21 Haziran 2022 Salı

Dokusunu Kaybetmeyen Semtler

Yüksek binalarla dolmayan, yıllardır aynı dükkanların hizmet verdiği, dokusunu kaybetmeyen semtleri çok seviyorum. Beşiktaş da bunlardan biri. Çocukluğumda babamın iş yeri Beşiktaş’taydı. Bu yüzden yaşadığımız semtin dışında en çok gördüğüm semt Beşiktaş oluyordu (hoş zaten çocukken öyle fazla bir semt gördüğüm de yoktu 😊). O gün bugündür Beşiktaş ile bağım kopmadı. Aklıma estikçe hep kendimi Beşiktaş sokaklarına attım.

Geçtiğimiz hafta da yine oradaydım. Önce deniz kenarında biraz vakit geçirdim.

Sonra yüzyıllardır ayakta duran Sinanpaşa Camii ve semtin bir bölümüne adını veren Barbaros heykelini fotoğrafladıktan sonra ara sokaklara doğru ilerledim.

Beşiktaş çarşı…

Çarşıdaki balıkçılar artık bir elin parmaklarını geçmiyor. Oysa bir zamanlar ne kadar kalabalıklardı. Öyle ki balık kokusundan rahatsız olduğum için çocukluğumda buradan geçerken burnumu tıkardım.

Eeee semti sevmek demek takımını da sevmek demek 😊 O zaman kartal aşkına…

7-8 Hasan Paşa Fırını…Yüzyılı aşkın süredir Beşiktaş’ta hizmet veren bir fırın. Buraya uğrayıp bir kese kağıdına sevdiğiniz kurabiyelerden doldurun derim 😊

Veee Soydan turşuları…İstanbul’un açık ara en iyi turşucusu.

Buraya her uğradığımda hangi turşudan alacağımı şaşırıyorum.

Eveeet böyle işte….Gezip yeni yerler keşfettiğimiz ama eski yerleri de ihmal etmediğimiz günlerimiz çok olsun :)

17 Haziran 2022 Cuma

Atatürk Kültür Merkezi

AKM’ye ilk defa lise yıllarımda gitmiştim. Lisede müzik hocam her dönem bir kez AKM’de bir opera, konçerto…vs dinlememizi zorunlu tutardı. Konserden döndükten sonra biletimizi, konser broşürünü ve konser hakkında görüşlerimizi içeren bir yazıyı hocamıza teslim eder ve dönem içinde aldığımız dört nottan birini bu şekilde alırdık. O zamanlar bu iş bana acayip derecede külfet gelirdi. Onca dersin arasında kalk AKM’ye git, 2 saat dinle, üfle püfle dön. Yıllar geçtikçe o zamanlar bana külfet gelen bu uygulamanın ne kadar da teşvik edici ve öğretici bir uygulama olduğunun farkına vardım. Birincisi küçük yaşta konser ortamı deneyimliyorduk, ikincisi müzik bilgimiz artıyordu.

Lise bittikten sonra uzun yıllar bir daha AKM’ye gitmedim, tam hadi gitmeliyim dediğim zamanda da AKM tadilata girdi. Geçtiğimiz sonbaharda ise yeniden açıldı. Bu sefer de pandemi nedeniyle gidişimi erteledim ta ki geçtiğimiz birkaç hafta öncesine kadar. Bir konser, tiyatro..vs nedeniyle gitmiş olmasam da AKM’nin yeni halini enikonu dolaştım ve çok beğendim.

Hemen girişte bir hediyelik eşya mağazası var. Klasik ile modernin harmanlanmış halini içeren ürünler satılıyor.

AKM’nin en önemli bölümlerinden biri içindeki devasa kütüphane. Vitali Hakko ismi ile hizmet veren kütüphane daha çok sanat, mimari, moda gibi konularda kitaplar içeriyor.

Elimi kitaplar arasına attığımda direkt perakende üzerine bir kitap bulmam algıda seçicilik değil de nedir? 😊

Kütüphanenin en altı katı ise çalışma ortamı için ayrılmış durumda.

AKM içinde yer alan müzik müzesi de oldukça güzel.

İçinde değerli sanatçıların eşyalarının sergilendiği bölümler de vardı. Örneğin Aşık Veysel ve Münir Nurettin Selçuk ilk aklıma gelen sanatçılardan….

Leyla Gencer, Münir Nuretin ve Ahmet Adnan Saygun’un kıyafetleri…

Neşet Ertaş’ın sazı…

Ve tabii ki çeşitli enstrümanlar…

AKM’nin en üste katında ise dönemsel sergiler oluyormuş. Benim gittiğim hafta Azeri bir sanatçının resimleri sergileniyordu.

Bunun dışında Atatürk Kültür Merkezi’nin içinde sinema, tiyatro, opera salonları ve çocuklar için etkinlik bölümleri bulunuyor. Bir etkinlik dolayısıyla gitmediğim için buraları göremedim. Belki kışa 😊 Bir de içinde birkaç tane cafe yer alıyor. Etkinlik öncesi bir kahve içip, bişeyler atıştırmak için ideal olmuş.

Özetle, ben çok beğendim. Umarım önümüzdeki kış bir etkinlik için gitmek de nasip olur…

14 Haziran 2022 Salı

Çok Uzun Zaman Oldu Değil mi?

Bir seneyi geçmiş buralara uğramayalı. Önce pandemin getirdiği asosyallik sonra da işlerimin aşırı derecede yoğunlaşması buralardan uzak kalmama neden oldu. Tamam kabul, biraz da tembellik ederek yazmadım:)

Şimdi dönüp geriye bakalım ve bu yıl benim için nasıl geçmiş kısa bir özet geçelim. Öncelikle pandemi boyunca yani birkaç hafta öncesine kadar hep evdeydim. Abartmıyorum tek bir arkadaşımla görüşmedim, dışarda bir fincan kahve dahi içmedim. Bu süre zarfında inanılmaz derecede yoğun çalıştım öyle ki bazı günler dışardaki havadan bile haberim olmadı. Zaman zaman çok strese girdim zaman zaman da işleri bitirmenin keyfini yaşadım:) Böyle böyle yuvarlanıp gittim işte…

Hafta sonlarını ise yürüyüşle geçirdim. Daha çok baba kız yaptığımız bu yürüyüşlerde Emirgan Korusu ikinci evimiz oldu diyebiliriz.

Lale festivalinden….

Kış aylarında koru genelde sessizdi. Bizim gibi yürüyüşe çıkmış birkaç kişinin haricinde en büyük eşlikçimiz bu minnoşlardı.

Bir de dumanı üzerinde tüten kahvelerimiz...

Çalışma ve yürüyüşün haricinde pandemide edindiğim mutfak alışkanlığımı devam ettirdim. Yeni tarifler denemek bana çok keyif verdi.

Kitaplar okudum, evde yoga yaptım, spor yaptım, örgü bile yaptım daha ne olsun :) Şimdi yeniden hayata karışma zamanı…

2 Nisan 2021 Cuma

Mart Ayından Geriye Kalanlar…

Mart ayı benim için marteniçka ile başladı. Bulgaristan göçmenlerinin kırmızı beyaz ipi bileğe bağlayıp sonra havada görülen ilk leylek ile ipi çiçek açmış bir ağaç dalına emanet etme geleneğini yine yerine getirdim. Ancak eski köye yeni adet getirerek kırmızı beyaz değil mavi beyaz ip bağladım.

Günlük yoğun çalışma tempoma dev sandviçler hazırlayarak başladım. Ay boyunca süren o yoğun tempoya karşılık kendimi böyle sandviçlerle ödüllendirmeyi hak ettim bence 😊
Bazen de sütlü kahve (bu aralar favorim), kek ikilisi sabahlarımı keyiflendirdi.
Çalışma aralarında da boş durmayıp nerede bol kalorili bir içecek varsa onu afiyetle götürdüm. Evet doğru tahmin ettiniz, şu aralar baskülün üzerine çıkmaktan itinayla kaçıyorum.
Sonra havaların güzelleşmesi ile yeniden ailece yürüyüşe başladık.
Hem uzun uzun yürüdük hem de çiçek açmış ağaçların keyfini sürdük. Ancak bu sevdamız yeniden sokağa çıkma yasağının gelmesi ile kısa sürdü. Özetle geç bulduk erken kaybettik :)
Evde kalma olayına tekrar geçince ise battaniye film seanslarım yeniden başladı.
Veee dolunay…Ritüelsiz olur mu? Mumlar yakıldı, palo santolar tüttürüldü ve bir dolunay daha uğurlandı.
O zaman hoş geldin Nisan diyelim…

29 Mart 2021 Pazartesi

Biten Kitaplar…

Eveeet bugün de biraz okuduğum son kitaplardan bahsedelim.

İlki Sakin…Sevgili Gülşahcığımın (http://gulsahtoptas.blogspot.com/) hediyesi olan bu kitap bu yıl okuduğum ilk eser oldu. Okurken sizi sakinleştiren hayatınızın hızını gözden geçirmenizi sağlayan güzel bir kitap. Buradan bir kez daha Gülşahcığıma teşekkür ediyorum.

İkinci okuduğum kitap ise Defne Suman’ın Mavi Orman oldu. Daha önce yazarın iki kitabını daha okumuş ve beğenmiştim. Ancak bu kitap maalesef beklentimi karşılamadı. Yazarın, günlüklerinden yola çıkarak kaleme aldığı Mavi Orman elimde çok süründü.
Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde…Mahir Ünsal Eriş’e ait bir öykü kitabı. Normalde öykü kitabı okumayı sevmem ama bu kitaba konu olan öyküler 80’li yıllarda geçiyor. Yani benim çocukluk dönemime denk geliyor. Dolayısıyla öyküleri o yıllara özlemle bir çırpıda okudum.
İngiliz Posta Arabası… Deneme türünde yazılmış olan bu kitap beni inanılmaz derecede zorladı. Kitapla ilgili çok fazla yazacak bir şeyim yok maalesef.
Ve son olarak da bir dünya klasiği paylaşmak istiyorum. John Steinbeck’e ait Fareler ve İnsanlar. Usta yazarın yıllar önce okuduğum romanını yeniden okumak çok keyifliydi. Hala okumayan varsa kesinlikle tavsiye ederim.
Okuyarak kalın…

22 Mart 2021 Pazartesi

Fırından Yeni Çıkanlar

İşlerin yoğunluğundan ötürü şu sıralar mutfağa çok sık giremesem de yine de tamamen kopmuş sayılmam. Son yaptıklarımı burada da paylaşmak istiyorum.

Üç renkli börek… Ispanak, patates ve havuçtan oluşan rengarenk bir börek. Yapması biraz zahmetli olsa da tadı nefis.

Açma mı poğaça mı? Tarafınızı seçin! Ben poğaçacıyım. Ancak bizim evde annem açmacı. O yüzden aşağıdaki açmaları onun için hazırladım. Zeytinli, yumuşacık açmalar birkaç sabah kahvaltımızı şenlendirdi.
Ay her şeyi yapıyorum onu da yaparım diyerek bir özgüvenle mantı olayına girdim. Günün sonunda özgüvenimin tamamını yitirmiştim 😊 1 cm genişliğinde keserek başladığım mantı yapımını 5 cm genişliğinde keserek bitirdim. O bitiriş o bitiriş. Bi daha kolay kolay mantı yapmam sanırım. O her hafta mantı yapan büyüklerimin önünde saygı ile eğiliyor hazır mantının yolunu tutuyorum.
Kızılkayaları özleyenler burada mı? Çok özledim Hem Taksim’i hem de Kızılkayalar’ı özledim ama biraz daha sabır. O meşhur ıslak hamburgeri evde denedim. Tamam oradaki kadar güzel olmadı ama yine de fena değildi.
Bol kalorili bir brownie bırakıyorum buraya.
Veee son olarak elmalı, tarçınlı cevizli ıslak kekimi paylaşmak istiyorum. Son bir senedir yaptığım en başarılı tarifti. Dışarda lapa lapa kar yağarken evi saran tarçın ve vanilya kokusundan ise hiç bahsetmiyorum.
Ağız tadınızın bozulmadığı güzel bir hafta diliyorum…

11 Mart 2021 Perşembe

Filmler…

Son zamanlarda birbirinden güzel üç film seyrettim. Hepsini sırasıyla paylaşmak istiyorum.

İlki Cep Herkülü : Naim Süleymanoğlu… Ünlü halterci Naim Süleymanoğlu’nun hayatını anlatan filmden aslında çok bişi beklemiyordum. Sonuçta konusu bilindik bir hikayeydi. Ancak film ilk dakikadan son dakikaya kadar kendini heyecanla seyrettirdi. Oyunculuklar harikaydı. Filmin her karesi heyecan ve duygu yüklüydü. Filmi seyredecekler şimdiden mendilleri hazırlasın.

İkinci seyrettiğim film Downtown Abbey oldu… Aslında film yıllarca süren bir tv dizisinin filmi. İngiltere’de soylu bir ailenin kraliçeyi evinde ağırlamasını ve akabinde yaşanan olayları anlatıyor. Yer yer komik yer yer de dram olan filmi beğendim. Dizisini hiç seyretmemiş olmama rağmen filmi seyrederken hiç yabancılık çekmedim.
Edebiyat ve Patates Kabuklu Turta Derneği filmi ise tavsiye üzerine seyrettiğim bir filmdi. İkinci dünya savaşında nazi işgali altındaki bir İngiliz kasabasında yaşanan olayları anlatıyor. Filmde oyunculuklar güzel, görüntüler etkileyici yalnızca zaman zaman durağanlıklar var. Bunlara takılmam derseniz bu filmi de tavsiye ederim.
İyi seyirler…