9 Aralık 2016 Cuma

Yeni Yıl Soruları ve Cevapları

Blogunu severek takip ettiğim “Oytunla Hayat” beni mimlemiş ve yeni yıl beklentileri konusunda bazı sorular sormuş ben de keyifle cevaplandırdım soruları. 

Soru 1. Kimse mükemmel değildir ama yine de eksikleri düzeltmek mümkün. Huylu huyundan vazgeçmez mi dersin? Yoksa şu huyumu değiştirsem hiç fena olmaz mı? Nedir o huyun? 2017 için kendinde değiştirmek istediklerin neler?

“Can çıkar huy çıkmaz” derler ama ben yine de insanların bazı özelliklerini zaman içinde değiştirebileceklerini, törpüleyebileceklerini düşünürüm. Peki ben hangi huyumu değiştirmek isterdim? Sanırım biraz daha rahat, gamsız bir insan olmak isterdim. Öyle her şeyi kafama takmamak, olduğu kadar olmadığı kader demek isterdim. Değiştirebilir miyim? Bilmem belki 

Soru 2. Meşhur Alaaddin'in Sihirli Lambası oldu ya kucağına düştü. Ve tabi ki 3 dilek hakkı verdi. Dikkatli düşün, klavyenden çıkan her cümleyi gerçeği dönüştürebilir. Ne dilerdin?

En başta kendim ve sevdiklerim için sağlıklı bir yıl isterim. Sonrası da sürpriz olsun. Ben istemeden 2017 güzel şeyler getirsin ve severek kabul edeyim.

Soru 3. Şimdi gerçek hayata dönüyoruz, evin, çocukların, kendin, kedin vs için yeni yılda neler yapmak var aklında? Şimdiden düşünelim ki, yeni yıl kapıda hazırlıksız yakalanmayalım :)

Ben zaten hep planlar yapan biriyim. Ajandama sürekli notlar alan, yapılacak işleri, okunacak kitapları, görülecek yerleri listeleyen biriyim. Yine bu tip listelerim var. Ancak John Lennon’un dediği gibi “Hayat planlar yaparken başımıza gelenden ibarettir”. O nedenle bakalım 2017 neler getirecek. Bu arada şimdi fark ettiğim üzere nedir bende ki bu sürpriz beklentisi anlamadım 

Soru 4. Piyangodan büyük ikramiye çıksa hepimiz dünyayı gezeriz değil mi? Sen neler yapmak isterdin? Bir de şöyle düşün, o istediklerin için çok para şart mı? Belki de değildir.

Hahhaa bana piyangodan bişi çıkma şansı yok çünkü bilet almıyorum. Yıllar içinde hiç böyle bir alışkanlık edinmedim. Ancak büyük ikramiyenin gerçekten ihtiyacı olan birine çıkmasını isterim ve tabi ki çıkan kişinin hayatına huzur getirmesini. 

Soru 5. Para para para. Para harcamadan da gerçekleştirebileceğin hayallerin vardır elbet. Haydi onları da paylaş, bekliyoruz. 

Tabi ki var.Yazın öğrenmeye başladığım İtalyanca’yı tam anlamıyla konuşacak duruma gelmek istiyorum. İyi bir işim olmasını arzu ediyorum (hem çalıştığım iş yerine fayda sağlayabileyim hem de geri dönüşünü alabileyim). Bir yardım kuruluşunda gönüllü olmak istiyorum. Desteklediğim 1-2 yardım kuruluşu var ve onlarda daha etkin olmak istiyorum.

Ben de Macera Kitabım ve Ness’in Kelebeklerini mimliyorum.

6 Aralık 2016 Salı

Beşiktaş’ta Bir Gün

Geçtiğimiz hafta  arkadaşım Ayça ile buluştum. Beşiktaş’ta sabah erken saatlerde bir araya gelerek neredeyse tüm günü beraber geçirdik. İnsanın uzun süren dostluklara sahip olması çok güzel bir duygu. Ayça ile benim dostluğum tam 20 sene öncesine - lise yıllarına- dayanıyor. Biz o boğaza nazır, köklü geçmişe sahip okulda, Kabataş Erkek Lisesi’nde okuduk. İyi kötü bir sürü anı biriktirdik. Geçen zaman içinde  hayat şartlarından ötürü görüşemediğimiz dönemler de oldu ama bir araya gelince bunu hiç hissetmedik. O benim için hala lise yıllarımda ön sıramda oturan Ayça…

Ben buluşma vaktinden biraz daha önce Beşiktaş’a vardım. Havanın soğuk olması ve hafta içi bir gün olması dolayısıyla sokaklar sessizdi. Boş sokaklarda biraz dolaşarak fotoğraf çektim. Beşiktaş dokusu bozulmayan nadir semtlerden biri. Bu özelliğini çok seviyorum. Örneğin; çocukluğumda babamın eve kurabiye getirdiği 7-8 Hasan Paşa fırını hala yerinde duruyor.
Annemin turşularını çok sevdiği Soydan Turşucusu da işte orada…
Ya Beşiktaş ile özdeşleşen balık pazarı? Kim bilir kaç senedir misafirlerini ağırlıyor?
Ayça ile buluştuktan sonra kahvaltıcılar sokağına doğru yol aldık. Bloğunu severek takip ettiğim Lale Abla’nın önerisi üzerine Baykuş Cafe’ye gittik. Burada kahvaltı ve Ordu tostu siparişimizi verdik. Lale Abla Ordu tostunu çok övmüştü. Gerçekten dediği kadar varmış. Buraya sırf tost yemek için gidebilirim.
Kahvaltı sonrası başka bir mekanda kahvelerimizi içtik, sohbet ettik ve akşam saatlerine doğru kalabalıklaşmış olan Beşiktaş sokaklarından tekrar geçerek vedalaştık.  

30 Kasım 2016 Çarşamba

İran Lezzetleri ve Özel Bir Gün

Farklı ülke mutfaklarını denemeyi sever misiniz? Ben severim…Geçtiğimiz hafta sonu Beyoğlu’nda Reyhun restoranda İran lezzetleri denedim. İlk defa denediğim İran mutfağını beğendim mi diye soracak olursanız valla çok beğendiğimi söylemem. Ancak restoran çalışanlarının hizmeti ve çalınan İran şarkıları çok iyiydi.

Arpa çorbası…
Çelo kebap… Bizim Adana kebaba benziyor ama Adana kebap benim damak zevkime çok daha fazla hitap ediyor.
Sholezard…İran’ın meşhur tatlılarından biriymiş. Bu da bizim zerdeye benziyor. Zerdenin bol safranlısı diyebiliriz.
Kısacası iran yemeklerini öyle bayıla bayıla yemedim ama en azından mutfağı hakkında fikir sahibi oldum. Eve gelince ise arşivimde ki filmlerden birini seyre koyuldum. Orijinal adı Mother’s Day olan film türkçeye Özel Bir Gün ismi ile çevrilmiş. Filmin başrollerinde Jennifer Aniston, Kate Hudson ve Julia Roberts oynuyor. Anneler günü yaklaşırken üç kadının annelik süreçlerini izlediğimiz bir komedi filmi.
Filmi sıradan buldum. Başrollerdeki oyuncular kendilerini sinemada kanıtlamış oyuncular fakat bu durum filmi kurtarmaya yetmemiş. Çoook çok boş vaktiniz varsa biraz kafa dağıtmak için izleyin derim. Öteki durumda izlemeseniz de olur J

25 Kasım 2016 Cuma

Son Okuduklarım

Bugün okuduğum iki kitaptan bahsetmek istiyorum. Birincisi John Steinbeck’in “Köpeğim Charley ile Amerika Yollarında” isimli kitabı. Uzun süredir bir dünya klasiği okumadığım için hevesle başladım bu kitabı okumaya. Ancak o kadar zor ilerledim ki anlatamam. Seyahat tutkunu olan John Steinbeck karavanı Rocinante ve köpeği Charley ile Amerika’yı keşfe çıkmış ve izlenimlerini yazıya aktarmış. Kitabı okurken Amerika’nın çeşitli bölgelerinde dolaşıyoruz. Bazen Kanada sınırında soğuk ile mücadele edip, avcıların hayatına tanık olurken bazen de çöllerden geçiyoruz. Kitap tek düze olarak bu seyahati anlatıyor bunun dışında herhangi bir olay yok. O yüzden bana sıkıcı geldi. Sanırım ben seyahat kitabı okumayı değil o seyahati gerçekleştirmeyi seviyorum:)
Okuduğum ikinci kitap ise Kurt Seyit & Murka oldu. Nermin Bezmen’in  dedesi ve ailesini anlattığı serinin ikinci kitabı. İlki olan Kurt Seyit&Shura’dan daha önce bahsetmiştim.  Bu sefer hikaye İstanbul’da ve ağırlıklı olarak Beyoğlu’nda geçiyor. Yine yazarın dili çok akıcı ve hikaye sürükleyici. Ancak bunların ötesinde kitapta benim en çok ilgimi çeken şey 80-90 sene önceki Beyoğlu oldu. Yazar o zaman ki Beyoğlu siluetini o kadar güzel anlatmış ki  okurken o dönemde yaşamayı çok istedim.
Keyifli okumalar dilerim….

22 Kasım 2016 Salı

Doğa ile Baş Başa Bir Gün

Başlık çok klişe oldu farkındayım :) Ama bu yazıya en güzel uyacak başlık tam olarak budur. Geçtiğimiz Pazar günü Sen Anlat İstanbul isimli organizasyonunun düzenlediği bir geziye  katıldık. Sen Anlat İstanbul’dan daha evvel Balat yazımda bahsetmiştim. Bu sefer ki rotamız Belgrad ormanları ve doğa yürüyüşü oldu. Sabahın erken saatlerinde kalabalık bir grup olarak Bahçeköy’den Belgrad ormanlarına girerek tam 11 kilometre orta zorlukta bir yürüyüş gerçekleştirdik.

Henüz daha yürüyüşe yeni başlamışken orman kokusu iyiden iyiye hissediliyordu ve sabah saatleri olduğu için yaprakların üzeri çiğ damlaları ile doluydu.
Küçük bir dere yatağından geçip burayı fotoğrafladıktan sonra göreceğimiz ilk bend olan 2.Mahmut Bendi’ne doğru yol aldık.
Son bahar yürüyüş için çok uygun bir mevsim. Yürürken ne terledik ne de üşüdük. Gayet rahat bir yürüyüş oldu. Ayrıca ormanın büründüğü pastel tonlar da bize göz ziyafeti yaşattı. Yaprakların arasından başını uzatarak bizi selamlayan bu çiğdemler, nerede karşımıza çıkacağını bilmediğimiz mantarlar çok hoştu.
Veee 2.Mahmut Bendi’ne ulaştık. Burada kısa bir mola verdikten sonra Valide Sultan Bendi’ni görmek üzere tekrar yürüyüşe geçtik.
Yürüyüş esnasında bize bu sefer kokinalar bir diğer adı ile yılbaşı çiçekleri eşlik ettik.
Valide Sultan Bendi’ne vardığımız zaman biraz yorgunluk ve açlık belirtileri başlamıştı. O yüzden bendi fotoğrafladıktan sonra yemek molası verdik.
Molada Yaseminella’nın elinden çıkmış bu sandviçler midemizi şenlendirdi :)
En son durağımız ise Topuzlu Bent oldu. Sonrasında kozalak, meşe palamudu toplayarak yürüyüşümüzü sonlandırdık.
Fiziksel olarak yorulduğumuz ancak ruhen dinlendiğimiz, oksijene doyduğumuz çok güzel bir gündü…

17 Kasım 2016 Perşembe

Mutluluk

Geçenlerde bir arkadaşımla mutluluk üzerine konuşuyorduk. İkimizi mutlu eden şeylerin birbirinden çok farklı olduğunu fark ettik. Bunun üzerine biraz düşününce mutluluğun gerçekten göreceli bir kavram olduğuna karar verdim. Her insanın hayata bakış açısı, yaşadıkları, deneyimleri ve beklentileri farklı.

Ben mutluluğun büyük şeylere bağlı olmadığını düşünüyorum. Yani iyi bir üniversiteyi bitirmek, istediğin mesleğe sahip olmak, çok para kazanmak, iyi bir evlilik yapmak insanı tabi ki mutlu edebilir. Ancak bu tip durumların uzun süreli mutluluk sağlamadığını düşünüyorum. Eğer böyle olsaydı yukarıda saydığım değerlere sahip tüm insanlar mutlu olurken diğerleri mutsuz olurdu ama durum böyle değil J Mutluluk bence gün içinde yaşadığımız anlarda gizleniyor.
Öncelikle sağlıklıysak zaten 1-0 öndeyiz. Gelelim gün içinde yaşadığımız anlara… Mesela İstanbul’un her daim kalabalık olan trafiği o gün açıksa ve sevdiğim şarkılar radyoda çalıyorsa zevkle araba kullanıyorum. Desteklediğim takım o hafta maçı kazanmışsa keyif alıyorum. Kek yaptığım zaman evi saran tarçın-vanilya kokusuna bayılıyorum.  Bütçemden o ay bir yardım kuruluşu için bir şeyler ayırabildiysem birileri için faydalı olduğumu düşünüyorum ve bu beni mutlu ediyor. Bir de seyahatler ve sosyal aktiviteler var tabi ki…Yeni bir yeri keşfetmek (yaşadığım şehirde ya da dışında), yeni bir lezzetle tanışmak, güzel bir film seyretmek, sürükleyici bir kitabı bitirmek bana mutluluk veriyor. Yani bana göre mutluluk gün içinde yaşadığımız bir çok anda gizli.

Mutlu kalın J

14 Kasım 2016 Pazartesi

Hapishanede Kırım Ezgileri

Bir zamanlar hapishane olarak kullanılmış bir konak düşünün. Bu konağın çarpı işaretleri ile doldurulmuş duvarlarında şu an Kırım ezgileri yankılanıyor. Galata’da yer alan Galata Evi’nden bahsediyorum. Galata Evi, 1900’lü yılların başında İngiliz hapishanesi olarak kullanılmış. Akabinde ise İngiliz karakolu, mahkemesi gibi hizmetler vermiş. 1999 yılında ise mimar bir çift olan Nadire-Mete Göktuğ tarafından satın alınarak restoran haline dönüştürülmüş.
Galata Kulesi’nin biraz aşağısında yer alan Galata Evi’ne yıllar evvel gitmiştim. 2 hafta evvel bir arkadaşımı götürmek maksadıyla tekrar uğradım.  Konağın kapısını çaldığımızda güler yüzlü aşçısı bizi karşıladı. Kimsecikler yoktu içerde. Cumbadaki masada yerimizi alarak siparişimizi verdik. Rus/Gürcü/Kırım mutfağı olarak hizmet veren restoranda (sonradan öğrendiğimiz üzere Nadire Hanım Kırımlıymış) bir Rus mantısı çeşidi olan pilevni ve Gürcü tatlısı kuş sütü siparişi verdik. Her ikisi de birbirinden lezzetliydi.
Biz yemeğimizi bitirmek üzereyken konağın sahibi Mete Bey geldi. Bize uzun uzun konağın tarihini, Galata’yı ve eski İstanbul’u anlattı. Konağın restorasyonu sırasında geçmişe ait izlerin silinmediğini gösterdi. Örneğin, mahkumların karaladıkları duvar hala ilk günkü gibi duruyor.
Konağın her bir köşesinde geçmişe ait izler bulmak mümkün.
Dolaşırken piyano dikkatimi çekti ve kim çalıyor diye sordum. Eşi Nadire Hanım akşamları çalıyor;  Kırım ezgileri, Tatar türküleri konakta çınlıyormuş. Ah keşke şimdi burada olsaydı ve Yalta ormanlarının kokusunu buraya getirseydi diye iç geçirdim. Belki bir akşam Nadire Hanım’ı dinlemek için yeniden uğrarım.  Bu arada kışın menülerinde sıcak şarap ve salep de bulunuyor. Galata’da eski bir konakta, bir kış günü sıcak içeceği yudumlayarak Kırım ezgileri dinlemek hiç fena olmaz sanırım...