22 Ağustos 2016 Pazartesi

Karaköy’den Galata’ya

Bir önceki hafta sonu üniversiteden bir arkadaşım ile Karaköy’de kahvaltı için buluştuk. Pan Cafe’de oturarak hem kahvaltı yaptık hem de uzun süredir görüşemediğimiz için hasret giderdik.

Pan Cafe’nin kahvaltısı lezzetli olmakla beraber iki kişi için pek yeterli değildi.
Ekstra aldığımız bruschettalar ve bol ekmekle karnımızı doyurduk diyebilirim :)
Ardından Karaköy sokaklarında dolaşmaya başladık. Karaköy’ün son yıllardaki yükselişi devam ediyor. Ancak biraz daha bakıma ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Çok hoş bir cafenin yanında yıkık dökük bir bina görmek pek hoş olmuyor.

Sokaklarda gezerken en çok dikkatimizi çeken grafiti zenginliği oldu. Maalesef güzel grafitilerin fotoğrafını çekmeyi unutmuşum. Onun yerine şemsiyeli bir sokak fotoğrafı verebilirim.
Karaköy gezisi sonrası İstanbul’un Karaköy tünel arasında çalışan ilk metrosuna atlayarak Tünel’e geçtik. Bu arada ben bu metroyu ilk defa kullandım:)
Tünel ve Galata civarı her zamanki gibi neşeliydi. Tasarım ürünlerin satıldığı mağazalara yenileri eklenmiş, yeni cafeler açılmış..vs. Mağazalarda çektiğim bazı fotoğraflar ise şöyle…

Galata Kulesi ayakkabılara konmuş…
Bu yastık pek havalı…
El boyaması bir tabak…
Kara tahta üzerine Galata ne güzel çizilmiş di mi?
Galata ve civarında dükkan dükkan dolaştıktan sonra Konak Pastanesi’nde limonata/kahve molası vererek manzara eşliğinde sohbetimize devam ettik.
Velhasıl bol yürümeli, gezmeli tozmalı ama her şeyden önce özlem gidermeli, lafın lafı açtığı güzel bir gün oldu.

18 Ağustos 2016 Perşembe

PTT Müzesi

Eskiden “bak postacı geliyor, selam veriyor, herkes ona bakıyor merak ediyor” diye şarkısı bile vardı. Ancak teknojinin özellikle internetin yaygınlaşmasından sonra postacı yolu gözleyenlerde hatırı sayılır bir düşüş oldu. Fakat ben hala postacının gelişini bekleyenlerdenim. Daha önceki yazılarımın birinde (http://yasamizi.blogspot.com.tr/2013/12/sonunda-postcrossinge-uye-oldum.html) postcrossinge üye olduğumdan bahsetmiştim. Tam 3.5 senedir 400’e yakın kart gönderdim ve aldım. Eve gelince posta kutusunda kart bulmak çok keyifli.

Geçenlerde Eminönü’ne giderken yazmış olduğum kartları oradaki postaneden göndermek üzere yanıma aldım. Postanede işlemimi tamamladıktan sonra yan taraftaki PTT Müze binası dikkatimi çekti. Hazır önünden geçerken burayı da gezeyim dedim.Bakalım neler varmış.

Beyaz güvercin hep iyi haberler getirsin...
Çeşitli dönemlere ait pul örnekleri…
Deve ve at sırtı posta çantaları…
Dünya Posta Birliği’nin simgesi…
Çeşitli dönemlere ait telefon örnekleri…
Telgraf araç gereçleri…
Posta Nazırı Odası...
Ve Büyük Postane’ye tepeden bakış…

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Kardeşim Benim ve İyi Bir Yıl

Ben daha çok kış mevsiminde film seyretmeyi severim. Battaniyeyi üzerime çekip bolca abur cuburla tv karşısına geçmek hoşuma gider. Ancak geçtiğimiz  hafta arası yaptığım program iptal olunca, sıcak havadan ötürü de dışarı çıkmak istemeyince evde 2 tane film seyrettim. Bu sefer battaniye yoktu ama dondurma ve buz gibi limonata yanı başımdaydı. İzlediğim filmler; Kardeşim Benim ve İyi Bir Yıl oldu.

Kardeşim benim bir türk filmi. Başrollerde Burak Özçivit, Aslı Enver ve Murat Boz oynuyor. Film, birbirleri ile küs olan iki kardeşin babalarının cenazesi dolayısıyla bir araya gelmesini ve babalarının vasiyetini yerine getirmeye çalışmalarını anlatıyor. Sıcak bir Ege filmi diyebiliriz. Oyunculuklar da çok iyi. Burak Özçivit ve Aslı Enver’in mesleği zaten oyunculuk. Ancak beni burada şaşırtan Murat Boz oldu. Müzisyen olmasına rağmen sergilediği oyunculuğu gayet başarılı buldum.
Diğer izlediğim film ise  İyi Bir Yıl oldu. Russel Crowe ve Marion Cotillard’ın başrollerinde oynadıkları film Fransa’nın provence bölgesinde geçiyor. Amcasının bıraktığı mirası devralmak üzere Londra’dan Fransa’ya gelen başarılı borsacı Max ile burada tanıştığı Fanny’nin hikayesi konu ediliyor. Londra’da hayatı iş ve para üzerine kurulu Max burada yepyeni bir hayat ile tanışıyor. Bakalım filmin sonunda tercihini hangi hayat yönünde kullanacak.
Ben her iki filmi de çok sevdim. Seyretmek isteyen olursa şimdiden iyi seyirler dilerim.

11 Ağustos 2016 Perşembe

Evet Yakında Kilo Alacağım Doğrudur…

Bunun sorumlusu da İtalyanca kursudur. Neden mi? Efendim derse girmeden evvel hadi bir kahve içelim e tabi kahve yalnız olmaz yanında da tatlı iyi gider şeklinde, ders sonrası ise çok acıktık, güzelce karnımızı doyuralım modunda takıldığımız için. Burada çoğul kullandım çünkü yeme içme olayında Yasemin bana eşlik ediyor. Yasemin İtalyanca kursunda tanıştığım gezmeyi tozmayı seven, enerjisi yüksek bir arkadaşım. Üniversiteden de Yasemin diye bir arkadaşım var. O yüzden blogda ikisi birbirine karışmasın diye kurstaki Yasemin’den Yaseminella diye bahsedicem. Neyse konumuza dönecek olursak böyle yemeli içmeli günler kesin bana kilo olarak geri dönecek J

Geçen hafta Yaseminella ile  hoş bir butik kahveci keşfettik. Mekanın ismi Noir Pit. Şişhane'de yer alan Noir Pit’de lezzetli kahveler ve taze atıştırmalıklar bulmak mümkün. Ben çok sert kahveden hoşlanmadığım için latte denedim. Yanında da mis gibi tereyağlı kruvasan :) Her ikisini de beğendim.
Yolunuz o tarafa düşerse uğrayın derim.
Ağzınızın tadı hiç bozulmasın, keyifle kalın…

8 Ağustos 2016 Pazartesi

Piruze ve Oğulları, Sırça Tuzak ve Şeytanın İflası

Yaz mevsiminde en keyif aldığım zamanlar rüzgarın hafif hafif esmeye başladığı akşam saatleri oluyor. Bu saatlerde yanımda bir kase çekirdek ve kitabımla soluğu terasta alıyorum. Çekirdek çıtlatarak okuduğum kitabın sayfaları arasında kayboluyorum. Son zamanlarda 3 tane kitap bitirdim. Bugün o kitaplardan bahsetmek istiyorum.

Birincisi; Piruze ve Oğulları. Bu bir devam kitabı. Sinan Akyüz’ün yazmış olduğu Piruze isimli kitabı geçen yaz Çeşme tatilim esnasında okumuş, çok da keyif almıştım. Geçenlerde de devamını okudum. Kitapta, Suriye’li bir aileye gelin giden ve orada yaşadığı zorluklar neticesinde çocuklarını bırakarak Türkiye’ye dönen Piruze’nin yeni yaşamı ve çocukları ile buluşması konu ediliyor.
İkinci ve üçüncü olarak okuduğum kitaplar ise Nermin Bezmen’e ait. Yazarla, birkaç sene evvel bir yakınımın kızkardeşinin bana hediye ettiği Sır kitabı ile tanışmıştım. O gün bugündür kitaplarını severek okuyorum. Son okuduğum kitapları ise Sırça Tuzak ve Şeytanın İflası oldu. Önce Sırça Tuzak'ı ardından da devamı olan Şeytanın İflası'nı okudum. Kitaplarda bir ailenin ekonomik olarak çöküşü ve bunun sebepleri anlatılıyor. Her iki romanı da keyifle ve merakla okudum. Tavsiye ederim.
Bol okumalı, güzel günler…

28 Temmuz 2016 Perşembe

Bir Ustalık Eseri

Koca Sinan her biri çok kıymetli yüzlerce eser bırakmış bize. Camiler, köprüler, hanlar, hamamlar…vs. Yaptığı 3 camiden birini çıraklık, diğerini kalfalık ve en sonununcusunu da ustalık eserim diye adlandırmış. Çıraklık (Şezadebaşı Camii) ve kalfalık (Süleymaniye Camii) eserlerini daha önceden gezmiş burada da anlatmıştım. Edirne seyahatimizde de ustalık eseri olan Selimiye Camisini gezme şansını elde ettim.
Selimiye Camii, mimarisi ile göze çarpan ve dünya miras listesinde yer alan bir cami. 2.Selim adına yapılan cami yaklaşık 500 senedir ibadete açık durumda.
Mimar Sinan diğer eserlerinde olduğu gibi buranın iç süslemelerinde yine şatafata kaçmamış.
Selimiye Camisini gezmemizin ardından Edirne’den ayrılarak dönüş yoluna geçtik. Edirne gezisi bizim için biraz yorucu ama güzel bir gezi oldu.

26 Temmuz 2016 Salı

Ne Olacak Bu Tembel Gelinin Hali?? 

Eveeeet Edirne gezimize çarşı pazar ziyareti ile devam ediyoruz. Edirne’nin en meşhur çarşısı Kapalı Çarşı olarak da anılan Ali Paşa çarşısı. 1500’lü yıllarda inşa edilmiş çarşı günümüze kadar ulaşmış ve hala kullanılabilir durumda.

Edirne’ye gitmeden evvel bu çarşıyı çok merak ediyordum. Yöresel ürünleri bulabileceğimiz cıvıl cıvıl bir çarşı bekliyordum. Ancak maalesef beni hayal kırıklığına uğrattı. Çünkü yöresel ürünler yalnızca birkaç dükkanda satılırken diğer tüm dükkanlarda giysi, ayakkabı ..vs satılıyordu.
Edirne denince akla ilk gelen yöresel ürün meyve şekilli sabunlar.
Ve aynalı süpürgeler… Aynalı süpürgenin bir çok hikayesi var. Ben en sevdiğim hikayeyi burada paylaşmak istiyorum. Vakti zamanında bir yeni gelin varmış. Bu gelin kendini çok beğenir ve durmadan aynada kendini seyredermiş. Sürekli aynalara bakmaktan da iş güç yapamazmış. Bu durumu fark eden kayınvalide ne olacak bu tembel gelinin hali diye düşünürken aklına bir fikir gelmiş. Bildiğimiz çalı süpürgesini almış, süslemiş ve üzerine ayna dikmiş. Böylece gelini hem evi süpürüp hem de aynada kendini seyredebilirmiş.Bu süpürgeyi de gelinine hediye etmiş. Zamanla aynalı süpürgeler evden eve yayılmış ve Edirne’nin simgelerinden biri olmuş.
Ali Paşa çarşısından ayrılmamızın ardında Edirne şehir merkezinde ilerleyerek ciğercinin yolunu tuttuk.
Edirne’nin en meşhur yemeklerinden biri tava ciğeri. Tava ciğeri aslında bizim bildiğimiz Arnavut ciğeri ile lezzet olarak aynı. Ancak ciğerin kesilişi farklı. Edirne’de bu işi yapan bir çok dükkan bulunuyor. Gitmeden evvel internette yaptığım araştırmada Ciğerci Aydın’ın yorumlarının çok iyi olduğunu farketmiştim. Bu yüzden Aydın Usta’da karar kıldık. Diğer ciğerciler nasıldır bilmiyorum ama ben buranın ciğerini gayet lezzetli buldum.
Karnımız doyduktan sonra dünya miras listesinde yer alan Selimiye Camisini görmek üzere hareket ettik. Bu arada Edirne’nin meşhur Kırkpınar güreşini yansıtan bu heykeli de fotoğraflamadan geçemedik.