23 Haziran 2017 Cuma

İyi Bayramlar

Bir yanım son derece yeniliklere açıkken bir yanım da hala gelenekçi. Yeni lezzetlerin, yeni mekanların, yeni seyahatlerin peşinde koşarken geçmişte sahip olduğum şeyleri de kolay kolay bırakamıyorum. Bunlardan biri de bayramlar…

Çocukluğumda  arefe günleri babamla alışverişe çıkar ve bana mutlaka bayramlık alırdık. O zamanlar avmler yoktu. Rotamız Osmanbey ya da Beşiktaş olurdu. Yeni elbisemi giymek için bayram sabahını dört gözle beklerdim. Şimdilerde tabi ki kendime bayramlık elbise almıyorum ama yine de bayram günleri özenli giyinmeye çalışıyorum.

Yine çocukluğumda babaannemlere ve anneannemlere bayram ziyaretleri yapardık. Babaannemde göbek tatlısı, anneannemde de baklava her zaman hazır olurdu. Artık ziyaret edecek kimsemiz yok, küçük bir aile olduğumuz için ziyaretçimiz de olmuyor bayramlarda ama ben yine de adet yerini bulsun diye mutlaka bir tatlı hazırlıyorum. Annem, babam ve ben afiyetle yiyoruz J

Kısacası elimden geldiğince bayram ruhunu yaşamaya çalışıyorum ama bu demek değil ki bayramlarda seyahat edenleri acımasızca eleştiriyorum. Bütün sene boyunca yorulan insanların 3-5 günlük tatili nefes almak için kullanması kadar doğal bir şey de yok. Sonuçta herkes kendi tercihini belirler. 
Şimdiden herkese iyi bayramlar ve iyi tatiller diliyorum...

15 Haziran 2017 Perşembe

Ne Güzel Bir Gün

İtalyanca kursum tüm hızıyla devam ediyor. Bu hafta başlayalı tam 1 sene oldu. Şu an İtalyanca’yı konuştuğum söylenemez ama konuşulanları anlamaya başladım. O da yüzde yüz değil ama olsun, ilk başladığım seviyeyi düşünecek olursak epey gelişme gösterdim sanırım. Ah biraz da çalışabilseydim, süper olacaktı.

Geçtiğimiz hafta sonu kursta İtalyan sinemasına ait bir film seyrettik. Orijinal adı “Che Bella Giornata” olan filmin adını Ne Güzel Bir Gün diye çevirebiliriz. Filmi alt yazısız orjinalinden seyrettik. Elbette kaçırdığım noktalar oldu ama genel anlamda izlerken sıkıntı çekmedim.

Filme gelecek olursak Checco Zalone ve Nabiha Akkari baş rolleri paylaşıyor. Oyuncuları ilk defa gördüm ama oldukça başarılı buldum. Komedi türündeki filmde tarihi eserleri korumak için güvenlik görevlisi olan Checco’nun hikayesi konu edilmiş durumda. Keyifli bir 1-2 saat geçirmek için ideal bir film olduğunu söyleyebilirim.

11 Haziran 2017 Pazar

Kitaplığıma Yeni Eklenenler

Uzun zamandır burayı ihmal ettiğimin farkındayım. O zaman bugün kitaplarla bir dönüş yapalım. Son zamanlarda konuları birbirinden tamamen farklı 3 tane kitap okudum.

Birincisi Zülfü Livaneli’nin son kitabı Huzursuzluk… Yazarın anlatımını ve hikayelerini severim. O yüzden kitabı alırken hiç tereddüt etmedim. Zülfü Livaneli bu sefer Suriye’ye uzanmış ve savaşın girdabındaki Yezidileri anlatmış. Hikaye Suriye ve Mardin hattı üzerinde geçiyor. Zaten ince olan kitabı başladığım gün bitirdim. Ancak bitirdiğim zaman aynı kitabın adına yakışır biçimde içimde bir huzursuzluk meydana geldi. İlk defa olarak bir Zülfü Livaneli kitabını keyif alarak bitirmedim.
İkinci okuduğum kitap ise Mario Levi’nin yazmış olduğu Madam Floridis Dönmeyebilir oldu.İnanın son yıllarda hiçbir kitabı okurken bu kadar sıkıldığımı hatılamıyorum. Kitaptaki cümleler paragraf boyutunda. Öyle ki cümleyi bitirdiğim zaman başını unutmuş oluyordum. İlk defa yazarın bir kitabını okudum. Diğer kitapları da böyle midir bilmiyorum ama bi daha aynı yazara ait bir kitap almam sanırım. Tabi ki bu yorumum yazarın başarısız olduğunu göstermez hatta mutlaka başarılı ki Mario Levi olmuş .Sadece bana hitap etmedi diyeyim.
Üçüncü Kitap ise Kuyucaklı Yusuf… Sabahattin Ali’nin güzel eserlerinden biri.Anne ve babasını çocuk yaşta kaybetmiş Kuyucaklı Yusuf’un hikayesi konu ediliyor. Kitabı henüz bitirmedim ama keyifle akıyor. Son yıllarda Kürk Mantolu Madonna fırtınası esiyor fakat bence yazarın diğer kitaplarına da şans verilmeli.Şahsen ben Kuyucaklı Yusuf’u  Kürk Mantolu Madonna’dan daha çok sevdim. 

17 Mayıs 2017 Çarşamba

Ortaköy’de…

Pazar günü Gülşah ile buluştuk. (Önceki yazımda bahsettiğim Gülşah değil, bu Gülşah’a kısaca şen şakrak Gülşah diyebilirsiniz J) Her iki Gülşah’ı da çok seviyorum iyi ki hayatımdalar.

Ortaköy’de güne kahvaltı ile başladık. Henüz sabahın erken saatleri olduğun için etrafa huzur verici bir sessizlik hakimdi. Bi de kimseler olmadığı için en güzel manzaralı masayı kapmıştık J
Yeme içme olayını biraz fazla kaçırmış olabiliriz…
Kahvaltı sonrası Ortaköy sokaklarında dolaşmaya başladık.  Buraya gelip incik boncuk satan tezgahlara bakmadan dönmek olmazdı…
Deniz temalı ürünler satan bir tezgah…
Tasarım saatler…
Baskılı bez çantalar çok hoştu…
Sokaklarda gezerken hadi bir kahve içelim dediğimiz anda karşımıza bu cafe çıktı. Adını bilmiyorum ama dekorasyonu davet ediciydi. O yüzden kahve molamızı burada verdik.
Böylece güzel bir günü de noktaladık. 

15 Mayıs 2017 Pazartesi

Hisart Canlı Tarih ve Diorama Müzesi

Burada daha evvel de bahsettiğim Satır Arası blogunun yazarı Gülşah, beni Akasya Avm içinde yer alan bir sergiye (müzeye) davet etmişti. Bu yüzden Cumartesi günü buluştuk.

Hisart, merkezi Çağlayan’da bulunan ve 1900’lü yıllarda meydana gelmiş savaşları dioramalarla yani 3 boyutlu canlandırmalarla anlatan bir müze.  Eserlerin bir kısmı Mayıs ayı sonuna kadar Akasya Avm içinde sergileniyor.

Bir etkinlikte bulunmak ve o dönemler hakkında fikir sahibi olmak için güzel bir sergi. Ancak savaş sahneleri, filmleri ve hikayeleri benim içimde hep bir huzursuzluk yaratır. Bu yüzdendir ki Avrupa seyahatlerimin hiç birinde toplama kampı ziyareti yapmamışımdır. Sergide ki dioramaları beğeni ile seyretmeme karşın o huzursuzluk duygusundan yine kaçamadım.

Bakalım neler varmış…  
Balkan Göçü…Sevdiklerini, maddi ve manevi sahip oldukları her şeyi geride bırakıp göç eden insanlar…
Çanakkale zaferi…
1.dünya savaşından bir sahne…
Ah Sarıkamış L
Bir Rum çeteci…
2.dünya savaşında esir düşmüş bir Yahudi…
Vietnam Savaşı...
Ve savaş malzemeleri…

11 Mayıs 2017 Perşembe

Büyükada’da Çok Şirin Bir Mekan

Aya yorgi tepesinde dinlenip manzaranın tadını çıkardıktan sonra aşağıya doğru yürümeye başladık. Bu sefer yokuş aşağıya indiğimiz için işimiz kolaydı.
Adanın merkezine geldiğimizde ise bir şeyler içmek için çok şirin bir cafede mola verdik. Büyükada Şekercisi Candy İsland isimli cafe rengarenk duvarları, masaları, sandalyeleri ile Alice Harikalar Diyarı görüntüsünde bir yer.
Aynı zamanda bir şekerci dükkanı olan cafede envai çeşit şeker bulmak mümkün.
Limonatası ve tatlıları da oldukça lezzetliydi.
Biraz daha sokakları gezdikten sonra dönüş yoluna geçtik.
Yalnız dönmeden evvel adanın meşhur dondurmacısına uğrayıp dondurma almadan dönmek olmazdı. Çok ilginç ki bu sefer dondurmacının önünde kuyruk yoktu.
Seyahatle kalın…

9 Mayıs 2017 Salı

Büyükada’da Bir Pazar

Prens adaları içinde en sevdiğim kuşkusuz Büyükada (Bu arada Kınalı’yı henüz görmedim ). Geçtiğimiz Pazar ailece burada vakit geçirdik.  Sabah 8:30 vapuru ile adaya hareket ettik. Vardığımızda ada gayet sessiz ve sakindi. Öğle üzerine doğru ise kalabalık iyice arttı. Bu yüzden erken gelerek iyi yaptığımızın bir kez daha farkına vardık.

İlk durağımız Ada Kahvaltı oldu. Burası, iskeleye yakın bir sokakta bir köşkün bahçesinde kahvaltı hizmeti veren bir mekan. Ev yapımı reçeller, ev yapımı poğaçalar, lezzetli kahvaltılıklarla kendimizi evimizde hissederek kahvaltı yaptık. Mekan sahibi de oldukça ilgiliydi. Bir daha adaya yolumuz düşerse kahvaltı mekanımız artık belli J
Kahvaltı sonrası ada sokaklarında yürüyerek Aya Yorgi tepesine doğru yol aldık.
En son üniversite yıllarımda tepeye çıktığım için yokuşun ne kadar yorucu olduğunu unutmuşum. Valla haftada 2-3 defa spora yapmama rağmen beni epey zorladı.
Tepeye adını veren Ayo Yorgi Kilisesi… Buraya her sene insanlar dilek dilemek için geliyorlar. Yokuş başından itibaren bir makarayı açarak kiliseye ulaşıyorlar. Ben bu tip şeylere pek inanmadığım için uygulamadım ama yol boyunca açılmış oldukça fazla sayıda ip gördüm.
Yaklaşık 100 sene evvel inşa edilmiş kilisenin içinden bir görüntü…
Veee manzara…Sırf bu manzarayı seyredebilmek ve manzaraya karşı bişiler içebilmek için buralara çıkmıştık. Tabi ki değdi J

4 Mayıs 2017 Perşembe

Moonlight ve Grace of Monako

Oscar adayları açıklandığından beri Moonlight’ı seyretmek istiyordum ve sonunda seyredebildim. Hikaye siyahilerin yaşadığı bir mahallede geçiyor. Uyuşturucu bağımlısı annesi ile yaşayan Chiron çevresindeki insanlara göre farklılık göstermektedir. O, zorba düzene uymayan, duygusal bir çocuktur. Bu özellikleri maalesef onun çevresi tarafından fiziksel ve sözel şiddete uğramasına neden olur ve zor bir çocukluk geçirir. Gençliğe adım attığı ilk yıllarda ise durum değişir ve  o da işleyen çarka uyar, kendi tabiri ile “sert” bir adam olur. En kötüsü de hiç sevmediği uyuşturucu işine bulaşır. Bu arada filmde Chiron’un gay olması ve onun hikayesi de işleniyor. Gelelim film güzel miyidi? Fena değildi ama bence Oscar alacak kadar da iyi değildi ne var ki akademi onu senenin en iyi filmi seçti.
Diğer izlediğim film ise Grace of Monaco oldu. Bana göre dünyanın gelmiş geçmiş en zarif kadını olan Grace Kelly’nin hayatını seyredeceğim için heyecenla oturdum filmin başına ama maalesef hayal kırıklığı yaşadım.İnanılmaz derecede sıkıcıydı. Filmde, Grace Kelly’nin tüm hayatı değil Fransa’nın Monaco’yu kuşattığı dönem ve o dönemde Grace Kelly’nin siyasi rolü anlatılmış. 10 dakikalık konu 2 saate yayılmış. Kısacası ben hiç beğenmedim.,
İyi seyirler…

2 Mayıs 2017 Salı

Kitaplar, Kitaplar…

Kitaplığımda ki kitap sayısı gittikçe artıyor. Son zamanlarda kitap almamaya özen gösteriyorum. Daha önce almış olduğum kitaplar arasından seçim yaparak okuyorum. Şimdi burada okuduğum son 3 kitabı paylaşmak istiyorum.
Birincisi, Nermen Bezmen’in Bizim Gizli Bahçemizden…Sanırım yazarın okumadığım kitabı kalmayacak J Nermin Bezmen bu kitabı eşinin ölümünden sonra kaleme almış. Eşi Pamir Bezmen ile tanışma ve flört hikayesini anlatıyor. Kitapta zaman zaman günümüze geliyor zaman zaman da 1970’li yıllara gidiyor. Kitap güzeldi yalnız günümüze geldiği anlarda biraz sıkıcıydı.
İkinci okuduğum kitap ise Sarah Jio’nun Yeşil Deniz Kabukları oldu. Bu kitap için klasik bir bestseller romanı diyebiliriz. Okurken gayet güzel kafa dağıttı ancak bitiminden 1 hafta sonra kitapla ilgili pek bir şey hatırlamıyordum J
Son okuduğum kitap ise Metin Hara’nın Dem kitabı. Okumayı henüz bitirmedim. Daha önce yazarın Yol kitabını okumuştum, Dem de onun devamı niteliğinde. Yine benzer konular işleniyor. Enerji akışı, bilinci yönlendirmek, anda kalmak…vs. Güzel bir kitap, tavsiye ederim.
Keyifli okumalar…

28 Nisan 2017 Cuma

Sana Dün Bir Tepeden Baktım Aziz İstanbul

Hem bu şarkıyı severim hem İstanbul’u. Tabi ki tepelerden İstanbul’a bakmayı da severim ama en çok Pierre Loti’den İstanbul’u seyretmek keyif verir bana. Müze sonrası rotamızı Pierre Loti’ye çevirdik. Yağmur damlaları arabanın camına vururken az sonra Pierre Loti’de olacak olmanın heyecanı içimdeydi.
Vardığımızda mis gibi kokan leylakların içinden geçerek manzarayı seyre koyulduk.
Boşuna altın boynuz dememişler…
Üşüyene kadar manzarayı seyrettikten sonra hemen orada bulunan cafeye yöneldik.
Küçücük ama samimi bir mekandı. Bana hafiften Kapalıçarşı’daki Şark Kahvesini anımsattı. Burada Yaseminella ile türk kahvelerimizi yudumlayarak sohbete devam ettik.
Az ötemizde yer alan soba buraya kışın gelme fikrini aklıma getirdi. İstanbul karlar altındayken buraya gelip sıcacık sobanın yanına kurulup bişiler içmek çok hoş olur diye düşünüyorum.
Evet benden bu kadar, keyifle kalın…

24 Nisan 2017 Pazartesi

Rahmi Koç Müzesi (Son Bölüm)

Müzede küçük bir bölüm de oyuncaklara ayrılmış durumda. Çeşitli bebekler, eski bebek evi setleri, minyatür dükkanlar sergileniyor. Bu tip oyuncakların benzerleri ve tabi ki daha fazlasını Sunay Akın’ın Oyuncak Müzesi’nde de bulabilirsiniz. Daha evvel http://yasamizi.blogspot.com.tr/2013/10/bu-muze-cocuklara-m-hitap-ediyor-yoksa.html ve http://yasamizi.blogspot.com.tr/2013/11/bu-muze-cocuklara-m-hitap-ediyor-yoksa.html  yazılarımda oyuncak müzesinden bahsetmiştim.
Müzenin bir odası da Rahmi Koç’un kişisel eşyalarını içeriyor…
Vee Atatürk Odası…Atatürk’ün hastalığının son günlerinde kullandığı kanlı mendili, Zübeyde Hanım’a ait Kuran-ı Kerim sergilenen önemli hatıralar arasında.
Söz konusu isim Rahmi Koç olunca Beşiktaş bölümü de olmadan olmazdı J Beşiktaş’ın kurulduğu ilk yıllarda kullandığı amblem…
Bahçeye çıktığımızda ise son olarak uçakları görüyoruz ve böylece müze gezimizi sonlandırıyoruz.
Sonrasında istikametimiz müze içinde yer alan Cafe Du Levant oluyor. Bir Fransız cafesi olarak hizmet veren Cafe du Levant çok şirin bir şekilde dekore edilmiş, hoş bir mekan. Fiyatları biraz ortalamanın üzerinde. Ancak üzerinde peynir eritilmiş soğan çorbası denemeye değer.