14 Kasım 2019 Perşembe

Atlıhan, Devrim Arabası ve Booooza


Eskişehir yazılarımı hafta başında bitirmeyi düşünüyordum ama yoğunluktan bir türlü fırsat bulamadım. O zaman bugün biraz daha anlatalım ve sonrasında Eskişehir ile vedalaşalım.

Odun pazarının ara sokaklarından yürüyerek Atlıhan’a ulaştık. Bu tip hanları çok seviyorum. İstanbul’da Zincirli Han, Bursa’da ise Koza Han favorilerim.  Atlıhan, Zincirli Han ya da Koza Han kadar olmasa da güzel bir handı.
Hanı gezmemizin akabinde tekrar Odun Pazarı’nda yürümeye başladık.
Süslü püslü, şirin cafeler Odun Pazarı’na ayrı bir çekicilik katmıştı.
Veee sırada devrim arabası var. Türkiye’de üretilmiş ilk yerli araba özelliğini taşıyan bu araç küçük bir müzede sergileniyor. Yıllar evvel Devrim Arabaları filmini seyretmiş ve çok beğenmiştim. Gezimiz esnasında bu arabayı görmek çok hoş oldu.
Son olarak da şehrin ünlü bozacısı Karakedi Bozacısı’na uğradık.
İçtiğimiz boza güzeldi ama favorim hala Vefa bozası 😊
Böylece kısa ama dolu dolu geçen bir Eskişehir gezisinin sonuna geldik. Şehri beğendim ama sanırım ikinci kez gitmek için can atmam. Kalabalık biraz yorucuydu öte yandan esnafın kibarlığı ve yardımsever hali çok hoşuma gitti.

7 Kasım 2019 Perşembe

Kurşunlu Külliyesi ve Odunpazarı


OMM’dan çıkınca çok eski bir mahalleye girdik. Odunpazarı ismi ile çağrılan mahalle arnavut kaldırımı sokaklardan, restore edilmiş rengarenk evlerden ve evlerin altına açılmış minik cafelerden oluşuyor. Böyle tarihi mahalleleri ezelden beri sevmişimdir, buraya da bayıldım.
Tarihi evlerin ve dar sokakların içinde kaybolarak Kurşunlu Camii Külliyesi’ne ulaştık. 1500’li yıllarda inşa edilmiş külliyenin tabi ki en önemli eseri yıllara meydan okuyarak günümüze kadar ulaşmış olan cami.
Caminin içi de dışı kadar güzeldi.
Külliyenin içinde ayrıca Eskişehir’in ünlü taşı olan lületaşından yapılmış eserlerin sergilendiği bir müze bulunuyor. Buradan aynı zamanda alıveriş de yapılabiliyor.
Ufak tefek lületaşı alışverişi yaptıktan sonra ise yemek molası verdik. Kafamıza göre rastgele bir yere girerek nefis bir mantı tabağını midemize indirdik.
Akabinde de hediyelik eşya dükkanlarını dolaşmaya başladık. Dükkanlarda çok güzel tasarım ürünler bulunuyordu.
Özellikle aşağıdaki bu şişeler bayıldık.

5 Kasım 2019 Salı

Sazova Park, Arkeoloji Müzesi ve OMM


Tekne turunun akabinde bu sefer başka bir ünlü parka, Sazova Park’a geçtik. Sazova, Disneyland’ın benzeri olarak dizayn edilmiş bir park. İçinde masal şatosu, bilim merkezi, korsan gemi gibi çeşitli aktivitelere sahip alanlar bulunuyor.
Ayrıca geniş bir oturma ve dinlenme alanı da park içinde yerini almış durumda.
Böylece Sazova park sonrası günü tamamlamış olduk. Ertesi sabah ise buz gibi bir havaya uyandık. Termometre 6 dereceyi gösteriyordu ve öğleden sonra 20 derece olacaktı. Karasal iklim dedikleri buydu demek ki 😊

İlk önce Eti’nin Eskişehir halkına kazandırdığı arkeoloji müzesine gittik.
MÖ ve MS eserlerin sergilendiği müzeyi keyifle gezdik.
Müzeyi gezerken İstanbul Arkeoloji müzesine yıllardır gitmediğimi farkettim. İlk fırsatta yolunu aşındırayım bari…
Ardından bu sefer modern eserlerin sergilendiği bir müzeye Odunpazarı Modern Müzesi (OMM)’ne geçtik. Müzenin mimarisi adına yakışır biçimde çok modern ve hoştu.
Sergilenen eserler de oldukça ilgi çekiciydi.
Müze gezilerimizi tamamlayınca Eskişehir’in bambaşka bir yüzünü görmek için hareket ettik. Asıl sevdiğim kısım da burası oldu. O da bi dahaki yazıya…

1 Kasım 2019 Cuma

Hızlı Bir Eskişehir Turu


29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda 2 günlüğüne ailece Eskişehir’e gittik. Sabahın erken saatlerinde hızlı tren yolculuğu ile Eskişehir’e ulaştık. İlk defa hızlı tren kullanan biri olarak yolculuktan memnun kaldık. 3 saat gibi bir sürede laflayarak, abur cubur atıştırarak ve kitap okuyarak Eskişehir’e varmış olduk.
Eskişehir’de ilk durağımız Kentpark oldu. Bozkırın ortasında geniş bir vaha oluşturulmuş durumda.
Ayrıca parkın ortasından Porsuk çayı geçiyor. Porsuk çayının çevresi de plaj olarak düzenlenmiş. Halk için güzel düşünülmüş bir şey ama açıkçası bana plajdan çok geniş bir havuzu çağrıştırdı ve çok da cezbetmedi.
Parktan ayrıldıktan sonra ise şehir merkezine geçtik ve Porsuk çayı civarında dolaşmaya başladık. Bayramdan ötürü mü yoksa hep mi böyle bilmiyorum ama şehir merkezi inanılmaz kalabalıktı.
Kalabalık içinde biraz yürüdükten sonra şehrin ünlü çiğ böreğini denemek için Papağan’a uğradık ve lezzetli çiğ börekleri mideye indirdik.
Sonrasında ise Porsuk çayı üzerinde tekne turu yaptık. Çok ama çok sıkıcı bir turdu. Çünkü kapalı bir tekneye alıyorlar ve tekne tamamen dolu oluyor. Tur esnasında çevre doğru düzgün görünmüyor. Dolayısıyla gideceklere tavsiyem hiç tekne turu yapmaya gerek yok.
Devam edecek…

23 Ekim 2019 Çarşamba

İçimdeki Çocuk


İstanbul Bienali süresince Abdülmecit Efendi köşkünde Ömer Koç’un özel koleksiyonundan eserler sergileniyor. İçimdeki Çocuk ismi ile halka açılan bu sergi 10 Kasım’a kadar devam edecek.

Biz de 2 hafta evvel sergiye gittik. Öncelikle şunu söylemeliyim ki sergiye ilgi büyük. Saat 11:00 da açılan sergiye biz 10:45’de gittik ve içeri 11:25' de girdik. Yani yaklaşık 40 dakikalık bir bekleme süremiz oldu. Aynı gün öğleden sonra oraya giden bir arkadaşım ise yaklaşık 2,5 saat beklemiş. O yüzden gideceklere naçizane tavsiyem erken gidin 😊
Serginin en popüler eseri aşağıda görünen zürafa.
Bu eseri de lise yıllarımdaki halime benzettim. Üniversite sınavına hazırlanırken masa ile bütünleşmiştim artık.
Ayakabı mı? Muz mu?
İçimizdeki çocuk nerede?
En beğendiğim eserlerden biri…
Köşkün bahçesinde de çeşitli eserler sergileniyordu.
Köşkten ayrılmamızın akabinde Üsküdar’a geçtik. Sahilde biraz yürüyüş yaptık.
Sonrasında Filizler Köftecisi’ne uğrayarak karnımızı doyurduk.
Son olarak da sahildeki cafelerin birinde tatlı keyfi yaptık.
Böylece hem sanatlı, hem yemeli,içmeli hem de mis gibi deniz havası aldığımız bir günü sonlandırmış olduk.

15 Ekim 2019 Salı

Deniz, Kum,Güneş..


Kışı, kar yağışını, yağmuru sevdiğim için insanlar genelde yaz mevsimini sevmediğimi düşünüyor. Oysa tüm mevsimleri sevmek diye bir şey var. Ben yaz mevsimini de, güneşi de çok seviyorum. Sadece kışı yazdan daha çok seviyorum hepsi bu 😊

3 hafta evvel Fethiye’de ailece güzel bir yaz tatil geçirdik. Güneşe, denize doyduğumuz bir tatil oldu.
Sabahları henüz güneş kavurucu etkisini göstermeden evvel uzun uzun yürüyüşler yaptım. Sadece ayağımdaki parmak arası terliğin sesini duyarak yaptığım bu yürüyüşler oldukça huzur vericiydi.
Sonra plaj saatleri başladı. Bronzlaşma sevdası yoktur bende. Öte yandan şezlongun üzerinde boş boş yatmak ve kitap okumak acayip hoşuma gidiyor. Sene boyunca çalışma ya da herhangi bir aktivite içinde olmadan amaçsızca uzandığım tek zaman dilimi bu yaz tatilleri oluyor.
Bu sene tatilde iki tane kitap bitirdim.
Babamla yine kıyasıya tavla mücadelesi verdim ve bol bol mızıkçılık yaptım.
Sonra her tatilde olduğu gibi sağlıklı beslenme kurallarımın hepsini rafa kaldırdım.
Nefis gün batımları seyrettim.
Ve böylece bu tatil ile 2019 yazı ile vedalaşmış oldum.

10 Ekim 2019 Perşembe

Okuduğum Son Kitaplar…


Okuduğum son kitapları uzun süredir paylaşmadığımı farkederek hemen yazmaya başlıyorum.

Rusya’ya gidiş ve dönüş uçak yolculuğunda İdil Hazan Kohen’in Dişisel Gerilim isimli kitabını okudum. Önceki sene Kişisel Gerilim isimli kitabını kahkahalarla okumuş ve çok beğenmiştim. Bu kitabı da aynı şekilde bol kahkaha ile okudum. Beyaz yakalı Dila bu sefer sevgilisi ile tatile çıkıyor ve olanlar oluyor 😊
Okuduğum ikinci kitap ise Sinan Akyüz’ün Aşk Başka Evde isimli kitabı oldu. Çok çok klişe bir kitaptı. Eşini aldatan bir erkek ve bir türlü seçim yapamaması bundan ötürü de herkesin yıpranmasını anlatıyordu.
Camdaki Kız ise okuduğum son kitaptı. 2 hafta evvel Fethiye’de 1 hafta süreliğine güzel bir tatil yaptım. Camdaki Kız’ı da o tatil esnasında okudum. Psikayatrist Gülseren Budayıcıoğlu’nun danışanlarının hikayesinden yola çıkarak yazdığı roman oldukça sürükleyiciydi. Yer yer bazı cümleler tekrarlasa da anlatım dili de güzeldi. Kitabı tek solukta çok severek okudum.
İşte böyle… Bol bol okuyarak kalın…