18 Nisan 2019 Perşembe

Hafta Sonu Balat

Geçtiğimiz hafta sonu Yaseminella ile kahvaltı yapacaktık. Yer önerisi olarak Balat’ı sundum. O da tamam deyince saat konusunda sözleştik.

Buluşacağımız sabah hava oldukça bulutluydu. Benim her hava şartı ile aram iyidir. Ancak Yaseminella yağmurlu havaları sevmediği için umarım yağmur yağmaz diye içimden geçiriyordum ki bardaktan boşalırcasına yağmur başladı. Neyse ki bir müddet sonra yağış etkisini azalttı ve hafif çiseleyen yağmurda buluştuk.

Balat, sabahın ilk saatlerinde sakin ve huzurluydu. Arnavut kaldırımlı sokaklar ve renkli evler arasından yürüyerek kahvaltı mekanına ulaştık.
Yolumuzun üzerinde grafiti ile bezenmiş duvarların fotoğrafını çekmeyi de ihmal etmedik.
Kahvaltımızı Cooklife isimli mekanda yaptık. Hem kahvaltıdan hem de hizmetten son derece memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Ayrıca mekan da çok hoştu.
Kahvaltı sonrası ise biraz daha Balat sokaklarında gezdik. Renkli evlerin sıralandığı meşhur yokuşa da uğramadan edemedik tabi ki…
Sokak aralarında karşımıza çıkan hoş cafelerden biri…

8 Nisan 2019 Pazartesi

Orhan Pamuk’un Balkonundan İzlenimleri


Orhan Pamuk okumayı sever misiniz? Ben maalesef pek sevmem. 2-3 kitabını okudum ama okuduğum kitaplarında hikaye o kadar zor ilerledi ki en sonunda vazgeçtim yazarı okumaktan.

Geçtiğimiz hafta Yapı Kredi Kültür merkezini gezerken yazarın fotoğraf sergisine denk geldim. Evet evet fotoğraf… Orhan Pamuk, Cihangir’deki evinin balkonundan fotoğraf çalışmaları yapmış. Çeşitli hava koşullarında panoromik çekimler gerçekleştirmiş. Fotoğraftan çok anlayan biri değilim ama çekimlerini başarılı buldum.
Puslu İstanbul…
Gün batımında İstanbul…
Bir de fotoğrafçılığa başlama hikayesini ve akabinde gelişen serüvenini küçük bir kitapçıkta paylaşmış. Sergiyi gezmeden evvel okumak da fayda var.
Sergiden ayrıldıktan sonra kültür merkezinin katları arasında biraz daha dolaştım. Meşhur Akdeniz Heykelini de fotoğrafladıktan sonra gezimi sonlandırdım.
Yapı Kredi Kültür Merkezi şehrin göbeğinde olmasına rağmen ziyaretini uzun süredir ertelediğim bir yerdi. Severek ve keyifle dolaştım. Sanırım bundan sonra daha sık uğrarım.

5 Nisan 2019 Cuma

Yapı Kredi Kültür Sanat Merkezi


Senelerdir önünden gelip geçmeme rağmen yenilen Yapı Kredi Kültür ve Sanat merkezini bir kez olsun gezmemiştim. Pera Müzesi sonrası günü, kültür ve sanat günü ilan ederek buraya girip öncelikle kitap bölümünü gezdim.Yayınevinin çıkarmış olduğu kitapları tek tek inceledim. Ancak evde oldukça fazla kitabım olduğu için her hangi bir şey satın almadan müze bölümüne geçtim.
Ücretsiz giriş yapılan müzenin 1.katı tombak sergisine ayrılmış durumda. Burada bakırın altınla yaldızlanma sanatının en güzel örnekleri sergileniyor.
Eskiden tombak sanatına çok önem verilirmiş. Bu sanatı daha çok ermeni ustalar ve aile büyüklerinden öğrenmiş türk ustalar icra edermiş. Ustaların çoğunun ismi günümüze ulaşmamış durumda. Ulaşanlar ise özel plakalara ismini yazdırmayı başarmış.
Sergide tombak işçiliğinin çeşitli araçlara yansımasını görebiliyoruz.
1.katı gezdikten sonra ise bir başka sergiye Orhan Pamuk’un Balkon sergisine geçtim. Orhan Pamuk’un balkonunda neler mi var? O da bir sonraki yazıda...

3 Nisan 2019 Çarşamba

Pera Müzesi


Evet müzeyi anlatmaya başlayalım. Aslında Pera Müzesi’ni daha önce gezmiş ve burada paylaşmıştım. Geçtiğimiz hafta sonu ise müzeyi gezmek için değil müzedeki bir kolaj sergisini görmek için oradaydım. Ancak gitmeden evvel serginin tarihlerine dikkat etmediğim üstüne bir de bilet alırken de son derece dikkatsiz davrandığım için bitmiş olan sergiyi gezmek için içeri girdim 😊Tabi ki ortalıkta sergi mergi olmayınca ben de bir kez daha müzeyi ziyaret etmiş oldum.

Müzede 365 gün sergilenen bir “kahve molası” koleksiyonu bulunmakta. Geçmişten günümüze kahve kültürü ile özdeşleşmiş eşyalar sergileniyor.
Müzenin bir diğer önemli bölümü ise dünyaca ünlü ressamların eserlerinin sergilendiği bölüm..
Tabi ki Osman Hamdi Bey’in eserlerini de bir kez daha görmeden çıkmak olmazdı.
Müze sonrası ise “Önce Kahve” isimli yeni açılan bir cafeye uğradım. Burası 3-4 masalık küçük bir cafe. Ancak içeri girdiğiniz anda sıcak ve samimi ortamı farkediyorsunuz.  Dekorasyonda kullanılan kitaplar bile insanı mutlu etmeye yetiyor.
Mekanın sahibesi tarafından son derece güler yüzlü bir şekilde karşılandım. Biraz sohbet ettikten sonra da lezzetli bir brownie ve kahve ile günümü güzelleştirdim.

28 Mart 2019 Perşembe

Doğru Zaman


Yavaş yavaş müzeye doğru yürüyorum. Yürürken yeni açılan bir kafe gözüme çarpıyor. Durup bi kahve molası versem mi diye düşünürken dönüşte uğramaya karar veriyorum. Önce o büyük oteli geçiyorum sonrasında ise önünde bayraklar dalgalanan binanın önünde öylece kalıveriyorum. Bina çoktan terkedilmiş… Belki içerde tanıdık birileri vardır diye zile basıyorum. Yok hiç kimse yok. Ne kapı açılıyor ne de o duymaya alıştığım ciao sesi kulağıma çalınıyor. Giden gitmiş, anılar artık geçmişte kalmış. Oysa 3 sene önce böyle miydi?

3 sene önce…

Bir Ağustos sabahı, güneşin yakıcı ve kavurucu etkisinin hissedilmediği erken saatler… Elimde bir kitap, üzerimde salaş bir elbise metronun Şişhane çıkışından çıkmış yürüyorum. Mutlu hissediyorum. Oysa mutlu hissetmeme neden olacak belirgin bir şey yok. İşimden ayrılmışım, özel hayatımda heyecan hissedeceğim bir durum yok. Ancak keyfim oldukça yerinde, belki de kafamın boş olması böyle sebepsiz mutlu olmama neden oluyor. Stres yok, kafamı taktığım bişiler yok… Yürürken dersin başlamasına daha çok zaman olduğunu farkederek yol üzerinde ki o butik kahveciye uğruyorum. Tazecik bir kruvasan ve türk kahvesi söylüyorum. Kruvasanı kemirirken masanın üzerinde duran ve üzerinde Parlo Italiano yazan kitabım gözüme ilişiyor. O anda yüzümde kocaman bir gülümseme beliriyor. Uzak bir hayaldi benim için Italyanca öğrenmek oysa şimdi bir ucundan tutmuştum bu hayalin. Demek ki her şeyin bir zamanı vardı ve doğru zaman bu zamandı. Biraz daha oyalandıktan sonra kahvemden son yudumu alıp Italyan Kültür’e doğru hızlı adımlarla yürümeye başlıyorum. Binanın o ağır kapısını itip içeri girdiğim anda her yerden neşeli italyanca kelimeler yükseliyor, minik selamlaşmalar ve kısa sohbetler sonrası sınıfta yerimi alıyorum.

Şimdi…

Anılardan sıyrılarak terkedilmiş binaya uzun uzun bakıyorum. 2 sene boyunca bu binanın yollarını aşındırmıştım. Dil öğrenmek kolay değildi her ne kadar zorlansam da mezun olup sertifika aldığım güne kadar sabırla devam etmiştim. O gün sertifikamı alırken bir de üzücü  haber almıştım. Yılların İtalyan Kültürü kapanıyordu. Bir yandan üzülmüş bir yandan da doğru zamanda gelmişim diye içimden geçirmiştim. Ve şimdi terkedilmiş binaya son bir kez daha bakıyor, anılarımı beynimin uzak köşelerine yollayarak müzeye doğru yöneliyorum.
Müzeyi anlatmak da başka yazıya kalıyor J

12 Mart 2019 Salı

Felatun Bey ve Rakım Efendi


Uzun süre olmuştu tiyatroya gitmeyeli. Bu sene aklıma koymuş şehir tiyatrolarında bir kaç oyun seyredecektim. Ancak şehir tiyatrolarına bilet almak o kadar da kolay değilmiş. Biletin internette satışa çıktığı ilk 10 dakika içinde salon doluyor. Dolayısıyla satışa çıktığı saat tetikte olmak gerekiyor ya da internette satışa çıkmadan 1 saat önce gişeden almak lazım. İşte tüm bu zorlukları aşarak Felatun Bey ve Rakım Efendi oyununa bilet aldık J

Tiyatroya bir arkadaşımla gidecektim fakat iptal ettiği için baba kız gittik. Oyun, Ahmet Mithat Efendi’nin aynı isimli romanının tiyatro uyarlaması. Baba parası yiyen Felatun Bey ile yoksul bir çocukluk geçirdikten sonra çalışıp çabalayarak bir yere gelen Rakım efendinin hikayesi anlatılıyor. Bazı müzikler hariç oyunun genelini beğenerek seyrettim. Güzel, keyifli bir gün oldu benim için J

8 Mart 2019 Cuma

Taj Mahal ve Alman Kitabevi


Kendimi geliştimeyi çok sevmeme ve sürekli bir geliştirme içinde olmama rağmen bazı konularda maalesef sabit fikirliyimdir ve alışkanlıklarımdan kolay kolay vazgeçemem. Mesela her zaman aynı kuaföre giderim, aynı kozmetik ürünlerini kullanırım, her gün içtiğim su miktarı bile aynıdır. Buna karşın yeni tatlar denemeyi, yeni yerler görmeyi ve yeni insanlarla tanışmayı çok severim.

Geçtiğimiz günlerde üniversite arkadaşım Yaseminle Beyoğlu’nda buluşarak Taj Mahal isimli restoranda Hint mutfağı deneyimledik. Daha önce Sultanahmet’te Dubb Indian’da bir denemem olmuştu ancak kesinlikle Taj Mahal daha iyiydi.
Restoranın ortamı çok hoştu.
Yemekler de oldukça lezzetliydi. Acıyla aranız iyiyse ki ben acılı yemekleri çok severim buradaki yemekleri bayılarak yiyebilirsiniz.
Biraz muhabbet, biraz dedikodu sonrası kahve içmek için Alman Kitabevi’ne geçtik. Kitlesinin büyük çoğunluğunu öğrencilerin ve akademisyenlerin oluşturduğu Alman Kitabevi ne zaman gitsek dolu. Bu yönünü hiç sevmiyorum. Ancak alman pastası çok güzel J
Burada biraz daha oturduktan sonra ise ayrıldık. Günden geriye kalan yeni bir restoran keşfi, yeni bir tat ve tabi ki hoş bir muhabbet oldu.