28 Nisan 2017 Cuma

Sana Dün Bir Tepeden Baktım Aziz İstanbul

Hem bu şarkıyı severim hem İstanbul’u. Tabi ki tepelerden İstanbul’a bakmayı da severim ama en çok Pierre Loti’den İstanbul’u seyretmek keyif verir bana. Müze sonrası rotamızı Pierre Loti’ye çevirdik. Yağmur damlaları arabanın camına vururken az sonra Pierre Loti’de olacak olmanın heyecanı içimdeydi.
Vardığımızda mis gibi kokan leylakların içinden geçerek manzarayı seyre koyulduk.
Boşuna altın boynuz dememişler…
Üşüyene kadar manzarayı seyrettikten sonra hemen orada bulunan cafeye yöneldik.
Küçücük ama samimi bir mekandı. Bana hafiften Kapalıçarşı’daki Şark Kahvesini anımsattı. Burada Yaseminella ile türk kahvelerimizi yudumlayarak sohbete devam ettik.
Az ötemizde yer alan soba buraya kışın gelme fikrini aklıma getirdi. İstanbul karlar altındayken buraya gelip sıcacık sobanın yanına kurulup bişiler içmek çok hoş olur diye düşünüyorum.
Evet benden bu kadar, keyifle kalın…

24 Nisan 2017 Pazartesi

Rahmi Koç Müzesi (Son Bölüm)

Müzede küçük bir bölüm de oyuncaklara ayrılmış durumda. Çeşitli bebekler, eski bebek evi setleri, minyatür dükkanlar sergileniyor. Bu tip oyuncakların benzerleri ve tabi ki daha fazlasını Sunay Akın’ın Oyuncak Müzesi’nde de bulabilirsiniz. Daha evvel http://yasamizi.blogspot.com.tr/2013/10/bu-muze-cocuklara-m-hitap-ediyor-yoksa.html ve http://yasamizi.blogspot.com.tr/2013/11/bu-muze-cocuklara-m-hitap-ediyor-yoksa.html  yazılarımda oyuncak müzesinden bahsetmiştim.
Müzenin bir odası da Rahmi Koç’un kişisel eşyalarını içeriyor…
Vee Atatürk Odası…Atatürk’ün hastalığının son günlerinde kullandığı kanlı mendili, Zübeyde Hanım’a ait Kuran-ı Kerim sergilenen önemli hatıralar arasında.
Söz konusu isim Rahmi Koç olunca Beşiktaş bölümü de olmadan olmazdı J Beşiktaş’ın kurulduğu ilk yıllarda kullandığı amblem…
Bahçeye çıktığımızda ise son olarak uçakları görüyoruz ve böylece müze gezimizi sonlandırıyoruz.
Sonrasında istikametimiz müze içinde yer alan Cafe Du Levant oluyor. Bir Fransız cafesi olarak hizmet veren Cafe du Levant çok şirin bir şekilde dekore edilmiş, hoş bir mekan. Fiyatları biraz ortalamanın üzerinde. Ancak üzerinde peynir eritilmiş soğan çorbası denemeye değer.

21 Nisan 2017 Cuma

Rahmi Koç Müzesi (2.Bölüm)

Bahçeye geçiş yaptığımızda Sadun Bora’nın dünyayı dolaştığı yelkenlisi Kısmet bizi karşılıyor.
Kısmet ile ilgili hatıraların bir kısmı…
Bahçede nostalji sokağı olarak isimlendirebileceğimiz çok güzel bir sokak bulunuyor. Burada eski tarz eczane, ayakkabı tamircisi, saat tamircisi, oyuncakçı gibi dükkanlar görmek mümkün.

Bir eczane… Eczaneler bile zaman içinde ne kadar çok değişti. Çocukluğumda sürekli gittiğimiz eczaneyi hatırlıyorum. Tezgahın üzerinde rengarenk kolonya şişeleri bulunur ve içeri girdiğimiz anda burnumuza kolonya kokusu çalınırdı.  Eczane demek o renkli sıvıların dolu olduğu cam şişeler demekti benim için. Tabi artık o şişelerden eser kalmadı.
Bir ayakkabı tamir dükkanı…
Veee atölyeler… Müzede; marangozhane, torna hane, yağ üretim atölyesi gibi bir çok atölye canlandırması bulunuyor.
Zeytinyağ atölyesi…
Nostaljik dükkanları ve atölyeleri gezdikten sonra bu sefer başka bir bölüme yöneliyoruz. Geçmişten günümüze demir yolu taşımacılığı…

Atlı tramvaylar…
Kara tren…
Saltanat treni…
Tam trenlerin yanından ayrılacakken bu sefer başka bir taşıta seyyar kamyonete rastlıyoruz.Çocukluğumda domaaaaates diye bağıran satıcının sesi hala kulaklarımda J
Devam edecek…

19 Nisan 2017 Çarşamba

Harika Bir Müze : Rahmi Koç Müzesi

Müzeyi, ilk açıldığı zamanlarda ailece gezmiş ve çok beğenmiştik. Ancak o zamanlar bloğum olmadığı için paylaşma şansım olmamıştı. Hem blogda paylaşmak hem de yeni eklenen kısımları görmek için müzeyi geçenlerde Yaseminella ile yeniden gezdik.

Müze, antika arabaların bulunduğu kısım ile başlıyor. Çeşitli yıllara ait farklı modellerde arabalar sergileniyor. Açıkçası pek araba merakım olmadığın için benim en az dikkatimi çeken bölüm burası.
Üst kata çıktığımızda ise birbirinden farklı faytonlar görüyoruz.
Ne kadar eski ve ne kadar güzel değil mi? Hele sol köşesinde yer alan lambaya bayıldımJ
İki tekerlek sevenler için envai çeşit bisiklet ve motosiklet bulunuyor.
Bebekler de unutulmamış. Geçmiş yüzyıldan kalma bebek arabaları…
Veee denizcilik bölümü…Bu bölüm sevdiğim bölümlerden birini oluşturuyor. Kayıklar, can simitleri, deniz fenerleri ve denize ait daha bir çok şey sergilenmekte.
Minyatür gemi baş figürleri…
Küreklerde ki işçiliğe bakar mısınız?
Bir kayık yapım atölyesi…
İstanbul’daki hemen hemen tüm iskelelerin maketi mevcut. Ben yakın zamanda ziyaret ettiğimiz Çengelköy İskelesi’ni fotoğrafladım.
Veee su altı… Sakin ve huzur verici
Tabi ki devam edecek J

29 Mart 2017 Çarşamba

Sonsuza Kadar Rezerve

Tiyatrodan yeni çıkmış olmamızdan ötürü oyun hakkında konuşa konuşa gideceğimiz mekana vardık. Nereye mi?1930’larda en şaşalı dönemini yaşayan bir mekana, Bolşevik ihtilalinden kaçmış olan Rusların kültürlerini sürdürmek amacıyla kurdukları bir Rus restoranına “Rejans” a vardık.
Merdivenlerden çıkarken dönemin Rus kızlarının sergiledikleri dans gösterilerinin fotoğraflarını seyre dalabilirsiniz.
Kapıdan içeri girer girmez ise sizi bir masa karşılıyor. Masanın üzerinde “Sonsuza Kadar Rezerve “ yazıyor. Üzerinde bulunan bir duble rakı ile masa sonsuza kadar Mustafa Kemal Atatürk için rezerve edilmiş durumda. Atatürk, bu mekana sık sık uğrar rakısını içer, beyaz leblebisini yermiş. O yüzden onun anısına böyle bir şey düşünülmüş.
Mekanın duvarlarında ise geçmişte orada bulunmuş ünlülerin adı yer almakta. Bu ünlüler arasında Greta Garbo, Jack Deleon..vs bulunuyor.
Masamıza geçtikten sonra güler yüzlü bir garson yanımıza gelerek menüyü uzattı.
Biz önce Rusların meşhur borsh çorbasını tercih ettik. Ardından da piroshky, rus salatası ve bir çeşit Rus mantısı olan Pelmeni ile devam ettik.
Yemekler çok lezzetli miydi? Bence o kadar da değildi. Eh işte fena değil diyeceğimiz türdendi. Ancak ambiyans harikaydı.

Yemek esnasında bir kişi arp çalarak kulaklarımızın pasını sildi. Müzik güzeldi ama yine de küçük bir balalayka gösterisi olsa sanki mekana daha çok uyardı.
Şimdilik benden bu kadar…Keyifle ve keşifle kalın J

27 Mart 2017 Pazartesi

Baştan Sona Nostalji Kokan Bir Cumartesi

Cumartesi günü benim için yoğun ve stresli başladı. Sabah erken saatlerde İtalyanca sınavına girdim. Orta seviyeye geçebilmek için önemli bir sınavdı. Fena geçmedi, bakalım şimdi sonucu bekliyorum.

Sonrasında yine Yaseminella ile buluştuk. Yemek yedikten sonra bu sefer kahve molamızı Lebon Pastanesi’nde verdik.
Eski pastanelerin, restoranların hala hizmet vermesi çok hoşuma gidiyor. Lebon tabi ki 1930’larda ki Lebon değildir sanırım ama yine de isminin devam etmesi ve pastane kültürünü sürdürmesi güzel.
Pastanenin duvarlarında eski Beyoğlu fotoğrafları ve bir müşterinin adisyonunu görmek mümkün.
Burada kahvemizi içip, tatlı atıştırmalıklardan yedikten sonra başka bir nostaljik mekana doğru yola çıktık.   
Veeee Pera Palas’dayız. Pera Palas’a geliş amacımız tiyatroydu. Pera’nın Zamanı isimli oyunu görmek için gelmiştik.
Bu oyun klasik tiyatrolardan biraz farklıydı. Şöyle ki; oyun zamanı geldiğinde bizi 4.katın koridoruna topladılar. Hepimize kulaklıklar dağıtıldı ve bir bellboy gelerek bizi 3 gruba böldü. Sonrasında otel odalarında dolaşmaya başladık. Girdiğimiz odalar arasında Agatha Christie’nin, Kral Franz Joseph’in vakti zamanında konakladığı odalar da vardı. Her odada ayrı bir oyun sahnelendi. Oyuncular çok iyiydi, ama oyunların o kadar iyi olduğunu söyeleyemeyeceğim. Bazı oyunlarda sıkıldığım oldu. Buna rağmen böyle interaktif değişik bir oyunun içinde olmak, böyle bir şeyi deneyimlemek güzeldi. Bunların ötesinde Pera Palas gibi tarihi bir mekanın odalarında dolaşmak zaten çok hoştu.
Oyun sonrası akşam yemeği için yine buram buram nostalji kokan bir mekana gittik. Acaba neresi??