2 Nisan 2020 Perşembe

Niyet Defteri, Katre-i Matem ve Fi


Eveeet, evde kaldığımız şu günlerde çoğumuzun okuma oranı da epey yükseldi. Artık daha hızlı bir şekilde kitap bitirir olduk. Bu süreçte ben de iki tane kitap okudum ama öncesinde Kars yolculuğumda okuduğum kitaptan bahsetmek istiyorum.

Niyet Defteri; bir tür kişisel gelişim kitabı. Konusu niyet etme ve ağzımızdan çıkan kelimeler üzerine kurulmuş durumda. Bu türdeki bazı kitaplar hoşuma gidiyor ve geçici sürede olsa beni motive ediyor. Ancak bu kitap için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kitap inanılmaz sıkıcıydı ve bir çok yerde tekrara düşmüştü. Yolculukta idare etti diyebilirim.
Evde geçirdiğimiz şu günlerde okuduğum ilk kitap ise Katre-i Matem oldu. Arkadaşımın doğum günümde hediye ettiği bu kitap sayesinde İskender Pala ile de tanışmış oldum. Konusu Osmanlı döneminde lale devri yıllarında geçiyor. Gizemli bir hikayenin peşinde sürüklenirken hem lale devrine şahitlik ediyoruz hem de o dönemin önemli isimlerini tanıyoruz. Çok çok severek okuduğum bir kitap oldu.
Son okuduğum kitap ise Fi. Bu kitap bana tam 3 sene evvel blogger arkadaşlarımdan Burcu tarafından hediye gelmişti. Aslında seri halinde geldi; Fi, Çi ve Pi. Ancak 3 senedir nedense okumayı hep ertelemiştim. Evde geçirdiğimiz bu günlerde elim bu kitaba gitti ve okumaya başladım. Hem de nasıl okuma 😊 Tam 3 günde 600 sayfalık kitabı bitirdim. Kitaba gelecek olursak hikayenin edebi değeri tartışılır ve biraz da +18 yaş bir kitap. Ancak çok sürükleyici. Sayfaları çevirirken hep bir sonraki sayfada ne olacak merakı uyandırıyor. Çi ve Pi’yi de en kısa zamanda okumak istiyorum.
Herkese keyifli okumalar dilerim…

25 Mart 2020 Çarşamba

Marteniçka, Bahar Çiçekleri ve Kurabiye…


Birkaç senedir Mart’ın ilk günü bileğime takmak üzere marteniçka hazırlıyorum. Marteniçka, aslında Bulgaristan göçmenlerinin bir geleneği. Benim ailem çok eski yıllarda göç ettiği için bizde bu gelenek yok. Yakın zamanda gelenler ise (özellikle 89 sonrası) bu geleneği sürdüyor. Hoşuma gittiği için son yıllarda ben de onlara katılarak marteniçkamı hazırlıyorum.

Kırmızı ve beyaz ip birbirine dolanıyor ve bileğe takılıyor. Sonra gökyüzünde ilk leylek görüldüğü anda bilekten çıkarılıyor ve çiçek açmış bir ağaca dilek tutularak asılıyor. Tam 10 gündür salgın nedeni ile evden burnumun ucunu dahi çıkaramadım dolayısıyla leylek görme şansım da gitti. En kötü bir youtube videosu açıp leylekleri seyredeceğim ve sonra da evdeki saksıya bağlayacağım😊
Martın ilk günleri bir de eve taze kır çiçekleri aldım. Baharı sevgiyle, mis kokularla karşılayalım istedim. Yaşasın kendine çiçek alan kadınlar!
Yine ayın ilk günleri annemle gezdik tozduk. Bol bol yiyip içtik.
10 gündür ise evdeyiz. Home office olarak çalışmaya devam ediyorum. Artakalan zamanda ise bol bol haber takip ediyor,kitap okuyor ve mutfakta bir şeyler hazırlıyorum.
Umarım bu günleri sağlıkla ve kayıpsız atlatırız.

18 Mart 2020 Çarşamba

Öğle Arası Kaçamakları


Şu günlerde home office çalışıyoruz. Ancak bi kaç hafta öncesi öğle aralarında yoğun iş tempomuzdan kaçarak yeni yerler keşfetme başlamıştık. Bu keşifler hem rutin geçen günümüzü canlandırıyor hem de farklı lezzetlerle buluşuyorduk.

İlk keşfimiz Maslak oto sanayi içinde yer alan Markus oldu. Markus, hamburger ve kırmızı et ağırlıklı bir restoran. İçeri girdiğimiz anda dekorasyonu ile şaşkına döndük. Tamirci dükkanları arasında bu kadar hoş bir yer ile karşılaşmayı beklemiyorduk açıkçası.
Siparişimiz hamburger yönünde oldu. Gelen hamburger oldukça lezzetli olmasına karşın porsiyonu çok küçüktü. Bu bakımdan fiyat porsiyon dengesinin kurulamadığını düşünüyorum. Ancak cümlemin başında da söylediğim gibi lezzetine diyecek bir şey yoktu.
Başka bir gün ise yine oto sanayi içinde yer alan tosttuning isimli tostçuya gittik. Burası Markus gibi havalı bir konsepte sahip değil. Öte yandan dekorasyon, çevrenin profiline uygun olarak otomobil ve otomobil parçaları üzerine yapılmış.
Menüdeki tost isimleri de otomobil modellerinden seçilmiş. Açıkçası arabalara karşı çok ilgim yoktur. Öyle ki arkadaşımın arabasına 10 defa binsem markasını yine bilmem😊O yüzden aman aman dikkatimi çeken bir mekan olmadı. Buna karşın çevreye uygun bir konsept benimsemeleri hoştu.
Tostlar ise lezzetliydi.
İşte böyle…böyle…

17 Mart 2020 Salı

Geçen Günler


Neredeyse 1 aydır bloğa yazı bırakamadım. Ülkemizin içinden geçtiği bu zor günler doğal olarak beni ve ailemi de etkilemiş durumda. Acil ihtiyaçlar haricinde sokağa çıkmamaya özen gösteriyoruz. Umarım bir an önce bu salgın hastalığı yeneriz ve yeniden normal düzenimiz başlar.

Peki salgın öncesi neler yaptım? Bir gün Nişantaşı’nda bir arkadaşımla buluşacaktım ancak son anda randevuyu iptal etmesi üzerine programı değiştirmeden yine Nişantaşı’na gittim ve Milano Gourmet’de bir masaya yerleştim. Kendimde en çok sevdiğim özelliklerimden biri tek başıma sosyal hayatın içinde rahatlıkla yer alabilmem. Yani bazılarında olan tek başıma bir restoranda yemek yiyemem, tek başıma sinemaya, tiyatroya gidemem olayı bende yok. Bazen tek başına kalmak güzeldir 😊

Önce hafif bir kahvaltı siparişi verdim. Afiyetle kahvaltımı yaparken bir yandan da günün geri kalanını planladım.
Kahvaltı sonrası Nişantaşı sokaklarında dolaşmaya başladım. Nişantaşı'nda küçük butiklere girip alışveriş yapmayı çok seviyorum. Ayrıca çok şık ve uygun fiyatlı aksesuarlar satan yerler var. Oralara uğramayı da ihmal etmedim.

Akabinde ise uzun süredir gitmek istediğim çikolatalı tatlıları meşhur olan Hümaliva isimli cafeye gittim.
Şu an ismini hatırlayamadım nefis bir tatlıyı mideye indirdim.
Çalışanlarının çok güler yüzlü olduğu cafenin dekorasyonunda da bol bol kitap kullanılmış. İşin içine kitap girdiği zaman ortam nasıl sevimli oluyor değil mi?
Böylece bir günü yiyip içip yeni yerler keşfederek ve alışveriş yaparak tamamlamış oldum.

27 Şubat 2020 Perşembe

Erzurum Çarşı Pazar


Tren istasyonundayız ve az sonra doğu ekspresi ile Erzurum’a doğru yola çıkacağız. Yıllardır yapmak istediğim bu yolculuğa çıkacağım için çok heyecanlıyım.
Eski bir tren beklerken sıcacık ve son derece modern bir tren ile karşılaşıyoruz. Koltuğumda yerimi alır almaz kitabımı çıkarıyorum ve kahvemi hazırlıyorum. O zaman yolculuk başlasın.
Sırasıyla Kars’ın ve Erzurum’un köylerinden geçiyoruz. Karla kaplı dağlar, donmuş nehirler, dereler bize eşlik ediyor.
4-5 saatlik bir yolculuk sonrası ise Erzurum’dayız. Tren garına indiğimiz anda çok ama çok sert bir soğuk bizi karşılıyor. Hava sıcaklığı derece olarak Kars ile aynı göstermesine rağmen bu soğuk Kars’ın soğuna hiç benzemiyor.  Atkılarımıza biraz daha sarınarak yemeğe doğru yol alıyoruz.
Daha önce İstanbul’da cağ kebabı deneyimim olmuş ve beğenmemiştim. O yüzden adet yerini bulsun diye yemek yiyeceğimi düşünüyorum. Ancak öyle olmuyor. Masaya bırakılan ilk şişi lavaşa sarıp yememle beraber müthiş bir lezzetle karşılaşıyorum. Akabinde masaya kaç şiş geliyor sayamıyorum. Bu arada Erzurum’da usul şöyle; siz dur diyene kadar servise devam ediyorlar. Biz de epey geç bir süre sonra ancak dur diyoruz 😊
Peşinden bir de Erzurum’a özgü kadayıf dolmasını deniyoruz. Fakat bu tatlıyı çok tutmuyorum.
Sıra geldi Erzurum çarşı pazar gezmeye. İlk durağımız Taş Han oluyor. Hanı gezip ufak tefek oltu taşı alışverişi yapıyoruz.
Sonrasında Üç Kümbetler’deyiz. İkisi bilinmeyen, biri Emir Saltuk’a ait olan kümbetleri fotoğraflıyoruz.
Çifte Minareli Medrese…Bir Selçuklu dönemi eseri…
Yakutiye Medresesi…İlhanlı dönemi eseri…
Şimdi de Erzurum Evi diye bilinen bir restorana giriyoruz. Amacımız Erzurum’da geleneksel bir konak nasıl olur onu görmek. Buraya bayılıyorum, kesinlikle çok güzel bir konak.

Çıtır çıtır yanan sobanın yanından geçerek konak içinde ilerliyoruz.
Yeme içme bölümleri çok güzel değil mi?
Veee dönüş. Harika geçen bir tatilin akabinde karlı dağlara veda ederek İstanbul’a doğru yola çıkıyoruz.
Kars ve Erzurum artık fotoğraflarda ve anılarımızda.

21 Şubat 2020 Cuma

Sarıkamış, Çıldır Gölü ve Ani Harabeleri


Sabahın çok erken saatlerinde uyanıyorum. Doğum günüm bugün. Evimden çok uzakta yeni bir yaşa girmenin heyecanı içindeyim. Annem ve babam uyandıktan sonra hemen üzerimizi giyiniyoruz ve kahvaltıya iniyoruz. Sonrasında ise atkılara, berelere dolanıp dışarı adım atıyoruz. Hava buz gibi…İstikamet hüzünlü bir nokta; Sarıkamış.

Tam 90.000 askerin soğuktan donarak şehit olduğu noktadayız. Üzerimizde kalın sweatshirtler, paltolar, atıklar ve bereler olmasına rağmen soğukta yalnızca 10 dakika durabiliyoruz. O zaman ki koşulları düşününce askerler için bir kez daha üzülüyor ve dualarımızı gönderiyoruz.
Akabinde Sarıkamış kayak alanındayız. Açıkçası bu kadar gelişmiş ve güzel bir tesis beklemiyorken gördüklerim beni şaşırtıyor.  Önce telesiyejle yukarılara tırmanarak manzaranın tadını çıkarıyoruz.
Sonrasında ise sıcacık içeceklerle içimizi ısıtıyoruz.
Ve sırada Çıldır Gölü var. Buz tutmuş kocaman bir su kütlesi hayal edin. Ucu bucağı belli değil, neresi kara neresi su göz ayırt edemiyor.
Gölün üzerinde yürüyüş yapılabiliyor ve kızaklarla gezilebiliyor.
Yaptığımız kısa yürüyüş sonrası bir restorana giriyoruz. Buranın en ünlü yiyeceği yöre halının sarı balık dediği  bir tür sazanı tadıyoruz. Tatlı su balığı çok sevmememe rağmen inanılmaz lezzetli buluyorum. 
Öğleden sonra olmuş bile. Artık uzak bir noktaya Ani Harabeleri’ne doğru hareket ediyoruz. Girişine vardığımızda beni en çok şaşırtan sessizlik oluyor. Etraf nefesimi dinleyebileceğim kadar sessiz.
Kiliseler, camiler, yerleşim yerleri bir bir karşımıza çıkıyor. Ucu bucağı belli olmayan kent Ermenilere, Selçuklulara, Gürcülere, Moğollara ev sahipliği yapmış.
Her köşesinde fotoğraf çekmek her köşesinde mola verip sessizliği dinlemek istiyorum.
Bazı yapıların içini de ziyaret ediyoruz. İçlerinde bizi kimi zaman harika manzaralar karşılıyor.
Ani’de gün batımına da şahit olduktan sonra yorgun ama mutlu bir şekilde Kars’a dönüyoruz. Sırada peynir tadım etkinliği var. Çeşit çeşit peynirlerden tadıyoruz hatta bazılarından 3 kere tadıyoruz :)
Peynir alışverişimizi bitirdikten sonra ise bal köşesine geçiyoruz.
Sonunda oteldeyiz. Bir topkekin üzerine konmuş mumu üflüyorum ve yeni yaşıma hoş geldin diyorum.

Ertesi gün yine yoğun olacağız. O zaman uykuya…

18 Şubat 2020 Salı

Serhat Şehri Kars


Bilirsiniz ben kışı ve kar yağışını çok severim. Ancak bu sene İstanbul’da maalesef doğru düzgün kış göremedik. Şöyle kara bata çıka yürümeyi özlemiştim. Ayrıca sosyal medyada çokça fotoğraflarına rastladığım Kars şehri de oldukça ilgimi çekiyordu. Bu yüzden hem kar hem de Kars görüp bir taşla iki kuş vururuz diyerek Şubat başı gibi Kars’a gittik.

Seyahatimizi uçak ile gerçekleştirdik. Yaklaşık 2 saat süren bir yolculuğun sonunda Kars’a ulaştık ve ayağımızın tozu ile ilk önce kars lezzetleri ile buluştuk.

Ben ve annem hingel isimli içi boş mantıyı tercih ettik. Fena değildi ama açık söylemek gerekirse Kayseri mantısının yerini tutmaz.
Babam ise piti isimli bir tür et yemeği aldı. Ondan da ufak bir parça tattım ve fena değildi.
Umaç isimli yöresel helvaları ise alışılmış helvadan farklı bir lezzetti.
Yemek sonrası gezimiz başladı. İlk önce Fethiye Camisine gittik. Burası, Rus işgali esnasında inşa edilmiş bir kilise. İşgal sonrası camiye çevrilmiş yapı oldukça güzel duruyordu.
Akabinde Taşköprü, Kars Kalesi ve Kümbet Camisini görebileceğimiz alana doğru ilerledik. Son yıllarda turist çeken şehre fotoğraf noktaları da eklenmiş durumda. Serhat şehri Kars yazısının çevresinde arkamıza Kars kalesini alarak bol bol fotoğraf çekildik.
Sonra Taşköprüye yürüdük. Sanırım merkezde en sevdiğim noktalardan biri bu Taşköprü oldu. Donmuş bir nehir ve karlarla kaplı köprü çok hoş görüntü veriyordu.
Ve Kümbet Camii…
Kars sokaklarında Rus mimarisinin izleri epey yoğun durumda.
Akşam saatlerinde ise Kafkas gecesine katıldık. Gösteriye giderken karlı sokaklarda yürümek oldukça keyifliydi. Hava ise -20 derece civarında seyrediyordu ancak sıkı giyindiğimden midir yoksa gerçekten termometreye rağmen Kars’ın havası yumuşak mıdır bilemiyorum soğuk havayı fazla hissetmedim.
Güzel bir gösteri seyrettikten sonra ise günü noktaladık. Ertesi gün bizi çok yoğun bir program bekliyordu.