19 Haziran 2020 Cuma

Büyük Dükkanı, Şeker Portakalı ve Aklımda Hep Sen


Uzun zaman olmuş okuduğum kitaplardan bahsetmeyeli. O zaman o gün bugün olsun.

Önce “Büyü Dükkanı” ile başlayalım. Büyü Dükkanı, bir tür psikodrama kitabı. Konusu ise şöyle; istediğiniz her şeyi alma imkanınız olan bir dükkan var. Örneğin; gençliğinizi mi istiyorsunuz, alabilirsiniz; evlenmek mi istiyorsunuz, hemen; iyi bir kariyer mi oldu bilin 😊 Ancak karşılığında sıkı bir pazarlık yapmak gerekiyor. Çünkü dükkanın sahibi pazarlık konusunda epey çetin çeviz. Kitabı çok ilginç bularak heyecanla başladım okumaya. Ancak öyküler arasında ilerlerken maalesef heyecanımı yitirdim. Çünkü öyküler çok klişeydi. Kısacası ben de pek iz bırakmadı ama yine de bu tip kitaplara ilgi duyanlara tavsiye ederim.
İkinci okuduğum kitap ise Şeker Portakalı oldu. Daha çocukluk yıllarında okunan bu kitabı okumakta epey geciktiğimin farkındayım. Kitap için söyleceğim tek söz ise bayıldım. Ah o Zeze yok mu o Zeze beni çok ağlattı. Güney Amerika’da minicik bir kasabada geçen hikayede Zeze’nin zor geçen çocukluk yıllarına tanık oluyoruz.
Son okuduğum kitap ise Kürşat Başar’ın Aklımda Hep Sen isimli romanı oldu. Kitap sitelerinde bu roman çok eleştiri almış durumda. Tamam bir Başucumda Müzik kitabı gibi değil ama yine de güzeldi. Akıcı anlatımı sayesinde birkaç gün içinde bitirdim.
Keyifli okumalar…

16 Haziran 2020 Salı

Sonunda Evin Dışında


Üç ayın sonunda nihayet hafta sonu dışarı çıktım. Baba kız, Yıldız Korusu’na giderek 1,5 saatlik bir yürüyüş yaptık.

Instagramda fotoğrafımı yayınladığım zaman bir çok kişi yürümeyi hatırlıyor musun diye sordu 😊 Şöyle diyebilirim ayakkabı giymek zor geldi ama yürüyüş yapmak beni pek zorlamadı. Çünkü bu üç aylık dönemde evin içinde günde ortalama 5000 adım attım. Evet, her gün belli bir süreyi yürüyüşe ayırdım. Kimi zaman evin içinde kimi zamanda terasta bir ileri bir geri giderek ortalama 5000 adımı tamamladım. Tabi ki bunun yanında haftada iki kez spor bir kez de yoga yapmaya çalıştım. Dolayısıyla dışarı çıkınca yürüyüşte performans olarak zorlanmadım.
Yürüyüş esnasında kimseyle temas etmemeye ve özellikle sakin yerlerden yürümeye özen gösterdik. Ağaçların içinde yürümek ve toprak kokusu duymak harikaydı.
Yıldız korusunun güzelliklerine bir kez daha hayran kaldım.
Hanımelleri mis gibi koku saçıyordu etrafa.
Uzun bir süre sonra dışarda olmak güzeldi. Ancak yine de kuaföre gitmek, arkadaşlarla buluşmak, restoranlarda yiyip içmek için kendimi hazır hissetmiyorum. Umarım zamanla onlar da olur.

9 Haziran 2020 Salı

Hala Evde Geçen Günler ve Yoga Sertifikası


Efendim hala evdeyim. Evet evet, tam 3 ay oldu. Daha ayakkabılarımı ayağıma geçirip bahçeye bile inmedim. Evde mutlu mesut hayatıma devam ederken bir yandan da online platformda sosyalleşmeye başladım. Geçtiğimiz hafta sonu yoga 101 derslerine katıldım. Sene başında yogaya başladığımdan bahsetmiştim. Ancak araya pandemi süreci girince yogaya da mecburi olarak ara vermek durumunda kalmıştım. Geçtiğimiz hafta yoga eğitmeni bir iş arkadaşım online yoga kursu düzenleyince fırsatı kaçırmadım ve derslere katıldım. Dersler, yoganın mantığını anlamam ve pozların nasıl yapılacağını detaylı olarak öğrenmem açısından çok faydalı oldu. Bir de üstüne arkadaşım bir tatlılık yapmış ve bize sertifika hazırlamış. O zaman değmeyin keyfimize…
Sonra başka neler yaptım? Tabi ki mutfaktaydım yine 😊 Öncelikle ramazan ayı içinde ramazan pidesi yaptım. Çok uğraştırıcı olduğunu söylemeliyim. Ancak lezzeti fırından aldığımız pideye epey yakın oldu.
Sonra ağzımız tatlansın diye supangle yaptım.
Bir de fırında kıymalı patates.
İşte evde günler böyle böyle geçiyor…

22 Mayıs 2020 Cuma

Yeni Baştan ve Mandalina Bahçesi


Geçtiğimiz hafta biri Fransız yapımı diğeri de Eston-Gürcü ortak yapımı iki film seyrettim. Her ikisini de beğendiğim için burada paylaşmak istiyorum.

Yeni Baştan, yazımın girişinde de bahsettiğim gibi bir Fransız filmi. Konusu ise şöyle; evliliklerinin üzerinden epey uzun zaman geçmiş bir çift hayatta farklı noktalara ulaşmışlardır. Biri teknolojiyi yakından takip ederken diğeri sürekli geçmişte yaşamaktadır. İşte bu noktada geçmişi düşünen eşe bir teklif sunulur. Geçmişinde yaşadığı en mutlu olduğu güne gidecektir. Böylece eş en mutlu olduğu gününe gider ve olaylar gelişir. Filmi seyrederken bir çok defa öyle bir seçeneğim olsa geçmişte hangi güne giderdim diye düşündüm ama bulamadım 😊 Geçmişte bir çok mutlu günüm olmakla beraber sanırım tekrar yaşamak istediğim bir günüm yok.
Mandalina Bahçesi ise Gürcistan’da geçen bir film. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının akabinde ortaya çıkan Çeçen-Gürcü savaşını anlatıyor. Gürcistan’ın bir köyünde yaşayan Eston bir adam iki yaralı askerin hayatını kurtarıyor. Bu askerlerden biri Çeçen diğeri de Gürcü olunca film ilginç bir hal alıyor. Oyunculukları çok beğenmekle birlikte filmi biraz durağan buldum. Ancak yine de geneline bakınca güzeldi.
Seyredeceklere şimdiden iyi seyirler…

14 Mayıs 2020 Perşembe

Bu Sefer Dijital Temizlik


Geçen hafta öyle bir iş içine girdim ki deterjanlı temizliği mumla aradım valla. 15 senedir kullandığım ve içinde bir sürü ıvır zıvır biriktirdiğim 2 tane taşınabilir diskim var. Fotoğraflardan iş evraklarına, doktor raporlarından vize evraklarına kadar Allah ne verdiyse disklere doldurmuşum. Disklerde, klasörler birbirine karışmış durumda, 100 GB’ı aşkın data vardı. Tam 1 hafta boyunca bu diskleri temizledim ve her bir kategoriyi güzelce klasörledim. İşlem tamamlandığında üzerimden büyük bir yük kalkmış oldu.
Bunun haricinde mutfak yine beni epeyce oyaladı ve güzel vakit geçirmeme yardımcı oldu. İşte son mahsüller 😊

Fellah köfte…
Patatesli kol böreği…
Peynirli çörek…

6 Mayıs 2020 Çarşamba

Temizleme, Düzenle…Temizle, Düzenle…


Ne zamandır fırsat bulup bir yazı ekleyemedim. Şaka yapmıyorum gerçekten fırsat bulamadım. Evde kaldığımız bu süreci inanılmaz yoğun geçiriyorum. Her sabah erkenden kalkıp home office çalışması için masamda yerimi alıyorum. Akşam 5 oldu mu da özel işlerime başlıyorum. Örneğin; geçtiğimiz hafta kitaplığımı temizledim ve tüm kitaplarımı belli kategorilere göre ayırdım. Epey yorucu oldu ama sonuçta ortaya çıkan düzeni görmek beni mutlu etti.
Kitaplığımı düzenlerken ilkokul yıllarımdan kalma Kimsesiz Çocuk kitabı elime geçti. Şimdi konusunu bile hatırlayamadığım bu kitabı ne çok severdim. Öyle ki annem tüm kitaplarımı ihtiyacı olan bir aileye gönderirken bu kitabı vermemek için epey mücadele etmiştim. Güzelce tozunu aldım ve kitaplığımda baş köşeye yerleştirdim.
Bir de Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu kitabı var. Bu kitabı defalarca kez okumuştum. Artık okunmaktan kitabın kapağı yıpranmış.
Peki ya İstanbul Life dergilerine ne demeli? Bir ara her ay İstanbul Life alırdım. Oradaki öneriler doğrultusunda da İstanbul’u karış karış gezerdim.
İstanbul sevdam öyle bir hal almış ki kitaplığımda İstanbul Sokakları isimli bir kitaba bile rastladım. Sanırım bir zamanlar İstanbul’un her köşesini, her sokağını öğrenmek gibi bir idealim vardı.
Buyrun Kazancı Yokuşu…
Bir de karikatür türünde kitaplara rastladım.
Böyle işte şimdi kitaplığım temiz. Kitaplar kategorilere ve yazarlara göre inci gibi sıralanmış durumda.  Sırada aksesuar çekmecelerim ve giysi dolaplarım var, hadi bakalım hayırlısı :)

21 Nisan 2020 Salı

Evde Geçen Zaman

Bugün sanırım evde geçen 37.gün oldu. Bu süreçte market, eczane dahil hiçbir yere gitmedim. Öyle ki bahçeye bile inmedim. Burnumun ucunu dışarı çıkarmadan tam 37 gün geçti. En fazla güneşli havalarda terasa çıkıp biraz vakit geçiriyorum sonra hooop tekrar ev. Normal şartlarda çok gezen tozan biri olmama rağmen çok da problem yaşadığımı söyleyemeyeceğim. Hani bazı insanlarda olan çok sıkıldım, çok bunaldım olayı bende henüz başlamadı. Bunda tabi ki home office çalışmamın aktif olarak devam ediyor olmasının da rolü var. Sabah sekiz akşam beş aktif olarak çalışıyorum. Sonrasında bolca okuma, mutfakta vakit geçirme, spor…vs derken gün bitiyor.
Yazımın başında da bahsettiğim gibi mutfakta epey vakit geçirir oldum. Bir şeyleri karıp karıştırıp ortaya yeni bir şeyler çıkarmak çok hoşuma gidiyor.

Bir gün pizza yaptım. Hamuru biraz kalın olsa da oldukça lezzetli oldu.
Başka bir gün ise ekmek denedim. Virus olayından beri dışardan açık ekmek almıyoruz. Ya tanınmış firmaların çıkarmış olduğu poşetli ekmeklerden alıyoruz ya da ekmeği ben yapıyorum. Bazen nefis oluyor, bazen de eh idare eder deyip geçiyoruz.
Tabi tatlı yapmadan da olmazdı. Pratik bi şekilde yaptığım bardak lokumu, damakta çok hoş tat bırakan bir tatlı oldu.
Böyle işte...Gezsek tozsak da, evde vakit geçirsek de günler hızla geçiyor.İnşallah gelecek günler güzel ve aydınlık olur…

2 Nisan 2020 Perşembe

Niyet Defteri, Katre-i Matem ve Fi


Eveeet, evde kaldığımız şu günlerde çoğumuzun okuma oranı da epey yükseldi. Artık daha hızlı bir şekilde kitap bitirir olduk. Bu süreçte ben de iki tane kitap okudum ama öncesinde Kars yolculuğumda okuduğum kitaptan bahsetmek istiyorum.

Niyet Defteri; bir tür kişisel gelişim kitabı. Konusu niyet etme ve ağzımızdan çıkan kelimeler üzerine kurulmuş durumda. Bu türdeki bazı kitaplar hoşuma gidiyor ve geçici sürede olsa beni motive ediyor. Ancak bu kitap için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kitap inanılmaz sıkıcıydı ve bir çok yerde tekrara düşmüştü. Yolculukta idare etti diyebilirim.
Evde geçirdiğimiz şu günlerde okuduğum ilk kitap ise Katre-i Matem oldu. Arkadaşımın doğum günümde hediye ettiği bu kitap sayesinde İskender Pala ile de tanışmış oldum. Konusu Osmanlı döneminde lale devri yıllarında geçiyor. Gizemli bir hikayenin peşinde sürüklenirken hem lale devrine şahitlik ediyoruz hem de o dönemin önemli isimlerini tanıyoruz. Çok çok severek okuduğum bir kitap oldu.
Son okuduğum kitap ise Fi. Bu kitap bana tam 3 sene evvel blogger arkadaşlarımdan Burcu tarafından hediye gelmişti. Aslında seri halinde geldi; Fi, Çi ve Pi. Ancak 3 senedir nedense okumayı hep ertelemiştim. Evde geçirdiğimiz bu günlerde elim bu kitaba gitti ve okumaya başladım. Hem de nasıl okuma 😊 Tam 3 günde 600 sayfalık kitabı bitirdim. Kitaba gelecek olursak hikayenin edebi değeri tartışılır ve biraz da +18 yaş bir kitap. Ancak çok sürükleyici. Sayfaları çevirirken hep bir sonraki sayfada ne olacak merakı uyandırıyor. Çi ve Pi’yi de en kısa zamanda okumak istiyorum.
Herkese keyifli okumalar dilerim…

25 Mart 2020 Çarşamba

Marteniçka, Bahar Çiçekleri ve Kurabiye…


Birkaç senedir Mart’ın ilk günü bileğime takmak üzere marteniçka hazırlıyorum. Marteniçka, aslında Bulgaristan göçmenlerinin bir geleneği. Benim ailem çok eski yıllarda göç ettiği için bizde bu gelenek yok. Yakın zamanda gelenler ise (özellikle 89 sonrası) bu geleneği sürdüyor. Hoşuma gittiği için son yıllarda ben de onlara katılarak marteniçkamı hazırlıyorum.

Kırmızı ve beyaz ip birbirine dolanıyor ve bileğe takılıyor. Sonra gökyüzünde ilk leylek görüldüğü anda bilekten çıkarılıyor ve çiçek açmış bir ağaca dilek tutularak asılıyor. Tam 10 gündür salgın nedeni ile evden burnumun ucunu dahi çıkaramadım dolayısıyla leylek görme şansım da gitti. En kötü bir youtube videosu açıp leylekleri seyredeceğim ve sonra da evdeki saksıya bağlayacağım😊
Martın ilk günleri bir de eve taze kır çiçekleri aldım. Baharı sevgiyle, mis kokularla karşılayalım istedim. Yaşasın kendine çiçek alan kadınlar!
Yine ayın ilk günleri annemle gezdik tozduk. Bol bol yiyip içtik.
10 gündür ise evdeyiz. Home office olarak çalışmaya devam ediyorum. Artakalan zamanda ise bol bol haber takip ediyor,kitap okuyor ve mutfakta bir şeyler hazırlıyorum.
Umarım bu günleri sağlıkla ve kayıpsız atlatırız.

18 Mart 2020 Çarşamba

Öğle Arası Kaçamakları


Şu günlerde home office çalışıyoruz. Ancak bi kaç hafta öncesi öğle aralarında yoğun iş tempomuzdan kaçarak yeni yerler keşfetme başlamıştık. Bu keşifler hem rutin geçen günümüzü canlandırıyor hem de farklı lezzetlerle buluşuyorduk.

İlk keşfimiz Maslak oto sanayi içinde yer alan Markus oldu. Markus, hamburger ve kırmızı et ağırlıklı bir restoran. İçeri girdiğimiz anda dekorasyonu ile şaşkına döndük. Tamirci dükkanları arasında bu kadar hoş bir yer ile karşılaşmayı beklemiyorduk açıkçası.
Siparişimiz hamburger yönünde oldu. Gelen hamburger oldukça lezzetli olmasına karşın porsiyonu çok küçüktü. Bu bakımdan fiyat porsiyon dengesinin kurulamadığını düşünüyorum. Ancak cümlemin başında da söylediğim gibi lezzetine diyecek bir şey yoktu.
Başka bir gün ise yine oto sanayi içinde yer alan tosttuning isimli tostçuya gittik. Burası Markus gibi havalı bir konsepte sahip değil. Öte yandan dekorasyon, çevrenin profiline uygun olarak otomobil ve otomobil parçaları üzerine yapılmış.
Menüdeki tost isimleri de otomobil modellerinden seçilmiş. Açıkçası arabalara karşı çok ilgim yoktur. Öyle ki arkadaşımın arabasına 10 defa binsem markasını yine bilmem😊O yüzden aman aman dikkatimi çeken bir mekan olmadı. Buna karşın çevreye uygun bir konsept benimsemeleri hoştu.
Tostlar ise lezzetliydi.
İşte böyle…böyle…

17 Mart 2020 Salı

Geçen Günler


Neredeyse 1 aydır bloğa yazı bırakamadım. Ülkemizin içinden geçtiği bu zor günler doğal olarak beni ve ailemi de etkilemiş durumda. Acil ihtiyaçlar haricinde sokağa çıkmamaya özen gösteriyoruz. Umarım bir an önce bu salgın hastalığı yeneriz ve yeniden normal düzenimiz başlar.

Peki salgın öncesi neler yaptım? Bir gün Nişantaşı’nda bir arkadaşımla buluşacaktım ancak son anda randevuyu iptal etmesi üzerine programı değiştirmeden yine Nişantaşı’na gittim ve Milano Gourmet’de bir masaya yerleştim. Kendimde en çok sevdiğim özelliklerimden biri tek başıma sosyal hayatın içinde rahatlıkla yer alabilmem. Yani bazılarında olan tek başıma bir restoranda yemek yiyemem, tek başıma sinemaya, tiyatroya gidemem olayı bende yok. Bazen tek başına kalmak güzeldir 😊

Önce hafif bir kahvaltı siparişi verdim. Afiyetle kahvaltımı yaparken bir yandan da günün geri kalanını planladım.
Kahvaltı sonrası Nişantaşı sokaklarında dolaşmaya başladım. Nişantaşı'nda küçük butiklere girip alışveriş yapmayı çok seviyorum. Ayrıca çok şık ve uygun fiyatlı aksesuarlar satan yerler var. Oralara uğramayı da ihmal etmedim.

Akabinde ise uzun süredir gitmek istediğim çikolatalı tatlıları meşhur olan Hümaliva isimli cafeye gittim.
Şu an ismini hatırlayamadım nefis bir tatlıyı mideye indirdim.
Çalışanlarının çok güler yüzlü olduğu cafenin dekorasyonunda da bol bol kitap kullanılmış. İşin içine kitap girdiği zaman ortam nasıl sevimli oluyor değil mi?
Böylece bir günü yiyip içip yeni yerler keşfederek ve alışveriş yaparak tamamlamış oldum.

27 Şubat 2020 Perşembe

Erzurum Çarşı Pazar


Tren istasyonundayız ve az sonra doğu ekspresi ile Erzurum’a doğru yola çıkacağız. Yıllardır yapmak istediğim bu yolculuğa çıkacağım için çok heyecanlıyım.
Eski bir tren beklerken sıcacık ve son derece modern bir tren ile karşılaşıyoruz. Koltuğumda yerimi alır almaz kitabımı çıkarıyorum ve kahvemi hazırlıyorum. O zaman yolculuk başlasın.
Sırasıyla Kars’ın ve Erzurum’un köylerinden geçiyoruz. Karla kaplı dağlar, donmuş nehirler, dereler bize eşlik ediyor.
4-5 saatlik bir yolculuk sonrası ise Erzurum’dayız. Tren garına indiğimiz anda çok ama çok sert bir soğuk bizi karşılıyor. Hava sıcaklığı derece olarak Kars ile aynı göstermesine rağmen bu soğuk Kars’ın soğuna hiç benzemiyor.  Atkılarımıza biraz daha sarınarak yemeğe doğru yol alıyoruz.
Daha önce İstanbul’da cağ kebabı deneyimim olmuş ve beğenmemiştim. O yüzden adet yerini bulsun diye yemek yiyeceğimi düşünüyorum. Ancak öyle olmuyor. Masaya bırakılan ilk şişi lavaşa sarıp yememle beraber müthiş bir lezzetle karşılaşıyorum. Akabinde masaya kaç şiş geliyor sayamıyorum. Bu arada Erzurum’da usul şöyle; siz dur diyene kadar servise devam ediyorlar. Biz de epey geç bir süre sonra ancak dur diyoruz 😊
Peşinden bir de Erzurum’a özgü kadayıf dolmasını deniyoruz. Fakat bu tatlıyı çok tutmuyorum.
Sıra geldi Erzurum çarşı pazar gezmeye. İlk durağımız Taş Han oluyor. Hanı gezip ufak tefek oltu taşı alışverişi yapıyoruz.
Sonrasında Üç Kümbetler’deyiz. İkisi bilinmeyen, biri Emir Saltuk’a ait olan kümbetleri fotoğraflıyoruz.
Çifte Minareli Medrese…Bir Selçuklu dönemi eseri…
Yakutiye Medresesi…İlhanlı dönemi eseri…
Şimdi de Erzurum Evi diye bilinen bir restorana giriyoruz. Amacımız Erzurum’da geleneksel bir konak nasıl olur onu görmek. Buraya bayılıyorum, kesinlikle çok güzel bir konak.

Çıtır çıtır yanan sobanın yanından geçerek konak içinde ilerliyoruz.
Yeme içme bölümleri çok güzel değil mi?
Veee dönüş. Harika geçen bir tatilin akabinde karlı dağlara veda ederek İstanbul’a doğru yola çıkıyoruz.
Kars ve Erzurum artık fotoğraflarda ve anılarımızda.

21 Şubat 2020 Cuma

Sarıkamış, Çıldır Gölü ve Ani Harabeleri


Sabahın çok erken saatlerinde uyanıyorum. Doğum günüm bugün. Evimden çok uzakta yeni bir yaşa girmenin heyecanı içindeyim. Annem ve babam uyandıktan sonra hemen üzerimizi giyiniyoruz ve kahvaltıya iniyoruz. Sonrasında ise atkılara, berelere dolanıp dışarı adım atıyoruz. Hava buz gibi…İstikamet hüzünlü bir nokta; Sarıkamış.

Tam 90.000 askerin soğuktan donarak şehit olduğu noktadayız. Üzerimizde kalın sweatshirtler, paltolar, atıklar ve bereler olmasına rağmen soğukta yalnızca 10 dakika durabiliyoruz. O zaman ki koşulları düşününce askerler için bir kez daha üzülüyor ve dualarımızı gönderiyoruz.
Akabinde Sarıkamış kayak alanındayız. Açıkçası bu kadar gelişmiş ve güzel bir tesis beklemiyorken gördüklerim beni şaşırtıyor.  Önce telesiyejle yukarılara tırmanarak manzaranın tadını çıkarıyoruz.
Sonrasında ise sıcacık içeceklerle içimizi ısıtıyoruz.
Ve sırada Çıldır Gölü var. Buz tutmuş kocaman bir su kütlesi hayal edin. Ucu bucağı belli değil, neresi kara neresi su göz ayırt edemiyor.
Gölün üzerinde yürüyüş yapılabiliyor ve kızaklarla gezilebiliyor.
Yaptığımız kısa yürüyüş sonrası bir restorana giriyoruz. Buranın en ünlü yiyeceği yöre halının sarı balık dediği  bir tür sazanı tadıyoruz. Tatlı su balığı çok sevmememe rağmen inanılmaz lezzetli buluyorum. 
Öğleden sonra olmuş bile. Artık uzak bir noktaya Ani Harabeleri’ne doğru hareket ediyoruz. Girişine vardığımızda beni en çok şaşırtan sessizlik oluyor. Etraf nefesimi dinleyebileceğim kadar sessiz.
Kiliseler, camiler, yerleşim yerleri bir bir karşımıza çıkıyor. Ucu bucağı belli olmayan kent Ermenilere, Selçuklulara, Gürcülere, Moğollara ev sahipliği yapmış.
Her köşesinde fotoğraf çekmek her köşesinde mola verip sessizliği dinlemek istiyorum.
Bazı yapıların içini de ziyaret ediyoruz. İçlerinde bizi kimi zaman harika manzaralar karşılıyor.
Ani’de gün batımına da şahit olduktan sonra yorgun ama mutlu bir şekilde Kars’a dönüyoruz. Sırada peynir tadım etkinliği var. Çeşit çeşit peynirlerden tadıyoruz hatta bazılarından 3 kere tadıyoruz :)
Peynir alışverişimizi bitirdikten sonra ise bal köşesine geçiyoruz.
Sonunda oteldeyiz. Bir topkekin üzerine konmuş mumu üflüyorum ve yeni yaşıma hoş geldin diyorum.

Ertesi gün yine yoğun olacağız. O zaman uykuya…