İstanbul Oyuncak Müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul Oyuncak Müzesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Kasım 2013 Cuma

Bu Müze Çocuklara mı Hitap Ediyor Yoksa Büyüklere mi? (2.Bölüm)

Son yazımda İstanbul Oyuncak Müzesi’nden bahsetmiş ama yazıyı tamamlamamıştım. Bugün devamını getirelim bakalım.

4 katlı köşkün odalarında gezerken çok farklı oyuncaklarla karşılaşıyoruz. Köşkün en dikkat çeken bölümü 2.dünya savaşına ayrılmış bölüm. Burada Almanlar tarafından üretilmiş, savaş sahneleri içeren oyuncaklar görmek mümkün. Savaş sahnelerinde yaralılar, başına vurularak öldürülen yabancı askerler, cesetler yer alıyor. Oyuncaklar 1933 yılında üretilmiş yani savaş başlamadan tam 6 sene evvel. Hitler bu kanlı savaşa oyuncaklarla hazırlık yapmış diyebiliriz.
Oyuncakların hemen yanında yine savaş döneminde askerlerin ailelerine yolladığı kartpostallar yer alıyor.

Biraz daha ilerleyince çok uzaklardan Japonya’dan bize gelmiş bazı eşyalar görüyoruz. Bu eşyalar Hiroşima’da bombalanan bir okula ait. (Eriyen camlar, bazı okul eşyaları..vs)
Bu kasvetli bölümün ardından çizgi film karakterlerine ait oyuncaklar karşımıza çıkıyor. Daltonlar teslim olmuş, şirinler ise hep bildiğiniz gibi J

Başka bir odada ise 1981 yılında yani Lady Diana’nın kraliyet ailesine gelin olduğu senede üretilmiş bir Diana bebeği göze çarpıyor.
Daha sonra camlı bir bölümde bir Türk bayrağı görüyoruz. Bu Türk bayrağı 1971’de aya giden uzay aracının içindeki bayrakmış.
Müzenin alt katında (cafenin bulunduğu kat) ise nostaljik bir bölüm yer almakta. Burada dünden bugüne Coca Cola standı, tipi tip sakızlar gibi artık günümüzde olmayan markaların ürünleri yer alıyor.


30 Ekim 2013 Çarşamba

Bu Müze Çocuklara mı Hitap Ediyor Yoksa Büyüklere mi?

Bir kaç sene evvel tv'de Sunay Akın'a rast gelmiştim;  çocukluğundan, koleksiyon merakından ve Oyuncak Müzesi’ne dönüştürdüğü aile köşkünden bahsediyordu. O gün bugündür burayı görmek istiyor ama bir türlü fırsat bulamıyordum. Sonunda geçtiğimiz uzun bayram tatilinde  gitmeye karar verdim.  Önce internetten adresi aldım ardından  telefon ederek müzenin açık olup olmadığını kontrol ederek yola çıktım.

Müze, Erenköy’de yer alıyor. (Göztepe de olabilir, Anadolu yakasını çok iyi bilmediğim için semtleri karıştırıyorum J) Sokağa girince bembeyaz köşk, yüksek katlı binalar arasında hemen fark ediliyor. Köşkün çevresinde dev zürafalar, kurşun askerler ve eşeğe ters binmiş Nasrettin Hoca heykelleri bulunuyor.

Girişte bir sürü çocuğu bir arada görünce acaba çok mu çocuksu bir yer diye bir an için tereddüt ettim. Ancak buralara kadar geldikten sonra dönmek olmazdı. İçeri girdim ve dolaşmaya başladım.
Müzede her şey çok düzenli bir şekilde sergileniyor. Oyuncaklar üretildiği ülkelere ve yıllara göre bölümlere ayrılmış. İlk önce 1900 yılından kalma oyuncakları görüyoruz.

20’li 30’lu yıllar derken 1950’li yıllara geliyoruz. 1950 yılında Türkiye’de üretilen oyuncaklar ile Japonya’da üretilen oyuncaklar arasındaki fark bariz bir şekilde görülüyor. Biz naylon bebek üretimindeyken onlar kurmalı, tüylü oyuncaklara çoktan geçiş yapmışlar. Konu ile ilgili çektiğim fotoğraflar aşağıda yer almakta.

Daha sonra çeşitli ülkelere ait oyuncaklar görüyoruz. Her ülke kendi giyinişini, yaşam tarzını bu oyuncaklara yansıtmış. Kenya , Eskimo, Yeni Gine oyuncakları bazı örnekler teşkil etmekte.

Eskimo oyuncakları

Kenya ve Yeni Gine örnekleri
Üst katta ise arabalara ve diğer motorlu araçlara ayrılmış bir bölüm yer alıyor. Burada Türk üretimi plastik arabalarla, çeşitli ülkelerde üretilmiş motosikletler ilk dikkat çeken oyuncaklar oluyor. Özellikle motosikletler oyuncaktan ziyade maketi anımsatıyor.

Köşkün koridorlarında ilerlerken siyah peluş bir ayı gözümüze çarpıyor. Aslında görüntü olarak bu siyah ayıcık her hangi bir oyuncakçı dükkanında görebileceğimiz bir oyuncağa benziyor. Ancak farklı bir anlamı var. Bu siyah ayıcık 1912 yılında meydana gelen Titanic kazası sonrası ölen kişilerin anısına tam 1912 adet üretilmiş. Bu da üretilenlerden bir tanesi.
Köşkün başka bir odasında ise kolu kırık oyuncak bir bebeğe rastlıyoruz. Bu bebeğin de özel bir anlamı varmış. 1944 yılında Kastamonu’da meydana gelen depremde küçük bir kız çocuğu enkaz altında kalmış. Uzun bir süre sonra ise kurtarılmış. Kurtarıldığında yanında kolu kırık oyuncak bebeği varmış. Kız tedavi olurken bebeğin de kolunu bantla sararak tedavi etmişler J O kız yıllar sonra - emekli öğretmen olduktan sonra - bu müzenin kurulduğunu öğrenmiş ve bebeğini müzeye hediye etmiş.
Müzede dikkatimi çeken detayları yukarıda paylaşmak istedim ancak hepsi bundan ibaret değil. Onları da artık bir daha ki yazıma paylaşmayı düşünüyorum. Yalnız şunu söyleyebilirim bu müze çocuklardan çok büyüklere hitap ediyor. Tabi ki çocuklar da gezebilir ancak bir çok oyuncak anlam yüklü olduğu için büyüklere biraz daha fazla hitap ediyor diye düşünüyorum.