürk Arboretumu, İstanbul Üniveristesi Orman
Fakültesi tarafından yönetilen bir bitki müzesi. İçeri giriş ücretli. Ayrıca
içeri su haricinde herhangi bir yiyecek içecek sokmak da yasak.
Girişte minik bir süs havuzu ve Atatürk Arboretumu hakkında bilgiler içeren bir tanıtım yazısı yer alıyor.
Arboretumda 3 tane yapay gölet var. İlki hemen girişte karşımıza çıkıyor. Sabah erken saatlerde gittiğimiz için henüz kalabalık başlamamış durumda. Bu yüzden yaprak hışırtılarını dinleyerek bir müddet gölet çevresinde oturuyoruz.Kuğuların asaleti...Sonrasında yürüyüşe geçiyoruz. Yürüyüş esnasında çok farklı ağaçlar karşımıza çıkıyor. Ağaçların üzerinde ilgili ağacın ismi de bulunmakta. Yani bu ağaç ne ağacı acaba diye düşünmemize gerek kalmıyor. Ağaç diplerinde çıkmış olan mantarlar...Akabinde ikinci gölete varıyoruz. Yıllar önceki gezimde bu göleti pek beğenmemiştim. Nedense bu gidişimde çok hoşuma gitti. Çünkü tam ormanın içindeydi ve diğerlerine kıyasla daha doğal duruyordu.Burada da biraz dinlendikten ve tabi ki bol bol fotoğraf çektikten sonra yürüyüşümüze devam ediyoruz.Devamı gelecek...
30 Kasım 2020 Pazartesi
Günler Geçerken
Bu sene blog yazısı yazma bakımından en verimsiz yılım oldu. Pandeminin etkisi ile sosyal hayatım zayıflayınca ortaya çıkan yazı sayısı da azaldı. Bir de üstüne iş yoğunluğu eklenince iki satır bişi karalayamaz oldum.
Peki geçen bu süreçte neler yaptım? Öncelikle haftaya planlarımı yaparak başlıyorum. Renkli kalemler, motive edici notlar, güzel ajandalar biz beyaz yakalıları epey destekliyor. Pazar akşamı yaptığım planlar hafta ortasına doğru ortaya çıkan acil işler nedeni ile sekteye uğrasa da planlı çalışmak bana iyi geliyor.
Sabah gün yeni ağarırken çoktan evde PC başında yerimi almış oluyorum. Vecihi kapaklı not defterim de beni her daim gülümsetiyor. Vecihi, türk sinemasında en sevdiğim karakterlerden biri. Vecihi sevmeyen var mı yahu?Sonrası ise tüm gün mail okuma, mail cevaplama, telefonla konuşma, toplantılara iştirak etme yani kısacası çalış çalış çok çalış.
Çalışma haricinde ise kitap okuyorum, film seyrediyorum, spor ve yoga yapıyorum ve mutfakta bişiler hazırlıyorum. Kısacası evde kendimi oyalıyorum. Ha bu arada bi kaç tane de puzzle bitirdim.
Hafta sonları ise yürüyüşe çıkmaya devam…Bir ara Atatürk Arboretumu’na gittik. Bi sonraki yazıda oradan bahsetmek istiyorum.Herkese güzel haftalar...23 Ekim 2020 Cuma
Çi, Pi, Nohut Oda ve Napoli Hikayesi
Geçtiğimiz baharda uzun süredir kitaplığımda
bekleyen Fi kitabını okuduğumdan bahsetmiştim. Akabinde de devamı olan Çi ve Pi’yi
okudum. Çi, aynı ilk kitap gibi sürükleyici ve merak uyandırıcıydı. Ancak aynı
şeyi Pi için söyleyemeyeceğim. Pi’yi okurken zaman zaman sıkıldığım oldu. Bir
de yazarın sürekli kendi fikirlerini empoze etmeye çalışması ve mesaj verme
kaygısına düşmesi hoşuma gitmedi.
19 Ekim 2020 Pazartesi
Pandemi Dönemi Aşçı Yamağı
Yıllar önceydi, üniversiteden mezun olmuş iş arıyordum. Mezun olmadan evvel görüştüğüm herkes oooo senin okuduğun mühendislik dalında kimse açıkta kalmıyor, hemen iş bulursun diye sağlam gaz vermişlerdi. Ben de Haziran’da mezun olunca Temmuz’da işe gireceğimi hayal etmiştim 😊 Tabi ki öyle olmadı evet işe alım fazlaydı ama benim tecrübem yoktu. Dolayısıyla tecrübeliler hep bir adım öndeydi. Tam 1 sene iş aradım ve o süreci oflaya puflaya hiç bişi yapmadan geçirdim. Sonra geçmişe dönüp baktığımda o yıl için hep pişmanlık duydum. İş arama sürecinde bir hobi edinebilirdim, yeni bir spora başlayabilirdim, sosyalleşebilirdim ama hiçbirini yapmamıştım.
Yıllar sonra işimde
o kadar çok yoruldum ki bu sefer kendi isteğimle 1 sene çalışmama kararı aldım.
Ancak geçmişte yaşadığım tecrübeden ötürü o 1 seneyi çok güzel değerlendirdim.
Uzun yıllardır öğrenmek istediğim İtalyanca’yı öğrendim, yeni arkadaşlıklar
edindim, çok güzel tatiller yaptım. Kısacası dolu dolu bir sene geçirdim.
Ve bu sene de
pandemi başladı. Hiç birimizin beklemediği ya da ummadığı bir anda eve
kapandık. Benim iş hayatım home office olarak aktif ve yoğun bir biçimde devam
etti. Ancak sosyal hayatımın tam anlamıyla bittiğini söyleyebilirim. İşte bu
noktada ya sıkılıp yine oflayıp puflayacaktım ya da kendimi oyalayacak bir şey
bulacaktım. O şeyi buldum 😊 Meğer içimde bir mutfak aşkı varmış da
ben bilmiyormuşum. İş saatlerinden arta kalan kısmı sürekli mutfakta geçirmeye
başladım. Tatlı, tuzlu, ekşi aklınıza ne geliyorsa denemeye çalıştım. Evet ben aşçı oldum diyemem ama pandemi dönemi aşçı yamağı olarak kendimi tanıtabilirim. Bu
süreç bitince muhtemelen eskisi kadar mutfağa giremeyecem ama bu zor günlerde
güzel bir hobi edinmiş oldum. Bakalım neler yapmışım😊
O çok sevdiğim humusu artık evde yapabiliyorum...
Ekmekle başlayan yolculuğum çiçek ekmekle devam etti…Taş fırın ustaları kadar iyi iş çıkaramasam da lezzetli lahmacunlar yaptım…Hamburger…Kek olmadan olmazdı…Dızmana… Bulgaristan göçmenlerine ait bir hamur işi. Biz de Bulgaristan göçmeniyiz ama bunu bilmezdim, yeni öğrendim. Sanırım 89 sonrası gelenler çok yapıyormuş…Bazen içecekler de hazırladım…Böyle işte…
17 Eylül 2020 Perşembe
Yürüyüş ve Emirgan Korusu
Hafta sonlarını ailece yürüyüşe ayırıyoruz. Bu vesile ile İstanbul’un parklarında, korularında bolca adım atıp, bolca oksijeni ciğerlerimize çekerek güzel bir gün geçirmiş oluyoruz. Sıklıkla gittiğimiz yerlerden biri de Emirgan Korusu.
Blogda yazı
yazmaya başladığım ilk yıllarda Emirgan Korusu’ndan bahsetmiş, içindeki köşkleri
tek tek anlatmıştım. Bu sefer biraz da korunun yürüyüş parkurundan bahsetmek
istiyorum.
Koruda, orta tempolu bir yürüyüşle 1 saat civarında tamamlanan bir yürüyüş yolu bulunmakta. Çam ağaçlarının gölgesinde yürünen yol oldukça keyifli.
Yol üzerinde karşımıza çıkan sincaplar ise keyfimizi biraz daha arttırıyor. Bazen ağaçların kovuklarına girerek bize pas vermeseler de buraya giderken cebimize bir avuç fındık atmayı ihmal etmiyoruz.Yürüyüş esnasında harika bir İstanbul manzarası da bizi takip ediyor.Yürüyüş yolunun ortalarına yaklaştığımız zaman ise restaurant olarak hizmet veren köşkler karşımıza çıkıyor. Daha önceki yazımda köşklerden bahsettiğim ve bol bol fotoğraflarını paylaştığım için bugün sadece ortadaki havuz ile yetiniyorum.Tabi ki koruda envai çeşit çiçek de bulunuyor. Aşağıda yer alan gelinciğe benzeyen ama adını bilmediğim çiçekler hoşuma giden türlerden biri.Emirgan Korusu hakkında anlatacaklarım bitmedi ama bugünlük bu kadar olsun 😊






