19 Mayıs 2016 Perşembe

Lavanta Tarlalarına Yolculuk

Seyahatimizin 2.gününde Fransa’nın Provence bölgesine doğru yola çıktık. Bölge sahip olduğu lavanta tarlaları ile biliniyor. Gönül isterdi ki mosmor tarlaları görelim, lavanta kokusundan sarhoş olalım. Ancak mevsim itibari ile lavantalar henüz çiçek açmamıştı. (Haziran ayı mevsimiymiş) Yine de güzel manzaralar eşiliğinde yolculuk yaparak Avignon’a geldik ve orada bol bol lavanta ile haşır neşir olduk.

Avignon tipik bir orta çağ kenti. Şehrin girişinde misafirleri karşılayan Pont Saint Benezet köprüsü Unesco dünya miras listesinde yer alıyor. Yarısı yıkılmış olan köprü turizm pazarlaması gereği tamir edilmemiş. Böylece bir çok turistin ilgi odağı oluyor. Bu arada köprünün üzerine çıkmak ücretli. Tabi ki bu gereksiz eylemi yapmadık J
Şehrin bir diğer önemli eseri ise papalık sarayı…
Papalık Sarayı’nın tam önünden turistik otobüs kalkıyor ve Avignon’u gezdiriyor. Biz de bu otobüse binerek bir gezinti yaptık.
Şehrin meydanında ise bir atlı karınca kurulmuş durumda. Rengarenk atlı karıncayı görünce çocukluğuma dönüverdim. Ah keşke çocuk olsam da bir atın üzerinde dönüp dursam diye aklımdan geçirirken koca koca kadınların bindiğini gördüm. Bu olayı görmemle kendimi bir atın üzerinde bulmam arasında geçen süre sanırım saniyelerle sınırlıdır. 3 dakikalığına çocukluğuma dönerek çok keyifli zaman geçirdim.
Ardından Avignon’un dükkanlarını dolaşmaya başladık. Tatil boyunca gördüğüm en güzel dükkanlar kesinlikle buradaydı. Lavanta keseleri, lavanta sabunları, provence bölgesi resimli mutfak eşyaları, özel tasarım elbiseler…vs. Hepsi birbirinden güzeldi. Dükkanlarda dolaşmaya o kadar çok kendimi kaptırmışım ki çok az fotoğraf çekmişim.
Avigon gezisi sonrası bir diğer Provence şehri olan Aix En Provence’ye doğru yola çıktık. Ben Aix En Provence şehrini nedense bir Fransız şehrinden çok İtalyan şehrine benzettim. İşte o dar sokaklar…
Aşağıdaki resimde görünen bir heykelmiş. Evet evet resimde heykel gözükmüyor. Zaman içinde heykeli yosun kaplamış ve şimdiki görünümüne bürünmüş. En iyisi yosun heykel diyelim adına…

Şehrin en önemli cafesi ise 1792 yılından beri varolan ve o günkü görünümü ile menüsünü hala koruyan “Les Deux Garçons”. Bu cafenin önemi sadece eski bir cafe olmasından değil aynı zamanda ressam Cezanne ve yazar Emile Zola’nın buluşma noktası olmasından geliyor.

9 yorum:

  1. ay dur dur, bu yörelerde doğa çiftlik gezdiniz mi yani şehir dışııııı var mı foto yaaa merak ettiğim yerler deee :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha çok şehir içlerini gezdik ve büyük kasabalara gittik Deep. Vakit darlığından ötürü doğa ile çok haşır neşir olamadık.

      Sil
  2. biz herşeyi yakıp yıkarken,orada sanatçılarının buluşma noktası diye kafeler,mönüler korunuyor.
    biliyor musun 70 yıllık açıkhava sahnesi yıkılıyor!

    YanıtlaSil
  3. Uzun zamandır bloğuna girmemişim , ne de güzel bir fikir bu tatil :) keyfiniz bol olsun canım benim

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Nesrincim, öpüyorum...

      Sil
  4. Ay ne kadar güzel ben de gezmeyi çok seviyorum lavantaların açtığı zaman gidilse ne güzel fotoğraflar çekilir =)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Lavantaların açtığı zaman muhtemelen bir görsel şölen yaşanıyordur.Umarım öyle bir zamanda gidip bol bol fotoğraf çekersiniz..

      Sil
  5. Arşivimde Provence bölgesi ile ilgili resimler biriktirmiştim. Genelde yapmam. Ama öyle huzur veren kareler ki... Umarım o huzur gezdiğiniz yerlerde size de etki etmiştir.
    Çok güzel bir seyahat olmuş .

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tabi ki etkisi oluyor ama koştururken çok farkına varmadık.Dönüşte o etkiyi daha çok hissettik.

      Sil