18 Ağustos 2017 Cuma

Shura ve Sol Ayağım

İşe başladıktan sonra kitap okuma hızımda doğal olarak bir düşüş oldu. Kitaplığımda yer alan kitapları eski hızımda eritemiyorum maalesef. Yine de fırsat buldukça okumaya çalışıyorum.

En son Nermin Bezmen’in yazmış olduğu Kurt Seyit&Shura serisinin son kitabı olan Shura’yı okudum. Böylece seriyi bitirmiş oldum. Ancak nedense bu kitabı okurken serinin diğer kitaplarından aldığım keyfi alamadım. İlk kitapta Rusya’da başlayan hikaye önce Kırım’a sonra İstanbul’a uzanmıştı. Bu sefer Shura’nın hikayesine Paris’te misafir olduk. Kitapta anlatımın en zayıf olduğu nokta sanırım mekan konusuydu. Kurt Seyit&Shura’yı okurken kendimi hiç görmediğim Saint Petersburg’da ve Kırım kıyılarında hissetmiştim. Keza Kurt Seyit&Murka’yı okurken de cumhuriyet sonrası İstanbul’u bire bir yaşamıştım. Fakat bu kitapta Paris’e ilişkin çok az detay vardı. Ayrıca kitabın bitişi de acele olmuş ve bazı konular sonuçlanmamış gibiydi.

Yine de Nermin Bezmen sevdiğim yazarlardan biri…Son kitabına ısınamamış olsam da yeni yazacağı kitabı dört gözle bekliyorum.
Diğer okuduğum kitap ise Christy Brown’un otobiyografisi olan Sol Ayağım oldu. İnanılmaz bir azim hikayesi… Beyin felçli olarak dünyaya gelen Christy, 4-5 yaşlarına kadar hiçbir zeka belirtisi göstermez. Doktorlar onun hem bedensel hem de zihinsel engelli olduğunu söyler. Buna bir tek annesi inanmaz ve Christy 4-5 yaşlarında iken kardeşinin tebeşiri ile sol ayağını kullanarak A harfi yapar. Böylece annesinin inancını doğrulamış olur.

Sonrasında sol ayağı ile hikayeler yazar, resimler yapar ve İrlandalı ünlü ressam ve yazar Christy Brown olur. Yer yer hüzünlendiğim kitabı bir solukta okudum.

10 Ağustos 2017 Perşembe

Borusan Contemporary

Rumelihisarı’na kadar geldik. Kahvaltımızı yaptık, manzaranın keyfini çıkardık, kaleyi gezerek tarih de soluduk. Oldu olacak günümüze bir de sanat katalım diyerek kale gezisi sonrası Borusan Contemporary yolunu tuttuk. Burası için, boğazda çok hoş bir köşk içinde hizmet veren bir tür müze diyebiliriz. Sergiler rehber eşliğinde gezilebiliyor.

Kaleyi gezerken o kadar çok sıcaklamıştık ki sergi öncesi müzenin cafesinde bişeyler içerek serinledik.
Müzede 3 ayrı sergi bulunuyor; Üvertür, Günlerin Tortusu ve Ola Kolehmainen… Günlerin Tortusu, adını Tomris Uyar’ın bir kitabından alıyormuş. Henüz okumadığım bu kitabı okunacaklar listeme ekledim bile. Gelelim sergideki eserlerin bazılarına…

Ekrem Yalçındağ – 195 Renk…Tuval üzerine yağlı boya…
Miao Xiachun-Düş Kırıklığı isimli animasyon çalışması…
Ellen Kooi fotoğrafları…
Ola Kolehmainen -  Ayasofya
Marina Zurkov – Daha ve daha (görünmez okyanuslar): Türkiye (bir tür bilgisayar yazılımı)
Ruby Anemic- Cesaret Yoksa Zafer de Yok (aynen öyle J)
Ve borusan odası…
Köşkün terasında da harika bir manzara var…
Kahvaltıydı, tarihti, sanattı ve tabi ki bol sohbetti derken Yasemin ile günün sonuna geldik. Ayrılmadan evvel gelecek buluşmanın da planını yaparak günü noktalamış olduk.

8 Ağustos 2017 Salı

Rumelihisarı’nda Kahvaltı ve Kale Gezisi

Uzun bir aradan sonra Yaseminellamla Rumelihisarı’nda kahvaltı için buluştuk. Kahvaltımızı Rumelihisarı’nda artık bir klasik olmuş olan Kale Çay Bahçesi’nde yaptık. Uzun zaman olmuştu görüşmeyeli. Bu yüzden kahvaltı boyunca ne sohbetimiz ne kahkahamız bitti J
Kahvaltı sonrası ise Rumelihisarı kalesinde aldık soluğu. Defalarca kez önünden geçtiğimiz kaleyi ikimiz de ziyaret etmemiştik. Müze kartlarımızı göstererek direk içeri girdik. Burçlar tadilatta olduğu için buralara giriş yasak. Ancak kocaman kale içi doya doya gezilip, manzaranın keyfi çıkarılabilir. Biz de aynen öyle yaptık.

Girişte yer alan tarihi toplar…
Yine giriş kısmında yer alan eski eserler…
Kale içinde yukarlara doğru çıkıldıkça karşılaşılan manzara J
Tadilat dolayısıyla kapalı olan burç kapıları…
Ve amfi tiyatro…