17 Eylül 2020 Perşembe

Yürüyüş ve Emirgan Korusu

Hafta sonlarını ailece yürüyüşe ayırıyoruz. Bu vesile ile İstanbul’un parklarında, korularında bolca adım atıp, bolca oksijeni ciğerlerimize çekerek güzel bir gün geçirmiş oluyoruz. Sıklıkla gittiğimiz yerlerden biri de Emirgan Korusu.

Blogda yazı yazmaya başladığım ilk yıllarda Emirgan Korusu’ndan bahsetmiş, içindeki köşkleri tek tek anlatmıştım. Bu sefer biraz da korunun yürüyüş parkurundan bahsetmek istiyorum.

Koruda, orta tempolu bir yürüyüşle 1 saat civarında tamamlanan bir yürüyüş yolu bulunmakta. Çam ağaçlarının gölgesinde yürünen yol oldukça keyifli.

Yol üzerinde karşımıza çıkan sincaplar ise keyfimizi biraz daha arttırıyor. Bazen ağaçların kovuklarına girerek bize pas vermeseler de buraya giderken cebimize bir avuç fındık atmayı ihmal etmiyoruz.
Yürüyüş esnasında harika bir İstanbul manzarası da bizi takip ediyor.
Yürüyüş yolunun ortalarına yaklaştığımız zaman ise restaurant olarak hizmet veren köşkler karşımıza çıkıyor. Daha önceki yazımda köşklerden bahsettiğim ve bol bol fotoğraflarını paylaştığım için bugün sadece ortadaki havuz ile yetiniyorum.
Tabi ki koruda envai çeşit çiçek de bulunuyor. Aşağıda yer alan gelinciğe benzeyen ama adını bilmediğim çiçekler hoşuma giden türlerden biri.
Emirgan Korusu hakkında anlatacaklarım bitmedi ama bugünlük bu kadar olsun 😊

20 Ağustos 2020 Perşembe

Romantik Komediler


Yok yahu ben hala normalleşemedim. Böyle her yere giren çıkan, rahatça yemek yiyen insanları da hayretler içinde seyrediyorum. Henüz dışarda bir fincan kahve dahi içmedim ve  5 aydır tek bir arkadaşımla görüşmedim. Tamam ben biraz fazla tedbirli davranıyor olabilirim ama 15 kişilik masalar, kalabalık piknikler, insanların balık istifi gibi sıralandığı plaj görüntüleri de bana pek normal gelmiyor açıkçası. Hayırlısı artık…

Bu arada evde zaman geçirmekte hiç zorlanmıyorum.  Uzun yıllardır pek film seyredemiyordum. Bu dönemde seyrettiğim film sayısı epey arttı. Geçen hafta romantik komedinin içine düştüm diyebilirim.

Paylaşmak istediğim ilk film; Noel Prensi. Filmde küçük bir krallığın prensi ile Amerikalı gazeteci bir kızın hikayesi anlatılıyor. Prensi araştırmak ve gizlice haber yapmak için krallığa giden gazeteci kız ile prens arasında zamanla bir yakınlaşma başlıyor ve olaylar gelişiyor. Bu tarz filmler hem Türk sinemasında hem de Amerikan sinemasında oldukça fazla var. Öyle çok ilgi çekici bir film değildi ama 1-2 saat kafa dağıtmak için ideal olduğunu söyleyebilirim.
İkinci seyrettiğim film ise Noel Prensi-Kraliyet Düğünü oldu. Şimdi diyeceksiniz ki ilkini ilginç bulmadıysan ikincisini neden seyrettin 😊 E bi kere başlamışken devamını da getireyim dedim. Filmde bu sefer çiftin düğün hikayesi anlatılıyor.
Son seyrettiğim film ise Sweet Home Alabama oldu. Reese Witherspoon’un başrolde oynadığı film, yıllar önce doğduğu, büyüdüğü kasabayı terkedip hayat şeklini değiştiren bir kadının kasabaya yeniden dönüşünü anlatıyor. Eğlenceli, güzel bir filmdi.
Filmleri seyredeceklere şimdiden iyi seyirler…

23 Temmuz 2020 Perşembe

Hey Güllü Hele Hele Güllü


Pandemi döneminde ben de ekmek yapma akımına katıldım 😊 Ancak bu akıma kesinlikle o sıralarda moda olduğu için değil ihtiyaçtan katıldım. 3 ay boyunca ailece dışarı adımımızı atmadık. Tüm ihtiyacımızı sanal marketlerden giderdik. Ancak öyle günler oldu ki sanal marketler yoğunluktan ötürü siparişe kapandı. Bu durumda evde ekmeksiz kalınca iş başa düştü. Başlarda ekmeği hazır maya kullanarak yaptım. Fakat evdeki hazır mayalar bitince yenisini de bulamayınca bu sefer ekşi maya yapma işine giriştim.

Ekşi maya yapımı yaklaşık 10 gün süren biraz emek isteyen bir iş ama sonunda mayaya ulaşınca verilen emeğe değiyor. Evde yapılan ekşi mayaya isim vermek adettenmiş. Ben de ekşi mayama Güllü ismini verdim ve 10 gün boyunca Güllü ile uğraştım. Her gün aynı saatte besleme, suyunu verme sonra ılık ortamlarda bekletme gibi aşamaların neticesinde mayam oldu ve ilk ürününü verdi. 
Sonra Güllü’yü buzdolabına koydum ve haftada bir kez besleyerek ekmek yapmaya devam edttim. O gün bugündür mutfağımız her hafta mis gibi ekşi mayalı ekmek kokuyor.
Hatta bu işi azıcık geliştirdim ve cevizli, zeytinli gibi alternatifler de denedim.
Şimdilik bu işi sevdim. Vaktim ve imkanım olduğu müddetçe devam ettirmeyi düşünüyorum:)

19 Haziran 2020 Cuma

Büyük Dükkanı, Şeker Portakalı ve Aklımda Hep Sen


Uzun zaman olmuş okuduğum kitaplardan bahsetmeyeli. O zaman o gün bugün olsun.

Önce “Büyü Dükkanı” ile başlayalım. Büyü Dükkanı, bir tür psikodrama kitabı. Konusu ise şöyle; istediğiniz her şeyi alma imkanınız olan bir dükkan var. Örneğin; gençliğinizi mi istiyorsunuz, alabilirsiniz; evlenmek mi istiyorsunuz, hemen; iyi bir kariyer mi oldu bilin 😊 Ancak karşılığında sıkı bir pazarlık yapmak gerekiyor. Çünkü dükkanın sahibi pazarlık konusunda epey çetin çeviz. Kitabı çok ilginç bularak heyecanla başladım okumaya. Ancak öyküler arasında ilerlerken maalesef heyecanımı yitirdim. Çünkü öyküler çok klişeydi. Kısacası ben de pek iz bırakmadı ama yine de bu tip kitaplara ilgi duyanlara tavsiye ederim.
İkinci okuduğum kitap ise Şeker Portakalı oldu. Daha çocukluk yıllarında okunan bu kitabı okumakta epey geciktiğimin farkındayım. Kitap için söyleceğim tek söz ise bayıldım. Ah o Zeze yok mu o Zeze beni çok ağlattı. Güney Amerika’da minicik bir kasabada geçen hikayede Zeze’nin zor geçen çocukluk yıllarına tanık oluyoruz.
Son okuduğum kitap ise Kürşat Başar’ın Aklımda Hep Sen isimli romanı oldu. Kitap sitelerinde bu roman çok eleştiri almış durumda. Tamam bir Başucumda Müzik kitabı gibi değil ama yine de güzeldi. Akıcı anlatımı sayesinde birkaç gün içinde bitirdim.
Keyifli okumalar…

16 Haziran 2020 Salı

Sonunda Evin Dışında


Üç ayın sonunda nihayet hafta sonu dışarı çıktım. Baba kız, Yıldız Korusu’na giderek 1,5 saatlik bir yürüyüş yaptık.

Instagramda fotoğrafımı yayınladığım zaman bir çok kişi yürümeyi hatırlıyor musun diye sordu 😊 Şöyle diyebilirim ayakkabı giymek zor geldi ama yürüyüş yapmak beni pek zorlamadı. Çünkü bu üç aylık dönemde evin içinde günde ortalama 5000 adım attım. Evet, her gün belli bir süreyi yürüyüşe ayırdım. Kimi zaman evin içinde kimi zamanda terasta bir ileri bir geri giderek ortalama 5000 adımı tamamladım. Tabi ki bunun yanında haftada iki kez spor bir kez de yoga yapmaya çalıştım. Dolayısıyla dışarı çıkınca yürüyüşte performans olarak zorlanmadım.
Yürüyüş esnasında kimseyle temas etmemeye ve özellikle sakin yerlerden yürümeye özen gösterdik. Ağaçların içinde yürümek ve toprak kokusu duymak harikaydı.
Yıldız korusunun güzelliklerine bir kez daha hayran kaldım.
Hanımelleri mis gibi koku saçıyordu etrafa.
Uzun bir süre sonra dışarda olmak güzeldi. Ancak yine de kuaföre gitmek, arkadaşlarla buluşmak, restoranlarda yiyip içmek için kendimi hazır hissetmiyorum. Umarım zamanla onlar da olur.

9 Haziran 2020 Salı

Hala Evde Geçen Günler ve Yoga Sertifikası


Efendim hala evdeyim. Evet evet, tam 3 ay oldu. Daha ayakkabılarımı ayağıma geçirip bahçeye bile inmedim. Evde mutlu mesut hayatıma devam ederken bir yandan da online platformda sosyalleşmeye başladım. Geçtiğimiz hafta sonu yoga 101 derslerine katıldım. Sene başında yogaya başladığımdan bahsetmiştim. Ancak araya pandemi süreci girince yogaya da mecburi olarak ara vermek durumunda kalmıştım. Geçtiğimiz hafta yoga eğitmeni bir iş arkadaşım online yoga kursu düzenleyince fırsatı kaçırmadım ve derslere katıldım. Dersler, yoganın mantığını anlamam ve pozların nasıl yapılacağını detaylı olarak öğrenmem açısından çok faydalı oldu. Bir de üstüne arkadaşım bir tatlılık yapmış ve bize sertifika hazırlamış. O zaman değmeyin keyfimize…
Sonra başka neler yaptım? Tabi ki mutfaktaydım yine 😊 Öncelikle ramazan ayı içinde ramazan pidesi yaptım. Çok uğraştırıcı olduğunu söylemeliyim. Ancak lezzeti fırından aldığımız pideye epey yakın oldu.
Sonra ağzımız tatlansın diye supangle yaptım.
Bir de fırında kıymalı patates.
İşte evde günler böyle böyle geçiyor…

22 Mayıs 2020 Cuma

Yeni Baştan ve Mandalina Bahçesi


Geçtiğimiz hafta biri Fransız yapımı diğeri de Eston-Gürcü ortak yapımı iki film seyrettim. Her ikisini de beğendiğim için burada paylaşmak istiyorum.

Yeni Baştan, yazımın girişinde de bahsettiğim gibi bir Fransız filmi. Konusu ise şöyle; evliliklerinin üzerinden epey uzun zaman geçmiş bir çift hayatta farklı noktalara ulaşmışlardır. Biri teknolojiyi yakından takip ederken diğeri sürekli geçmişte yaşamaktadır. İşte bu noktada geçmişi düşünen eşe bir teklif sunulur. Geçmişinde yaşadığı en mutlu olduğu güne gidecektir. Böylece eş en mutlu olduğu gününe gider ve olaylar gelişir. Filmi seyrederken bir çok defa öyle bir seçeneğim olsa geçmişte hangi güne giderdim diye düşündüm ama bulamadım 😊 Geçmişte bir çok mutlu günüm olmakla beraber sanırım tekrar yaşamak istediğim bir günüm yok.
Mandalina Bahçesi ise Gürcistan’da geçen bir film. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının akabinde ortaya çıkan Çeçen-Gürcü savaşını anlatıyor. Gürcistan’ın bir köyünde yaşayan Eston bir adam iki yaralı askerin hayatını kurtarıyor. Bu askerlerden biri Çeçen diğeri de Gürcü olunca film ilginç bir hal alıyor. Oyunculukları çok beğenmekle birlikte filmi biraz durağan buldum. Ancak yine de geneline bakınca güzeldi.
Seyredeceklere şimdiden iyi seyirler…