19 Mayıs 2018 Cumartesi

Lecce ve Otranto


Puglia’da bir diğer durağımız Lecce oldu. Lecce sarı sapsarı bir şehir. Şehre aşağıdaki güzel kapıdan giriş yaptık.
İlk gezi noktamız Lecce Katedrali oldu. Burası öyle kayda değer özelliği olan bir katedral değil. İçinde kısa bir tur attıktan sonra antik tiyatroya doğru yol aldık.
Modern şehrin ortasında iyi korunmuş bir amfi tiyatro görmek güzeldi.
Lecce, öyle çok gezilecek görülecek yerleri olan bir şehir değil. Ancak yiyecek içecek konusunda epey zengin. Sokaklarında gezerken karşımıza adım başı bir lezzet çıktı. Favorim ise Pizzo dedikleri içi zeytin ve kuru domates dolu, acılı hamurlar oldu.
Küçücük pastanelerinde 40-50 çeşit pasta çeşidi vardı. Eğer seyat boyunca kilo aldıysak kesin Lecce’de almışızdır J
Makarna, sos..vs gibi yiyecek alışverişi için de Lecce ideal bir nokta.
Gün içinde ikinci durağımız ise Otranto oldu. Otranto çok güzel bir sahil şehri. Benim gezi boyunca en sevdiğim iki yerden birisi oldu.
Deniz kenarında dondurma yemeden dönmek olmazdı.
Otranto hakkında daha yazacaklarım var. O da inşallah bir daha ki yazıya…

15 Mayıs 2018 Salı

Brindisi ve Matera


Brindisi, Puglia bölgesinin küçük bir sahil şehri. Burada vakit darlığından ötürü çok fazla zaman geçiremedik. Sadece sahil şeridinde temiz havayı soluyarak yürüyüş ve öğle yemeği imkanımız oldu.
Birinci dünya savaşında hayatını kaybeden 6000 denizci anısına dikilmiş olan anıt şehrin en önemli sembollerinden biri.
Burada verdiğimiz öğle yemeği molasında çok hoş bir restauranta rastladık.
Fiyatları da oldukça uygun olan restoranda nefis bir pizza ve deniz ürünleri yedik.
Brindisi sonrası rotamız Materaydı. Matera, Türkiye’nin Mardin’i diyebileceğimiz bir yer.
Eski dokusunu kaybetmemiş, hala yaşamın sürdüğü evler.
Arnavut kaldırımlı dar sokaklar…

10 Mayıs 2018 Perşembe

Puglia - Bari


Yine uzun zamandır yazamadım buraya. Oysa en sevdiğim sosyal paylaşım platformu burası yani bloğum. Ancak iş yerinde o kadar yoğun bir süreçten geçiyoruz ki fırsat bulup iki satır yazamıyorum.

Peki neler yaptım bu zaman zarfında? Tüm bu yoğunluk arasında kısa bir tatil için İtalya’ya gittim. Ailece İtalya’nın güneyine -Puglia bölgesine- seyahat ettik.
Puglia’da ilk durağımız Bari oldu. Bari, küçük bir liman şehri. Sakin, huzurlu ve tertemiz bir yerleşke.
2-3 tane meydanı var. Aşağıdaki fotoğraf da ünlü meydanlarından birine ait. Meydan gündüz bomboş durumda.
Şehrin en önemli simgesi ise Aziz Nicolas Kilisesi.
Adından da anlaşılacağı üzere kilise noel babaya ithaf edilmiş. Noel babanın Bari’de yaşadığı ve mezarının da bu kilise içinde yer aldığı belirtiliyor. Valla Noel baba konusunda aklım epey karıştı. Demre, İskandinavya, Bari derken Noel baba epey gezmiş anlaşılan J

Bahsedilen mezar…
Şehre özgü en önemli yiyecek orecchiette adını verdikleri makarna. Bu makarnanın taze taze yapılıp satıldığı bir sokak bulunuyor. Sokak boyunca tezgahları bulunan teyzeler orada makarna yapıp satıyorlar.
Gündüz bomboş olan sokaklar ve meydanlar gece cıvıl cıvıl bir hale bürünüyor.
Bari’de en sevdiğim şeylerden biri de şehrin aydınlatması oldu. Şehir küçük sokak lambaları ile ve sarı ışık ile aydınlatılıyor. Sarı ışık aydınlatması o kadar hoş duruyor ki... Bari’ye uçakla inerken sarı ışıkla aydınlatılmış birbirine paralel sokaklar çok hoşuma gitmiş ve ben de masalsı bir hissiyat uyandırmıştı. Kaldığımız zaman da gece dışarı çıktığımızda bir kez daha güzelliğin farkına vardım.
Puglia’da Bari’den başka şehirler de gezdik. İlk fırsatta onları da yazmaya çalışıcam. Şimdilik hoşçakalın...

19 Nisan 2018 Perşembe

Yeni Bir Keşif


Yaklaşık 2 hafta evvel Gülşah ile kahvaltı için buluşmuştuk. Ancak günlerim o kadar yoğun geçti ki bir türlü buluşmamızı ve keşfettiğimiz o şirin mekanı paylaşamadım.

Gülşah ile buluştuğumuz zaman, benim her zaman kahvaltı yaptığım yere doğru yol aldık. Ancak mekanın dolu olması nedeniyle kapıdan dönerek yeni mekan arayışına girdik. İşte bu noktada İpek Hanım 5 Büyük Şef isimli bir mekana rastladık.
Burası küçücük, şirin bir cafe. Her şey el emeği ve çok taze. Burada kahvaltı ederken sanki dışardaki bir cafede değil de evde kahvaltı ediyormuş hissiyatına kapıldık diyebilirim.
Mekandaki raflarda ayrıca organik ürünler de satılıyor. Tarhana, kuskus, erişte..vs
Tazecik domates ve salatalıklar..
Ayrıca pasta reyonu da bulunuyor. Kahvaltıda biraz abarttığımız için buraya pek bulaşmadık J
Vicdan kurabiye… Kalorisi düşük bir kurabiyeymiş. Vicdan azabı çektirmediği için adı da vicdan kurabiyesi….
Sonrasında Gülşahımla biraz Nişantaşı sokaklarında dolaştık. Ardından ise ufak bir kahve molası vererek günü sonlandırdık.

10 Nisan 2018 Salı

Severim Severim


Bloglarda şu an popüler olan bir yazı var; o da neleri severiz. Herkes neleri sevdiğini maddeliyor. Geçenlerde neleri sevdiğimi düşününce bir çok şeyi sevdiğimi farkettim ve bu durumdan da memnun oldum. Hiçbir şeyi beğenmeyen, burun kıvıran, memnuniyetsiz bir kadın değilmişim J Bakalım neleri seviyorum.

Öncelikle annemi ve babamı çokkkkk severim. Onların çocuğu olduğum için çok şanslı hissediyorum. Yeniden bu dünyaya gelsem yine onların çocuğu olmak isterim.

Arkadaşlarımı severim. Yaseminellamı, Gülşahımı ayrı ayrı severim. Yaşasın kız arkadaşlar…

İşimi severim. Her ne kadar stresi bol olsa o işi tamamlama hissi bana keyif veriyor.

Merhamatli, yardımsever, eften püften sebeplerle kalp kırmayan insanları severim. Daha da önemlisi kalp kırdığını farkettiği anda bunu hemen telafi eden insanları severim. Hepimiz insanız ve zaman zaman kırıcı olabiliyoruz. Karşımızdakinin üzüldüğünü anladığımız anda hadi gel bi kahve içelim, keyfimiz yerine gelsin demek zor olmamalı diye düşünüyorum.

Kalabalığına, gürültüsüne ve tüm karışıklığına rağmen İstanbul'u severim. Güzeldir benim içinden deniz geçen şehrim...

Seyahat etmeye bayılırım J Yeni yerler görmek bana enerji verir.

Yeni lezzetler denemeyi severim.

En çok da makarnayı severim. Hani deseler yalnızca bir yiyecek seçme hakkın var sanırım o makarna olur J

Sabah kahvatısını, kızarmış ekmek kokusunu, kahvaltıya eşlik eden sohbeti severim.

Alışverişi severim ama abartmam. Ben bunu neden aldım ki dediğim kıyafetim pek olmaz.

Güneşi, yağmuru, karı hepsini severim. Güneşli havada şemsiye gölgesinde soğuk içeceğim ve kitabımla dinlenmeyi, yağmurlu havada cam önünde sıcak bişiler içip şıkır şıkır yağmur sesi ile mutlu olmayı, karlı havada da dışarda yürüyüş yapmayı severim.

Yazın deniz kenarında bir masada güneşle vedalaşmayı severim. Sonrasında yakomaz da varsa ne ala J

Kışın içilen sıcacık çorbaları, salebi, kestaneyi, battaniye altına girip film seyretmeyi severim.

Çok şık bir restoranda yemek yemeyi de, pazardan alışveriş yapmayı da severim.

Okumayı ve sürekli yeni şeyler öğrenmeyi severim.

Geleneklerin devam ettirilmesi hoşuma gider. Kandilde helva kavururum, bayramda eve çikolata şeker alırım..vs.

Düzeni, disiplini severim. Planlı, programlı yaşamayı tercih ederim. Bazıları için sıkıcı olan bu durum bana kendimi iyi hissettirir.

Buraya yazamadığım daha bir çok şeyi severim. Bu arada tabi ki Polyanna değilim, sevmediğim şeyler de var. Belki bir gün onları da yazarım J

3 Nisan 2018 Salı

Müzede Geziye Devam


Tiyatro katını gezdikten sonra sıra geldi sinema katına. Geçmişten günümüze bir çok sanatçının fotoğraflarını barındıran sinema katı görülmeye değerdi.
Sinemayı severim. Yalnız şöyle bir durum var. Yabancı filmleri bir kez seyrettikten sonra 2.kez seyretmek içimden gelmez. Oysa bazı Türk filmleri var ki defalarca seyredebilirim. Türk filmi afişleri…
Sanatçıların balmumu heykelleri…Müzede en başarısız kısım sanırım burasıydı. Bir çok sanatçının ifadesi heykele yansıtılamamıştı.


Unutulmaz afişler…
Resim sanatçılarının gözünden aktörler ve aktrisler…
Sinema katıyla beraber müze gezisini de böylece bitirmiş oldum. Sonrasında tarçınlı sıcacık bir salep ile güne devam…

29 Mart 2018 Perşembe

Turvak Sinema Tiyatro Müzesi


Çok sık Beyoğlu’na gitmeme rağmen böyle bir müzenin varlığından habersizdim. Burası Türker İnanoğlu tarafından kurulmuş türk sineması ve tiyatrosunun geçmişine ışık tutan güzel bir müze. Hafta sonu iyi ki ziyaret etmişim dediğim yerlerden biri oldu.

Girişi yalnızca 10 TL olan müzeyi gezmeye 4.kattan başlıyoruz ve aşağıya doğru her bir katı ayrı ayrı geziyoruz.

4.kat Türker İnanoğlu’na ayrılmış durumda. Ünlü yönetmenin balmumu heykeli girişte ilk göze çarpan şey oluyor.
Sonrasında çektiği filmlerin afişlerini görüyoruz.
Aldığı ödüller…
Yapımcılığını ve yönetmenliğini üstlendiği TV programları. Bir döneme damga vurmış bir çok programın arkasında Türker İnanoğlu varmış meğer. Hodri Meydan, Yasemin Yalçın ile Skeçler…vs.
Yurtdışında yayınlanan filmleri… Filmlerin daha çok İtalya’da yayınlandığı dikkatimi çekti.
Ve… kamerası.
3.kat ise türk tiyatrosunun geçmişine ayrılmış durumda ve benim en sevdiğim kat oldu. Bu katta bulunan salonlardan biri İsmail Dümbüllü salonu diğer ise Muhsin Ertuğrul salonuydu. İsmail Dümbüllü salonunda Orta Oyun ve Gölge Oyunu canlandırmaları bulunmakta.
Bir zamanlar sahnelenen oyunların afişleri…
Ve Muhsin Ertuğrul salonu…
Diğer katlar ise sinemaya ayrılmıştı. Onları da bir sonra ki yazımda aktarmayı planlıyorum.