Yine sabahın erken saatleri ve yine
trendeyiz. Tren koridorunda koltuğumu bulmak için yürüyorum, biletimde koltuk
numaram çerçeve içine alınmış. Bu demek oluyor ki cam kenarı bir koltukta
oturacağım. Çok seviniyorum, yol boyunca bir sürü üzüm bağı göreceğim, dağların arasındaki Toscana vadisini seyredeceğim belki şansıma nehirler, dereler de
görürüm kimbilir. Neyse koltuğumu bulduğumda fark ediyorum ki yerimde bir
İtalyan kız oturuyor. Sonra diyalog başlıyor.
Ben : Merhaba, o koltuk benim :)
Kız : Burada mı oturacaksınız yani ?
Ben : Evet (İçimden geçen: Herhalde
orada oturacağım kırk yılda bir manzaralı bir güzergahta seyahat edeceğim niye
oturmayayım ki )
Kız : Peki (Eşyalarını iyice yaydığı
için ve toparlanmak zorunda kaldığı için biraz suratsız)
Ben : (Gayet mutlu)
Böylece koltuğumda yerimi alıyorum ve
arkama yaslanıyorum. Telefonumun şarjını kontrol ediyorum, tam dolu. Oh bol bol
fotoğraf çekerim. Tren hareket ediyor ve 2 dakika sonra tünele giriyor. 10
dakika geçiyor, tünelden çıkmıyor. 20 dakika geçiyor hala tünelden çıkmıyor.
Böylece kız ile diyalogum yeniden başlıyor.
Ben : Pardon, biz tünelden ne zaman çıkarız?
Kız : Çıkmayacağız.
Ben : Nasıl yani. Neden ki?
Kız : Bu tren Floransa’ya kadar
tünelden gidiyor, yol kısalıyor. (Sırıtıyor mu yoksa bana mı öyle geldi acaba?)
Ben : Tamam ☹ (Muhtemelen o sırada kız benim için şöyle düşünüyor “Çatlak,
zifiri karanlığı seyretmek için cam kenarında oturdu😊)
Vee Floransa’dayız...Karanlık
sonrası gözlerimizi gün ışığına alıştırmaya çalışarak şehir merkezine doğru
yürüyoruz. Yaklaşık 10 dakika sonra şehir merkezindeyiz. Yıllar evvel Floransa’ya
bir kez daha gelmiştim, tanıdık yapıları görmek beni heyecanlandırıyor.
Ünlü Santa Maria Del Fiore ya da
diğer adıyla Duomo Katedrali…
Şehrin sokaklarında gelişigüzel
yürüyoruz. Yürüken de yolumuz deri çantaların satıldığı meşhur pazara düşüyor. Hintli
satıcılar bir şeyler satabilmek için bizimle iletişim halindeler ama kur almış
başını gitmiş bizden ekmek çıkmaz.
Ama girdiğimiz pastanedeki
cantuccilere hayır diyemiyoruz ve bir paket kapıyoruz.
Sıra geldi meşhur meydana… Ünlü Davut
heykelinin replikasının sergilendiği meydan.
Ve Ponte Vecchio köprüsü. Galiba
Floransa’nın en sevdiğim kısmı burası.
Köprü üzerinden manzara.
E artık acıktık. Yine rastgele bir restorana
giriyoruz. Annem ve babam pizza sipariş ederken ben makarna aşkıma yenik
düşüyorum ve tatil boyunca yediğim en lezzetli yemeği yiyorum.
Yemek sonrası şehri iyice geziyoruz.
Bazen sokak sanatçılarının resimlerine bakıyoruz, bazen yaptıkları müziği
dinliyoruz bazen de dükkanları dolaşıyoruz.
Bu şekilde akşamı ediyoruz. Dönmeden
önce kentin ünlü kafesi Gilli’de küçük bir mola veriyoruz. Kahvemizi içerken tatil
bitti be diyerek biraz hayıflanıyoruz.
Artık dönme vakti. Otelimize yani
Bologna’ya dönünce son bir kez market alışverişi yapıyoruz ve ertesi günkü
uçuşumuz için bavullarımızı hazırlıyoruz. Bir tatilin daha sonuna geldik, o
zaman sağlıkla ve huzur içinde gerçekleştireceğimiz nice tatillerimiz olsun 😊