12 Mart 2019 Salı

Felatun Bey ve Rakım Efendi


Uzun süre olmuştu tiyatroya gitmeyeli. Bu sene aklıma koymuş şehir tiyatrolarında bir kaç oyun seyredecektim. Ancak şehir tiyatrolarına bilet almak o kadar da kolay değilmiş. Biletin internette satışa çıktığı ilk 10 dakika içinde salon doluyor. Dolayısıyla satışa çıktığı saat tetikte olmak gerekiyor ya da internette satışa çıkmadan 1 saat önce gişeden almak lazım. İşte tüm bu zorlukları aşarak Felatun Bey ve Rakım Efendi oyununa bilet aldık J

Tiyatroya bir arkadaşımla gidecektim fakat iptal ettiği için baba kız gittik. Oyun, Ahmet Mithat Efendi’nin aynı isimli romanının tiyatro uyarlaması. Baba parası yiyen Felatun Bey ile yoksul bir çocukluk geçirdikten sonra çalışıp çabalayarak bir yere gelen Rakım efendinin hikayesi anlatılıyor. Bazı müzikler hariç oyunun genelini beğenerek seyrettim. Güzel, keyifli bir gün oldu benim için J

8 Mart 2019 Cuma

Taj Mahal ve Alman Kitabevi


Kendimi geliştimeyi çok sevmeme ve sürekli bir geliştirme içinde olmama rağmen bazı konularda maalesef sabit fikirliyimdir ve alışkanlıklarımdan kolay kolay vazgeçemem. Mesela her zaman aynı kuaföre giderim, aynı kozmetik ürünlerini kullanırım, her gün içtiğim su miktarı bile aynıdır. Buna karşın yeni tatlar denemeyi, yeni yerler görmeyi ve yeni insanlarla tanışmayı çok severim.

Geçtiğimiz günlerde üniversite arkadaşım Yaseminle Beyoğlu’nda buluşarak Taj Mahal isimli restoranda Hint mutfağı deneyimledik. Daha önce Sultanahmet’te Dubb Indian’da bir denemem olmuştu ancak kesinlikle Taj Mahal daha iyiydi.
Restoranın ortamı çok hoştu.
Yemekler de oldukça lezzetliydi. Acıyla aranız iyiyse ki ben acılı yemekleri çok severim buradaki yemekleri bayılarak yiyebilirsiniz.
Biraz muhabbet, biraz dedikodu sonrası kahve içmek için Alman Kitabevi’ne geçtik. Kitlesinin büyük çoğunluğunu öğrencilerin ve akademisyenlerin oluşturduğu Alman Kitabevi ne zaman gitsek dolu. Bu yönünü hiç sevmiyorum. Ancak alman pastası çok güzel J
Burada biraz daha oturduktan sonra ise ayrıldık. Günden geriye kalan yeni bir restoran keşfi, yeni bir tat ve tabi ki hoş bir muhabbet oldu.

5 Mart 2019 Salı

Bir Aşk İki Hayat ve Uydurma Tatlı


Uzun süre sonra hafta sonu sinemaya gittim. Tercihim ise Bir Aşk İki Hayat oldu. Başrollerini Bergüzar Korel ve Engin Akyürek’in paylaştığı filmin ilginç bir konusu var. (Yazının bundan sonrası spoiler içerir). Engin Akyürek filmin başında bir tercih yapıyor, aslında öyle büyük bir tercih değil, evden dışarı çıkmak ve çıkmamak arasında bir seçimi oluyor. Bu seçime göre de hayatı şekilleniyor. Filmde hem evden dışarı çıkması ile gelişen olayları hem de çıkmaması sonucu gelişen olayları paralel izliyoruz. Aslında benzer konular daha önce Hollywood sinemasında işlenmiş durumda ancak ben yine de filmi beğendim. Ne kadar hayatı kontrol etmek istersek isteyelim küçücük bir seçimin insanın yaşamını kökten değiştirebileceğini bir kez daha görmüş oldum.
Hafta sonu vaktim bol olunca evde bir de tatlı denemesi yaptım. Mutfağa ilk girdiğim yıllarda internetten aldığım tariflere harfiyen bağlı kalırdım. Tarifte ki ölçülerin ve malzemelerin asla dışına çıkmazdım. Hatta anneme bana bulgur pilavı yapmayı öğretir misin dediğimde her şeyin ölçüsünü göz kararı verdiği için epey sitem etmiştim J Şimdilerde ise yine ölçüleri dikkate almama rağmen tarifte epey esneyebiliyorum. İşte internetten ilham aldığım kadayıflı pudingi de tamamen böyle yaptım. Fena da olmadı J
Keyifli haftalar…

1 Mart 2019 Cuma

Süreya Kuaför Salonu, Gitme Gül Yanakların Solar ve İkigai (Uygulama Rehberi)


Yoğun tempolu iş hayatım devam ederken bir yandan da okumaya çalışıyorum. Gönül isterdi ki her hafta bir kitap bitireyim ama bu yoğun tempoda sene başından beri sadece 4 kitap bitirmişim. Yani 15 güne bir kitap düşmüş.Türkiye’nin okuma ortalamasına bakınca buna da şükür diyor ve okuduğum kitaplardan 3  tanesini paylaşmak istiyorum.

Birincisi Süreya Kuaför Salonu…Bir Şebnem Burcuoğlu kitabı. Konu İstanbul’un eski semtlerinden biri olan Kurtuluş’ta geçiyor. Zengin bir adamla evlenip mahalleyi terk eden bir kadının mahalleye yeniden dönüşünü ve akabinde meydana gelen olayları anlatıyor. Aslında bu kitabı almamdaki amaç iki kahkaha atıp kafamı dağıtmaktı. Ancak Şebnem Burcuoğlu maalesef eskisi kadar güldürmüyor. Yine de biraz kafa dağıtmak için iyi bir kitap.
İkinci okuduğum kitap ise Gitme Gül Yanakların Solar oldu. Kitabın yazarı İrem Uzunhasanoğlu..İlk defa bir kitabını okuduğum yazarın anlatımını beğendim. Akıcı bir dili vardı. Kitabın konusu ise yazarın kendi hayatından alıntılar içeriyor. Selanik ve Midilli’den Ege’ye uzanan bir göç hikayesi.
Son okuduğum kitap ise İkigai (Uygulama Rehberi) oldu. İkigai, iyi ve kaliteli yaşam üzerine kurulmuş bir japon öğretisi. Seri iki kitaptan oluşuyor;  İkigai ve İkigai (Uygulama Rehberi). İlk kitabı geçen sene okumuş ve açıkçası çok faydalı bulmamıştım. Çünkü bizim kültürümüz, mutfağımız ve yaşam şeklimiz Japonlardan epey farklı. Dolayısıyla ikinci kitabı almayı düşünmüyordum. Ancak kitap bana hediye geldi J Bu kitap bir uygulama kitabı ve çeşitli egzersizler içeriyor. Ayrıca çok fazla Japon kültürü odaklı değil. Bundan dolayı severek okudum ve tavsiye ederim.
Keyifli okumalar…

25 Şubat 2019 Pazartesi

Bursa’nın Ufak Tefek Taşları


Artık yavaş yavaş dönmeye hazırlandığımız saatlerde Bursa’nın bazı önemli noktalarına uğradık. Bunlardan ilki Koza Han oldu. Koza Han, Bursa’da en sevdiğim yerlerden biri. Hava çok soğuk olduğu için bahçesinde simit keyfi yapamadık ama ipek şallar satan dükkanlarını tek tek dolaştık.
Hemen ardından ise Ulu Cami’ye geçtik. Ulu Cami, yapıldığı döneme göre ihtişamlı, güzel bir cami ama tabi ki bir Süleymaniye değil.
Bursa’ya kadar gelip iskender yemeden dönmek olmazdı değil mi?
Ve son olarak da şehrin en eski pastanalerinden biri olan Ulus pastanesine uğradık.
Ulus pastanesinin klasiği marşal pastaymış. Gitmeden evvel marşal pastanın ne olduğuna ilişkin bir fikrim yoktu. İlk defa denemiş oldum. Bir çeşit bisküvili pasta diyebiliriz.
Veee dönüş yolu… Artık yedi tepeli şehrime dönme vakti. Dilimde ise Bursa’nın ufak tefek taşları türküsü….

21 Şubat 2019 Perşembe

Bursa ve Anılar


Sabah uyandığımda kaldığımız otelin balkonuna çıkıyorum. Hava puslu ve dışarda ayaz var. Her yer beton yığını…Ama ben kendimi garip bi şekilde mutlu hissediyorum. 10 sene evvel Bursa’ya geldiğimde de yine aynı şekilde hissetmiştim, sonra Kapadokya’ya gittiğimde de. Tamam seyahati seviyorum ve bir çok tatilden mutlu dönüyorum. Ancak Bursa’da, Kapadokya’da hissettiğim bu his farklı. Bir süre sonra neden böyle hissetiğimi buluyorum. Dışardaki is kokusu beni mutlu ediyor. Evet evet bildiğimiz kömür isi kokusu. Çünkü o koku beni çocukluğumun kirli havası olan İstanbul’una götürüyor. Bana çocukluğumu, soğuk İstanbul günlerini, babaanemi,dedemi ve diğer mutlu anılarımı hatırlatıyor. Ne garip di mi bu koku hafızası? Kötü bi is kokusu bile insanı mutlu edebiliyormuş.

Dönelim Bursa’ya…O gün ilk önceTophane’ye gidiyoruz.
Osmangazi ve Orhangazi türbelerini gördükten sonra yukardan şöyle bir Bursa’ya bakıyoruz.Maalesef Bursa artık yeşil Bursa değil.
Tophane’nin en güzel eseri Saat Kulesi…
Akabinde geleneksel Bursa evlerini fotoğraflıyoruz. Oldum olası sevmişimdir bu tip evleri.
Sonrasında ise bir Bursa klasiği olan kestane şekeri alışverişimiz yapıyoruz. Artık İstanbul’da bir çok noktada kestane şekeri satılıyor ancak Bursa’ya kadar gelmişken almadan dönmek olmazdı.
Bursa bitmedi. Birkaç önemli noktasını daha görecez ve sonra dönüş…

19 Şubat 2019 Salı

Biraz Bursa, Biraz Uludağ


Cumalıkızık sonrası Bursa’nın içine doğru yol aldık ve Irgandı Köprüsü’nde ilk molamızı verdik. Irgandı Köprüsü, 500 sene önce inşa edilmiş çarşılı bir köprü. Floransa’daki köprü ile bir çok benzerlikler gösteriyor. Ancak bu tarihi köprü maalesef pek tanınmıyor. Yol tarifi için danıştığımız bir çok Bursalı dahi bilmiyordu. Oysa çok güzel bir görüntüsü vardı.
Köprünün içinde de el sanatı ürünlerin satışı yapılıyor.
Köprü sonrası durağımız Yeşil cami ve Yeşil türbe oldu. Sultan Çelebi Mehmet zamanında yaptırılan ve Yeşil Külliye’nin en önemli eserleri olan cami ve türbe sade ama bir o kadar da hoştu.
Veee sıra geldi Uludağ’a…Beni tanıyanlar bilir kışı çok severim, kar yağdığı ve etraf beyaza boyandığı zaman çok mutlu olurum. Ancak bu sene istanbul’a hiç kar düşmedi. Dolayısıyla kar özlemimi kısa da olsa Uludağ’da gidermiş oldum. Teleferikle 3-5 saatliğine Uludağ’a çıktık ve beyaz örtü ile buluşup bol bol hasret giderdik.

Son olarak da bir Uludağ klasiği olan sucuk ekmeği midemize indirerek günü noktaladık.